Üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 1.512
Tecrübe Puanı: 18
Rep Puanı : 10
Rep Derecesi : 
Ettigi Tesekkür: 448
Aldigi Tesekkür: 879
|
--->: El-latıf
Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Gözler O’nu idrak edemez; O gözleri idrak eder; O Latif’tir, her şeyden haberdardır.”
el-Hattâbî der ki: “Latîf, bilmedikleri yönden kullarına lütuflarda ve iyiliklerde bulunan, onlara düşünemedikleri yönden yararlar sağlayandır. Allah şöyle buyurur: “Allah, kullarına karşı lütuf sahibi olandır; dilediğini rızıklandırır.”
İbn Arabi’nin Latîf’i şöyle tanımladığı rivayet edilir: “Latîf, seni ihtiyaç ve amacına kibarlıkla ulaştırandır. “Allah sana lütfetti” denildiğinde bu, “Allah güzellikle seni amacına kavuşturdu” demektir.”
Bazı kimseler Latîf’i, “Keyfiyeti idrak edilemeyen, gizli olan” şeklinde tanımlamışlardır.
Gazali Allah’ın Latîf ismi hakkında şunları söyler: “Latîf, yararlı olan şeylerin gerçeklerini ve inceliklerini bilen, sonra da bunları, sert olmayan yumuşak bir yolla hak edenlere ulaştırandır. Bu bilgi ve yumuşak fiil, herhangi bir şeyde bir arada bulunduğunda lütuf anlamı gerçekleşmiş olur. Bu anlamın Allah’tan başkası için gerçekleşmesi düşünülemez. Çünkü Allah’ın her şeyin inceliklerini, gizliliklerini ve gerçeklerini bildiği kuşkusuzdur. O’na göre gizli ve açık şeyleri bilmek aynıdır. Allah’ın, fiillerinde yumuşak olmasının ise zaten bir sınırı yoktur.”
Kurtubî der ki: “İslâm âlimleri Latîf’i birçok değişik anlam ve ifadelerle tanımlamışlardır. Yirmi ikiye kadar çıkan bu tanımları şöyle sıralayabiliriz:
1 - İbn Abbas “Allah, kullarına karşı lütuf sahibi olandır.” âyetini, “Onlara hoş ve güzel davranandır” şeklinde açıklamıştır.
2 - Onlara iyilik edendir.
3 - İyi kimseye de kötü kimseye de iyilik yapandır. İsyanları nedeniyle onları açlıktan öldürmez.
4 - Kullarına yumuşak davranandır.
5 - Huzuruna çıkışta ve hesaba çekilişte onlara yumuşak davranandır.
6 - Rızık vermede kullarına iki yönde iyilik yapandır. Birincisi, onları güzel şeylerle rızıklandırması; ikincisi ise, rızklarını bir defada kendilerine vermeyip israf etmelerine ve savurganlık yapmalarına mani olmasıdır.
7 - Kendisini tanımalarını sağlamakla veli kullarına; inkarları nedeniyle hemen cezalandırmamakla da düşmanlarına pek lütufkardır.
8 - İnsanlardan ümidini kesip kendisine sığınan, yönelen ve dayanan kullarına lütuflarda bulunan, onları kabul eden ve onlara yönelendir.
9 - İnsanlar arasında kullarının iyiliklerini yayan, kötülüklerini örtendir.
10 - Azı kabul edip çoğu verendir.
11 - Dünyada rızkını keserek kimseden öç almayan, âhirette de kimsenin merhametinden ümit kesmediğidir.
12 - Adaletinden korkulan ve iyilikleri (ihsanı) umulandır.
13 - Kuluna çalışmasından daha fazlasını veren ve ona gücünden fazlasını yüklemeyendir. Allah şöyle buyurmuştur: “Nimetlerini açık ve gizli olarak size bolca ihsan etti.”, “Allah (ağır yükleri) sizden hafîfletmek ister.”
14 - Kendisine isyan edeni cezalandırmakta acele etmeyen, umut edenin de umudunu boşa çıkarmayandır.
15 - Dinine hizmet edene yardım eden ve çokça övendir.
16 - İsteyeni geri çevirmeyen, ümit edeni ümitsiz kılmayandır.
17 - Hataları affedendir.
18 - Kendi nefsine acımayana acıyandır.
19 - Ariflerin müşahede ettikleri sırlarla etrafı aydınlatan, dosdoğru yolu onların metodu yapan ve bardaktan boşanırcasına gökyüzünden yağmur yağdırandır.
20 - Hayal ile kendisine ulaşılamayandır. (Hayal edilemeyendir.)
21 - Fiillerin en gizli inceliklerini bilendir. Anne karnında cenini yaratması, fışkı ile kan arasından göğüslerden halis süt çıkarması gibi.
22 - Her zorluğu kolaylaştıran ve her kırığı onarıp iyileştirendir.
Allah’ın Lütfünün Bazı Görüntüleri
1 - Râzî der ki: “Burada Allah’ın gökleri, yıldızları, elementleri, insanları, hayvanları ve bitkileri yaratmasının hikmetinden ve bunların inceliklerinden söz edebiliriz. Eğer Yüce Allah’ın, bir kulun hiç zorlanmadan kolaylıkla alıp yediği bir lokmadaki lütfünü düşünecek olursak, bunda aciz kalırız. Zira bu lokma ağzımıza gelinceye kadar birçok aşamadan geçmiş, öyle önümüze gelmiştir. Bu lokmanın hazır hale gelmesi için nice kimselerin emeği geçmiştir. Çiftçisinden bakıcısına, sulayıcısından taşıyıcısına, yoğurucusundan pişirenine ve satıcısına kadar daha nice kimselerin bu lokmada emeği vardır. Bütün bu kimselere güç veren Allah, her işinde hikmet sahibidir. Her işi en ince detayına kadar idare eden O’dur. Allah, işleri idare etme yönüyle Hâkim; var etme yönüyle Cevâd (cömert); tertip ve düzenleme yönüyle Musavvir (şekillendiren); her şeyi yerli yerine koyma yönüyle Âdil; hiçbir inceliği gözden kaçırmaması ve her şeyi yumuşaklıkla yapması yönüyle de Latîf’tir.
Bu fiillerin yaratılış gerçeklerini bilmeyenler, bu isimlerin gerçek anlamlarını da bilemezler.”
2 - Latîf ismi, eşyaların gizli ve inceliklerini bilme, varlıklara nimetlerini gizli yollarla, kibarlık ve yumuşaklıkla ulaştırma anlamlarını da kapsar. Şu âyet bu anlama işaret etmektedir: “Oldukça nazik davransın ve sakın sizi kimseye sezdirmesin.”
Hz. Yusuf’un babasından ayrı düşmesi, köle olarak satılması, ardından evinde bulunduğu kadının saldırısına uğraması, kendisine iftira edilmesi ve hapse atılması gibi Zâhiren musibet ve sıkıntı olarak görülen birçok durum, gizli bir nimet ve fethe dönüşmüştür. Allah bütün bu sıkıntıları, O’nun dünya ve âhiret mutluluğu için bir sebep yapmıştır.
3 - Allah’ın kullarına belâ ve musibetler vermesi, istemedikleri ve hoşlanmadıkları şeyleri onlar emretmesi, buna karşılık arzuladıkları şeyleri onlara yasaklaması bu tür gizli nimetlerden sayılır. Bütün bunlar, dünyada ve âhirette kendilerini mutluluğa kavuşturacak nimetlerdir. Unutulmamalıdır ki cennet, istenmeyen şeylerle, cehennem de istenilen şeylerle çevrilmiştir. Hz. Peygamber bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır: “Allah’ın mü’min için takdir ettiği her şey, kendisi için hayırdır. Bir bolluk geldiğinde şükreder. Bir darlık geldiğinde ise sabreder, böylece sevap kazanır. Bu durum sadece mü’min olan içindir.”
4 - Şükür ve sabır ihsan edilen kimse için Allah’ın takdir ettiği her şeyde hayır vardır. Buna göre Allah’ın Hz. Âdem, Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa ve Hz. Muhammed (s.a.v.)’e yaptığı, dışardan belâ ve musibet görünen bütün fiiller onlar için gizli birer nimet olmuş, bu nimetler sayesinde kemale ermiş ve mutluluğa kavuşmuşlardır.
Örnek olarak Hz. Musa’nın kıssasını düşünelim. Musa, firavunun doğan bütün bebekleri boğazladığı bir dönemde doğdu. Ama O, bundan kurtuldu. Allah, annesine onu nehre bırakmasını emretti. Annesi emir üzerine onu nehre bıraktı. Allah kendi lütfü ve inâyeti ile onu, doğan her erkek bebeği boğazlayan ve ilerde kendisini helak edeceği düşmanının sarayına sürükledi. Böylece Allah onu, bizzat düşmanının evine ve yatağına attı. Sonra bir sebep takdir ederek onu, Mısır’ın dışına çıkarıp firavunun hükmünün olmadığı bir yere ulaştırdı. Ardından yine bir sebep takdir ederek onu bekârlıktan ve yoksulluktan kurtardı. Evlenmesini ve zenginleşmesini sağladı, sonra da düşmanının ülkesine geri gönderdi. Musa, firavunla mücadele etti ve kendisine verilen bütün mucizeleri ona gösterdi. Ancak firavun ve ileri gelenler inanmadılar. Ona ve inananlara baskı ve şiddet uyguladılar. Bunun üzerine Musa, kendisine inananlarla birlikte kaçak bir şekilde oradan çıktı. Firavun ve askerleri onları yakalamak için peşlerine düştü. Oysa bu, onlar için sonun başlangıcıydı. Düşmanlarına karşı Musa’ya ve inananlara Allah’ın yardımı gelmişti. Kendilerini takip edenler, gözlerinin önünde denizde boğulup helak olmuşlardı.
Bu olay bize, Allah’ın dilediği kimseye güzel, dilediği kimseye de kötü akıbet verdiğini ve istediğini istediği şekilde gerçekleştirdiğini açıklamaktadır. İnsanların aklı, Allah’ın fiillerinde saklı bulunan merhamet ve nimetleri anlamaktan acizdir. İnsanlar bu fiillerin hikmetlerini, Allah’ın isim ve sıfatlarının gerçeğini bilemez ve kavrayamazlar. Hz. Âdem’in kendisine yasaklanan ağaçtan yemesi ve bu yüzden cennetten çıkarılmasının nice hikmetleri vardır. Ancak insan aklı, bu hikmetlerin ayrıntılarını bilemez. Aynı şekilde akıl, gizli yollarla gelen ve en güzel sonuçlar doğuran sayısız hikmetlerin sırlarını da bilemez.
Bu İsmi Bilmenin Faydaları
1 - Allah’ın kullarına karşı son derece yumuşak olmak, Allah’a davet ederken hoş ve tatlı dil kullanmak. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “O’na yumuşak söz söyleyin.”Âlimler der ki: “ Allah’ı tanıyan ve bilen (ârif) kimse, bir iyilik emrederken öğüt veren bir üslupla ve yumuşaklıkla emreder. Sert ve kaba bir üslup kullanmaz. Allah’ın kaderdeki sırrını bilip-gören bir kimse, nasıl böyle davranmasın ki?”
2 - Sana gizli lütuflarda bulunan, bolluk ve darlıkta sana iyilikleri ulaşan Allah’a her daim şükretmekle meşgul olmalısın. En gizli hallerini, bütün söz ve amellerindeki sırları bildiği için O’ndan hayâ etmelisin. Bilmelisin ki, gökte ve yerde ne varsa zerre ağırlığınca bile olsa hiçbir şey, mutlak Yaratıcıdan gizli değildir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Yaratan bilmez mi? O, Latîf’tir; Habîr’dir.”
Konu srseriii tarafından (04-26-2010 Saat 19:05 ) değiştirilmiştir..
|