![]() |
|
|
#1 |
|
|
Hint Tanrıçaları [Only Registered Users Can See Links. Click Here To Register...] Anuradha Anuradha, Hinduizm'de iyi şans tanrıçasıdır. Dakşa'nın kızı, Chandra'nın karısıdır. Ayrıca Bharani'nin kız kardeşidir. [Only Registered Users Can See Links. Click Here To Register...] [Only Registered Users Can See Links. Click Here To Register...] Devi Daha çok Devi olarak anılan Vaişnodevi (देवी, Devī, Sanskritçe ve Hinduca'da) Hinduizm'in İlahi Annesi'dir. Jai Mata Di ve Mata Rani diğer isimlerindendir. Kuvvetin tanrıçası olarak tanınan Devi, ilahiliğin (veya ilahi gücün) dişil yönü olarak tanımlanır; enerji veya itici güç (Şakti) olarak çoğunlukla eril yön ile eşit role sahiptir. O olmadan, bilinci ve yargılamayı temsil eden eril yön güçsüzdür. [Only Registered Users Can See Links. Click Here To Register...] [Only Registered Users Can See Links. Click Here To Register...] Durga Durga (Sanskritçe: दुर्गा, Bengalce: दुर्गा) Hinduizm'de bir Devi, ulu (en üstün) tanrıça, formudur. Bir aslanı süren ve birçok kolunda silahlar taşıyan, elleri mudra şeklinde bir kadın olarak tasvir edilir. Tanrıçanın bu formu dişil ve yaratıcı enerjinin (Şakti) tecessümü yani cismanileşmesi, vücut bulmasıdır. Bazı geleneklerde Saraswati veya Lakşmi'nin enkarnasyonu olarak geçerken, diğer geleneklerde bu iki tanrıça (Saraswati ve Lakşmi) onun kız evlatları olarak geçe Vaişnodevi'nin ana tapınağı, Jammu ve Keşmir bölgesinin Jammu kısmında bulunur. [Only Registered Users Can See Links. Click Here To Register...] Kali Kali, Hinduizm'de uzun ve karmaşık geçmişe sahip bir tanrıçadır. İlk dönemlerden beri süregelen vahşet ve öfke yaratığı niteliği bugün hâlâ etkiye sahip olsa da, daha kompleks Tantrik inançlar zaman zaman onun görevini ve rolünü Mutlak Gerçek veya Varlığın Kaynağı gibi nihai mevkilere taşımıştır. Sonuç olarak, daha yeni (güncel) sayılabilecek adanış hareketi Kali'yi daha çok bir ana tanrıça olarak tasavvur etmektedir. Kali deva (tanrı) Şiva'nın yanı sıra birçok devi (tanrıça) ile ilişkilendirilmiştir. Kali genellikle Şiva'nın eşlerinden biri olarak görülmüştür. İsmi kala sözcüğünün dişil şekli olarak görülebilir (Sanskritçe kala , karanlık ve zaman gibi anlamlarda kullanılırdı ki burada zaman ölüm kavramı için kullanılan bir öfemizmdir); ayrıca Siyah Kadın anlamına da gelir ki, eşi olan beyaz Şiva'nın tersidir. İlişkilendirildiği veya özdeşleştirildiği tanrıçalardan bazıları Durga, Bhowani Devi, Sati, Rudrani, Parvati, Chinnamasta, Chamunda, Kamakşi, Uma, Menakşi, Himavati ve Kumari'dir. Bu isimler tekrarlandığında, inanan (ibadet eden) kişiye özel güçler verdiğine inanılırdı [Only Registered Users Can See Links. Click Here To Register...] Lakşmi Lakşmi (Sanskritçe: लक्ष्मी lakṣmī) Hindu inanışında tanrı Vişnu'nun karısı. Bolluk, iyi şans ve güzellik tanrıçası. [Only Registered Users Can See Links. Click Here To Register...] Parvati Parvati (Sanskritçe: पार्वती Pārvatī) Hinduizm'de bir Hint tanrıçasıdır. Özellikle evli kadınlar, kocalarına sağlık ve uzun yaşam dilemesi için ona tapınırlar. Bu Hinduizm'deki çok eski bir gelenektir. Parvati metinlerin açıklamasında genellikle Şakti veya Durga'nın bir temsili olarak görülmüştür. Uma, Lalitha, Gowri, Şivakamini ve Aparna yüzlerce farklı isminden birkaçıdır.Parvata Sanskritçe "dağ" anlamına gelen sözcüklerdendir; böylece "Parvati" "Dağların O'su (Kadını)" gibi bir anlama gelmektedir. İsminin bu anlamının nedeni Parvati'nin, dağların tanrısı olan Himavan'ın kızı olmasındadndır. Parvati'nin ebeveynleri Himavat yani Himalaya dağlarının tecessümü (cismanileşmiş, vücut bulmuş hali) ve apsara Menā'dır. Parvati genel inanışta Şiva'nın ikinci eşidir. Fakat Dakşayani'den (Şiva'nın ilk eşi) farklı değildir, aslında onun bir reenkarnasyonudur. [Only Registered Users Can See Links. Click Here To Register...] Saraswati Saraswati (Sanskritçe: सरस्वती) Hinduizm'deki üç büyük tanrıçadan birisidir; diğerleri Lakşmi ve Durga'dır. Saraswati, Yaratıcı olarak inanılan tanrı Brahma'nın eşidir.[Only Registered Users Can See Links. Click Here To Register...] Sita Sita (Sanskritçe:Sītā), Hint mitolojisinde Vişnu'nun yedinci avatarı olan Rama'nın eşidir. Kadınlığın ve eşlik erdeminin örneğidir. Hint inancına göre, Sita kendisi Vişnu'nun ebedi ve ilahi eşi olan tanrıça Lakşmi'nin bir avatarıdır. -------------------- japon tanrıçaları Izanami Izanami (Katakana; Kanji veya, "davet eden"), Japon mitolojisinde hem yaratıcılık hem de ölüm tanrıçası. Tanrı Izanagi'nin eski karısıdır. Ayrıca Izana-mi, Izanami-no-Mikoto veya Izanami-no-kami. [Only Registered Users Can See Links. Click Here To Register...] Gök Sütunu ve Sekiz Kulaçlık Hol Kurmaca olarak icad edilen tanrılar dizisinin son çiftinin gözleri önünde, ezeli deniz, sonsuz tuzlu su yayılıyor. Göğün asma köprüsünde duruyorlar, ve bu ezeli denizin “herhangi” bir yerinde kara bulunduğu olasılığını hesaplıyorlar. Nihongi böyle ifade ediyor. Kojiki’de ise, Gök Tanrılar ikilisine emrediyorlar. “etrafta dolaşan ülkeyi” sabitlemelerini istiyorlar. Kojiki bu şekilde, gizli bir yerden etkide bulunan ezeli Gök Tanrılarını, yaratılışı fiilen yürütmekte olan çiftle ustaca aynı bağlama oturtuyor. İlk çocuğun başarısızlığı, söz konusu Gök Tanrılarını bir kez daha devreye sokma fırsatı veriyor. Nihongi’nin iki tanrıyı tamamen kendi inisiyatifleri doğrultusunda hareket ettiriyor. Mızraklarından damlayan tuzlu su pıhtılaşıp Onogoro adasını meydana getiriyor. Yani kendiliğinden pıhtılaşmış olan adayı: tanrılar bu sabit noktaya inditor ve karı koca olup ülkeleri meydana getiriyorlar. Nihongi’de bu adayı toprak ortasının saygın sütunu olarak ilan ediyorlar ve bu sütunun etrafından ayrı ayrı ters yönlere yürüyerek dolaşıyorlar. Oysa Kojiki’de gök sütunu dikiliyor ve sekiz kulaçlık holü oluşturuyorlar. Ezeli çiftin evliliği, dünyanın merkezinde gerçekleşiyor. Yer ve göğü birbirlerine bağlayan merkezi sütunla kalmıyor. Tanrılar öyle bir saray oluşturuyor ki, bu sarayın orta sütununu gök sütun teşkil ediyor. Söz konusu saray, hiro kelimesiyle en veya kulaç şeklinde bir ölçü birimi verilmiş olup, bununla sütun aralıkları kastediliyor. Ancak evrenin merkezinde meydana getirilen sekiz kulaçlık bir hol, sıradan bir büyük çaplı saray olmadığı gibi, bir evlilik kulubesi de değildir. Kozmolojik açıdan önem taşıyan sekiz rakamı bir tümellik, bir bütünlük anlatmaktadır.sekiz rüzgar bütün rüzgarlardır. Sekiz istikamet bütün istikametlerdir. Yani bütün dünya. Bu durumda sekiz enli bir binada da, tüm yönlere işaret eden bir binadır.sekiz rakamı, dört rakamının iki katıdır. Dört istikamet ifadesiyle de tüm düny kastedilir. Dünya binasının sekizgen veya kare şeklinde tasavvur edilmesi, sonuçta fark etmiyor. Sembolizm daima bütüne işaret ediyor. Mitolojik sekiz kulaçlık holün gerçekleşir gibi göründüğü bir bina, Japonya’da bulunuyor. Bu bina, eski İzumo’daki Büyük Kizuki Tapınağıdır. Kare biçimli bir binadır bu sütun aralıkları sekiz adettir. Dört istikamete göre düzenlenmiştir. Çatının tepesine kadar uzanan devasa bir orta sütunu vardır. Japonya’nın en eski dinsel binası olabilir. Dünyanın Döllenmesi ve Doğumu Ezeli çiftin ikinci üreme denemesi, adaların ve tanrıların, dağların, ırmakların, ağaçların ve otların doğumuyla ya da Nihongi’nin ifade ettiği üzere, bütün nesnelerin doğumuyla sonuçlanıyor. Kojiki, ilk önce sekiz ada sayıyor. Bu adalar ilk başta doğduklarından onlara sekiz büyük ada ülkesi adı veriliyor. Bu, Japonya Ada İmparatorluğunun eski adlarından biridir. Bu isim Nihongi’de de, ilk başta doğmuş olan sekiz adanın dile getirilmesinden sonra zikrediliyor. Fakat sıralanan sekiz adanın hepsi örtüşmüyor, belirtilmeyen başka adalar da yer alıyor. Nihongi’de bunlar su köpüğünün pıhtılaşmasından meydana geliyor. Sekiz adanın vurgulanması, zikredilmediklerindeki uyumsuzluk, belirli başka adalarla sınırlı kalış; bütün bu hususlar, erken dönem Yamato devletindeki coğrafi bilgilere ya da iktidar orantılarına yönelik düşüncelerin doğmasına yol açmışlardır. Adaların doğumunu, tanrıların doğumu izliyor. Kojiki’de bu noktada anılan tanrıların ve haleflerin çoğu, sadece birer isimden ibaret kalıyor. Dört ya da beş tanesine norito’da, yani büyük ölçüde 8.yüzyılda kaleme alınmış olan resmi ritüel dualarda hitap ediliyor. Fakat daha başka bir rol oynamıyorlar. Kısmen resmi kült bağlamında, kısmen de halk inanışında saygı gören sayısı çok az. Ateş Tanrısının Doğumu ve Ezeli Ananın Ölümü Ateş Tanrısı Öncelikle ateş tanrısını görüyoruz. Farklı adlarıyla, ateşin parlaklığı ifade ediliyor. Ezeli anne doğuruyor; fakat annesini yakıyor ve böylece ölümüne neden oluyor: tüm canlıları doğurmuş olan ezeli anne ölüyor, ilk o ölü oluyor. Ölümüne neden olan ateş tanrısı, aynı zamanda canlı ve yakıcı ateşle özdeş. İzanami(ezeli ana) evsel ateşi, yani insanın egemenliğinde bulunan ve insana hizmet eden ateşi dünyaya getirmemiştir. Onun doğurduğu ateş, henüz ehlileştirilip insanın hizmetine verilmesi gereken ezeli güç olarak çıkar karşımıza. Ateş Tanrısı, öfkeden çılgına dönen izanagi(ezeli baba) tarafından öldürülür ve parçalara ayrılır. Fakat bu bağlamda ölümden bahsetmek yersiz. Zira gerek ayrıldığı parçalar, gerekse etrfa sıçrayan kan, yeni suretli tanrılara dönüşürler. Aslında olup biten bir transformasyondur. Ezeli Ana Ölüyor İzanami ölüyor; çünkü Ateş Tanrısını doğururken edep yerleri yanıyor. Yaratılış doğal bir son buluyor; fakat bu önemli ayrıntıya sadece Kojiki işaret ediyor. Nihongi ise; bu konuyu anlatıyor. Söz konusu ayrıntının öncelikle asıl olarak ve aşırı belirgin bir şekilde dile getirdiği husus, ezeli annenin üretkenlik gücünün yok edildiği ve öldüğü oluyor. Zira İzanami’nin ölümü olayı da aslında yalnızca bir transformasyondan meydana geliyor. Tanrısal olanın hiçbir zerresi yok olamaz; fakat dönüşür. Örneğin İzanagi’nin, ölü eşi dolayısıyla döktüğü gözyaşları, bir tanrıça oluşturuyor. Bu tanrıça ağlamaya işaret ediyor. Gerek Kojiki, gerekse Nihongi, İzanami’nin söz ediyorlar; fakat mekanlar farklı. Kojiki’de anılan Hiba Dağı, bilinmiyor. Kumano bölgesindeki Arima köyünde, İzanami’nin gömülü olduğu iddia edilen bir mağara gösteriliyor. Kuşku yok ki, gerçek bir mekana yönelik referanslarla olayların gerçekliğini kanıtlama çabasında olan bu tür efsaneler, mitoloji sonrası akılcı bir döneme aittirler. Amaterasu Smile Japon Efsaneleri-Japonyanın Güneş Tanrıçası: Amaterasu Göklerde hükümdarlığını sürdüren, güneşin ve evrenin tanrıçası Amaterasu, aynı zamanda kardeşi ve kocası olan ay tanrısını, yiyecek tanrıçasına yardım etmek üzere, aşağıya kamış tarlalarına yolladı. Tanrıça onu görür görmez, ağzını yere doğru döndürdü ve kaynamış pirinç tükürdü. Sonra denize doğru döndürdü ve her çeşit balığı tükürdü. En sonunda, dağlara döndü ve ağzından çeşitli kürklü postlu hayvan tükürdü. Daha sonra da bütün bunları yiyecek haline getirdi ve yüz masanın üzerine yerleştirip ay tanrısına yemesi için sundu. [Only Registered Users Can See Links. Click Here To Register...] Ay tanrısı onun yaptıklarını görünce çok hiddetlendi. Beni tükürdüğün yiyeceklerle beslemeye nasıl cüret edersin diye bağırdı. Yiyecekleri pis ve iğrenç hale getirdin! Kılıcını çekti ve tanrıçayı öldürdü. Sonra Amaterasu ya gidip yaptıklarını anlattı. Beklediğinin aksine, Amaterasu bağırmaya başladı. - sen kötü yürekli bir tanrısın. Artık yüzünü bile görmeye dayanamam. Benim yanımdan uzaklaş ve bir daha yüz yüze gelmeyelim. Böylece güneş ve ay birbirinden ayrı yaşadı, gündüz ve gece birbirinden ayrıldı. Amaterasu, elçisi bulut perisini aşağıya yiyecek tanrıçasına yolladı. Elçi, tanrıçanın gerçekten öldüğünü gördü. Ancak bu arada tanrıçanın başından öküz ve atın oluştuğunu, alnından ve gözlerinden tahılların büyüdüğünü, kaslarından ipek böceklerinin çıktığını, midesinden pirincin büyüdüğünü, karnından buğday ve fasulyelerin ürediğini de gördü. Bulut perisi, bütün bunları toplayıp Amaterasu ya götürdü. Güneş tanrıçası bu kadar çeşitli yiyeceği görünce çok sevindi. beni çok sevindirdin, dedi elçiye. İnsanlar bu yiyecekleri yiyip yaşayabilecekler. Amaterasu çeşitli tahıllardan ve baklagillerden tohum topladı ve kuru tarlalara bunları ekti. Pirinç tohumunu alıp sulu tarlalara ekti. Sonra da bilge özelliklere sahip bir köy önderini bu ekinlerin büyümesine göz kulak olması için görevlendirdi. O sonbahar, hasat görülmeye değerdi. Bu arada Amaterasu ipek böceklerini ağzına alıp onların ipek tellerini topladı. Böylece güneş tanrıçası ipek böceği yetiştiriciliğini başlatmış oldu. Çok geçmeden anne ve babası İzanagi ve İzanami, ölüler diyarını oğulları Sosano-wo ya verdiler ve onu oraya sürgüne gönderdiler. Yerin altındaki diyara gitmeden önce Sosano-wo, ışıldayan kız kardeşini ziyaret etmeye karar verdi. O kadar vahşi bir tanrıydı ki, göklere doğru giderken dağlar ve tepeler inledi, denizlerde fırtınalar koptu. Onun geldiğini görünce Amaterasu şöyle düşündü: benim kötü yürekli kardeşim, eminim ki buraya iyi niyetle gelmiyor. Benim krallığımı, gökyüzü ülkesini istiyor olmalı. Ancak annemiz ve babamız her ikimize de ayrı bir ülke verdiler. Sosano-wo kendine verilen krallıkla yetinmeli. Olabilecek en kötü şeye hazırlıklı olsam iyi olur. Tanrıça saçlarını bir erkek gibi düğümleyerek yukarı topladı ve eteklerini toplayıp pantolona benzetti. Sırtına birinde bin, diğerinde beş yüz ok olan iki heybe; yanlarına üç tane uzun kılıç astı. Bir eliyle üzerine atılmaya hazır bulunan bir ok tutuyordu; öbür eliyle ise kılıçlardan birini sıkıca kavramıştı. Karşı karşıya geldiklerinde, Amaterasu görünüşünün kardeşini ürküteceğinden emindi. Bana niye geldin, diye sordu sakin bir şekilde. -bir sorun bekler gibi bir halin var, diye yanıt verdi Sosano-wo. Benden kesinlikle korkmamalısın. Annemin ve babamın beni sevmemelerine ve beni ölüler dünyasını yönetmekle cezalandırmasına karşın, benim yüreğim hiçbir zaman kara olmadı. Işık dünyasından ayrılmadan önce seni görmek istedim yalnızca. Çok uzun kalmak niyetinde değilim. Amaterasu kardeşinin iyi niyetine inanmak isteğiyle silahlarını bir kenara bıraktı. Onu diğer göksel tanrılar arasında ağırladı ve ziyaretinin söylediği kadar kısa olmasını diledi. Ancak Sosano-wo, istenildiğinden çok daha uzun kaldı ve davranışları çok kabaydı. Onun ve Amaterasu nun, kendilerine ait üçer pirinç tarlası vardı. Amaterasu nun tarlası çok fazla yağmur veya kuraklığa rağmen gelişmeye devam ederken, Sosano-wo nunki hep verimsizdi. Kuraklık zamanlarında toprak parçalanıp çatlıyor, şiddetli yağmurlarda ise toprak akıp gidiyordu. Sonunda Sosano-wo nun duyduğu kıskançlık öfkeye dönüştü. İlkbaharda pirinç tohumları ekildiğinde, Sosano- wo tarlalar arasındaki bölmeleri kaldırdı, kanalları doldurdu, oluklara ve borulara hasar verdi. Kardeşinin iyi niyetine inanmak isteyen Amaterasu ise, sakin ve sabırlı olmaya çalıştı. Sonbaharda ekinler olgunlaşınca Sosano-wo göksel tayları serbest bıraktı ve onların pirinç tarlalarının ortasında yatmalarına neden oldu. Amaterasu sakin ve sabırlıydı. Sonra Sosano-wo ilk meyve hasat bayramını, sarayı iğrenç pisliklerle kirleterek bozdu. Amaterasu yine sakinliğini ve sabrını korudu. En sonunda, Amaterasu gizli dokuma odasında tanrıların giyeceklerine kumaş dokurken, kötü yürekli kardeşi tavanda bir delik açmak için birkaç kiremiti yerinden sessizce oynattı. Sonra da bir gök tayını odaya fırlattı. Amaterasu o kadar şaşırdı ki, kumaş dokuduğu kemikle kendini yaraladı. Bu kez güneş tanrıçası Sosano-wo yu affetmedi. Büyük bir öfkeyle sarayı terk etti ve taş mağarasına girdi. Kapıyı kilitledi ve orada yalnız kaldı. Artık onun parlaklığı gökleri ve dünyayı aydınlatmıyordu; gün gece kadar karanlık olmuştu. Evren sürekli bir karanlık içinde kalmak zorundaydı. Güneş olmadan bitkiler büyüyemediler. İnsanlar her yerde işlerini bırakıp bu yoksunluğun daha ne kadar süreceğini merakla beklemeye başladılar. Bütün tanrılar gökteki barış nehrinin kıyısında toplandılar ve Amaterasu nun öfkesini nasıl yatıştırabileceklerini tartıştılar. Taş mağaranın önüne güneş tanrıçasının heykelini dikip ona dualar sundular. Ayrıca güzel dokunmuş kumaşlar, pahalı mücevher, tarak ve ayna gibi pek çok özel armağan sundular ve bunları sakaki ağacına astılar. Tanrıçalar kapısında dans edip şarkı söylediler. Amaterasu müziği duyunca kendi kendine şöyle dedi: -hem güzel dualarla yakarışlarını hem de müziğin ve dansın seslerini duyuyorum. Benim bu kara mağarada inzivaya çekilmem, bereketli kamış tarlalarını sürekli karanlığa mahkum etti, öyleyse tanrılar niye bu kadar mutlular? Merakı kızgınlığına ağır bastı ve kayada bir yarık açarak dışarı çıktı. Tanrılar Amaterasu nun tam da bunu yapmasını bekliyorlardı. Güneşin parlak ışıklarının geri gelmesini sevinçle karşılarken Amaterasu nun elinden tutup onu yeniden aralarına katılmaya ikna ettiler. Tanrılar Sosano-wo dan bin masa dolusu armağan isteyerek onu cezalandırdılar. Ayrıca saçlarını, el ve ayak tırnaklarını çektiler. Sonunda ona şöyle dediler: -davranışın dayanılamayacak kadar kaba ve uygunsuzdu. Bundan sonra gökten ve kamış tarlalarından sürgün edildin. Hemen ölüler diyarına git. Senin kötülüklerini yeterince çektik! Böylece Sosano-wo, gökleri sonsuza kadar terk etti ve ölüler diyarına doğru yola çıktı. -------------------- Arnemetia [Only Registered Users Can See Links. Click Here To Register...] Kelt mitolojisi en yalın tanımıyla, Kelt politeizminin mitolojisidir. Kelt politeizmi Demir Çağı keltlerinin diniydi. Demir Çağı'ndaki diğer Avrupalılar gibi, erken dönem Keltleri de politeistik mitoloji ve dini yapıyı benimsemişlerdi. Kelt insanlarının içinde, Roma ile yakın iletişimi olan Galyalıların ve İber Yarımadasındaki Keltlerin mitolojileri Roma İmparatorluğu altında devam edememiş, daha sonra ise bu insanlar Hristiyan olmuş ve Kelt(ik) dillerini de kaybetmişlerdir. İronik bir şekilde, bu insanların inanç ve geleneklerine dair bilgiler çeşitli Roma ve Hristiyan kaynakları sayesinde bugüne kadar ulaşmıştır. Bir başka açıdan ise, kendi politik veya lenguistik (dilsel) kimliklerini korumuş olan Keltler Demir Çağı'ndaki atalarının mitolojilerinin en azından artakalan küçük bir kısmını iletebilmişlerdir. Bu iletilebilmiş kısım genellikle Orta Çağ'da kaydedilmiş, yazılmıştır. Kelt tanrıları Antik Keltlerin tanrıları Her ne kadar, en yaygın olduğu zamanda, Kelt dünyası Batı ve Orta Avrupa'nın çoğunu kaplıyorduysa da, herhangi bir politik birlik veya belirli kültürel etkinin merkezi bir kaynağı vardır. Antik Keltlerin homojen olmayan bir kültürel çeşitlilik yaşadıkları söylenebilir. Sonuç itibariyle, her ne kadar bazı belirli motifler (örneğing tanrı Lugh) Kelt dünyasının her tarafına nüfuz etmiş olsa da, Kelt dininin uygulama ve kaidelerinde büyük bir çeşitlilik vardı; uygulama ve kaideler her yerel grupta farklılık arz etmekteydi. Roma mitolojisindeki denkleri ile birlikte, toplamda 300'den fazla tanrıya dair bilgi içeren kitabeler bugüne kadar gelmiştir. Fakat çoğu genii locorum, yerel veya kabilesel tanrılar, sadece küçük bir kısmı yaygın olarak tapınılan daha genel tanrılardır. Bu antik tanrıların görev ve doğaları hakkında isimlerinden, kitabelerinin bulunduğu yerlerden, ikonografilerinden, onlarla denk olduğu düşünülmüş/yazılmış Roma tanrılarından ve daha sonra Kelt mitolojisinde yer almış benzer figürlerden bilgi edinilebilir. İrlanda tanrıları En eski mit parçaları İrlanda'dan, erken dönem Orta Çağ'da yazılmış yazmalardandır. Bunlar Hristiyanlar tarafından kaleme alındığı için, karakterlerin önceden sahip olduğu ilahi doğaları belirsizdir. Temel mit iki ilahi ırk olan Tuatha Dé Danann ve Fomoriler arasındaki bir savaş hakkındadır. Bu mit Cath Maige Tuireadh (Mag Tuireadh Savaşı) metninin temelini oluşturmaktadır. Galler Tanrıları Britanya'daki tanrılara dair bilgiler, Hristiyan bakış açısı nedeniyle karartılmış bir şekilde de olsa, Galler yazmalarından gelmiştir. Burada iki temel tanrılar grubu Dôn'un çocukları ve Llyr'in çocuklarıdır. Fakat bu grupların görevleri arasındaki farklılık ve ayrılık tam olarak belli değildir. Dagda Görünüşe göre Kelt panteonunun en önemi ve baş tanrısı Dagda'dır. İsminin anlamı "İyi Tanrı"dır ki burada iyi ahlâki anlamda değil de, her şeyde iyi olmak veya bir başka değişle her şeyde (yani en) güçlü olmak anlamındadır. Eşi tanrıça Morrígan'dır. Dagda bir baba figürüdür, kabilenin koruyucusudur ve temel tanrıdır ki diğer eril Kelt tanrıları onun bazı değişikliklere uğramış formlarındandır. Kelt tanrıları genellikle herhangi bir şeyle belirlenmiş, ilişkilendirilmemiş karakterlerdi ve bu nedenle belki de düzgün bir panteondan çok bir kabile gibi görülmelidirler. Bir açıdan tüm Kelt tanrı ve tanrıçaları Yunanlı tanrı Apollo gibidirler, yani hiçbir belirli şeyin tanrısı olarak yalınca tanımlanamazlar. Kelt dini serisinden Coventina Kelt mitolojisi Kelt tanrı ve tanrıçaları Antik Kelt Dini Druidler · Bardlar · Vates Gallo-Roman dini Romano-İngiliz dini İrlanda Mitolojisi Tuatha Dé Danann Mitolojik döngü Ulster Döngüsü Fenian Döngüsü Immrama · Echtrae Galler Mitolojisi Mabinogion · Taliesin Cad Goddeu Trioedd Ynys Prydein Kelt · Galya Galatia · Keltiberyanlar Erken İrlanda Tarihi Tarih öncesi İskoçya Tarih öncesi Galler Morrígan Morrígan ("Büyük Tanrıça" veya "Hayalet Tanrıça"antik İrlandalı Keltlerin, üçlü (üçe ayrılmış) savaş tanrıçasıydı. Bütün olarak (üç parçası beraber) Morrigu olaak anılırdı, fakat parçalarına da Nemhain, Macha ve Badh denirdi. Bunların her biri savaşın bir yönünü temsil etmekteydi. Çoğunlukla bir karga veya kuzgun olarak görünürdü, fakat birçok farklı formu da alabilirdi, inek, kurt ve yılanbalığı dahil. Belenus Belenus daha çok bölgesel bir tanrıydı ve çoğunlukla kuzey İtalya ve Galik Akdeniz sahili boyunca ona tapınılırdı. Her şeyden öte bir tarım tanrısıydı. Ayrıca onunla özdeşleşmiş Beltaine ("Bel[in] Ateşi") isimli büyük bir festival (bayram) da mevcuttu. Onun gerçekten bir tanrı olarak tapınılıp tapınılmadığına dair hâlâ tartışmalar vardır. İsmi "parlak ve parlayan"gibi bir anlama sahiptir ve bazılarına göre 'o' sadece Beltaine bayramında yakılan büyük ateşleri temsil etmekteydi. Lúgh/Lug Tanrı Lug'un Kelt dininde büyük bir alana nüfuz etmiş olduğu adının Galya'dan İrlanda'ya kadar Kelt dünyasının birçok bölgesinde anılmasından bellidir. Kelt mitlerine Lug genç bir adam olarak görünür. Mızrak ve sapan silahlarıdır. İrlanda'da Lughnasa (modern İrlanda dili ile lúnasa) isimli onun onuruna yapılan bir festival (bayram) bulunmaktadır. Sezar'ın Roma mitolojisindeki Merkür'e denk gördüğü Lugh görünüm açısından ve detaylar yönünden Merkür ile birebir aynı sayılmasa da benzerdir. Merkür'den farklı olarak bir eşi de bulunur; Maia vey Rosmerta. Diğer Tanrılar Keltlerin taptığı ama bugün isimleri haricinde haklarında pek bir şey bilinmeyen birçok tanrı vardır. Bunlara Dagda'nın kızı tanrıça Brigit (veya Brigid), doğa tanrıçaları Tailtiu ve Macha ve at tanrıça Epona dahildir. Ayrıca, Cu Roi ve demirci tanrı Goibniu gibi eril tanrılar da bunlara dahildir. Tanrıçaların Kelt mitolojisinde Greko-Romen mitolojiden farklı bir yeri vardır; ilahi eş olarak tanrıları tamamlarlar. Bu kıtasal ikonografide de sık sık görülür. Eril eşlerini tamamlayıcı yönleri dışında bu tanrıçalar bereket ve mevsimsel döngü ile de ilişkilidir. Belirli, isimlendirilmiş tanrıçalar ile matres (anatanrıça) veya matronae arasında belirgin bir ayrım yapmak mümkün değildir. Ayrıca tanrıça ve matronaenin ilişkilendirilmiş olduğu belirli bölgeler vardır ve bu yerlerin genel olarak koruyucusudur. Zoomorfizm Kelto-Romen ikonografi yoğun biçimde hayvan betimlemesi içerir. Sıklıkla zoomorfik ve antropomorfik formların kombinasyonundan oluşan ilah betimlemeleri görülebilir. Belki de en sık betimlenen ve en tanınmış (boğa kaynaklı) boynuzlu tanrı imgesi dışında da çok çeşitli betimlemeler mevcuttur. -------------------- maya tanrıçaları [Only Registered Users Can See Links. Click Here To Register...] Ixtab Ixtab, Maya mitolojisinde intihar tanrıçası ve Chamer'in karısı. Maya geleneğinde, intihar, özellikle de kendini asmak, onurlu bir ölüm olarak görülürdü; özellikle de kurban ritlerinde kurban olanlar ve katledilen savaşçılarla karşılaştırıldığında. Ixtab, boynuna bir halat bağlanmış (çoğunlukla asılmış) bir ceset olarak resmedilirdi ve intihar etmiş kimselere ebedi hayatta eşlik ederdi (psikopomp). Maya Mitolojisi'nde evrenin yaratilisi Mayalar Amerika kitasindaki önemli kültürel kimliklerin olusmasinda önemli etkileri olan bir uygarlik olusturmuslardir. Maya yaratilis söyleni günümüze kadar gelmis olan en büyük Maya belgesi Popol Vuh 'un bir parçasidir. Latin alfabesiyle kaleme alinan bu belgeyi bilimadamlari eski Maya hiyeroglifleriyle yazilmis bir metnin çevirisi oldugu ya da dogrudan Maya sözlü geleneginden derlenen öykü ve sarkilardan kaydedildigi görüsündedirler. 1700 lü yillarda ,Katolik bir misyoner Popul Vuh'u Ispanyolcaya çevirdi. Maya dilini akici bir sekilde konusabiliyordu. Kizilderililer eski tarihleri göstermeye ikna etmeyi basarmisti. Ispanyol metin yaklasik 150 yil boyunca gözlerden uzak kaldi. 1850'lerde, Guetemala City'deki San Carlos Üniversitesi'nin kitapliginda bulundu ve ilk olarak 1857'de Viyana'da basildi. Popul Vuh ,edebi olarak 'harika' tanimlamasi yapilan eserlerden biriydi. Destanin yaratilis söylenini anlatan bu parçasinda Hristiyanlik etkisi görülmektedir. Kitab-i Mukaddesi okuyanlarimizin hemen anlayacagi gibi destan ilk bölümlerle benzerlik gösterir. Mayalar hakkinda daha ayrintili bilgi almak istiyorsaniz tarih kösemize ugrayabilirsiniz. Asagidaki destan tanrilarin yaratmak istedigi insanlar ve diger yaratilis söylenleri açisindan ilginçtir. Baslangiçta sonsuz karanligin içinde yalnizca yukarida gökyüzü, asagida deniz vardi. Hareket edecek ya da gürültü yapacak hiçbirsey olmadigi için sakin ve sessizdiler. Yeryüzü henüz sulardan yükselmemisti. Otlar ve agaçlar, taslar, magaralar ve koyaklar, kuslar ve baliklar, yengeçler, hayvanlar ve insanlar daha yaratilmamisti. Kükrecek ya da gürleyecek hiçbir sey yoktu, çünkü yalnizca yukarida bos gökyüzü ve asagida sakin deniz vardi. [Only Registered Users Can See Links. Click Here To Register...]Bu resim küçültülmüştür. Büyük halini görmek için burayı tıklayınız.[Only Registered Users Can See Links. Click Here To Register...] Suyun içinde yesil ve mavi tüylerin altina yaraticilar gizlenmisti. Bu büyük düsünürler suyun içinde sessizce konustular. Evrende gecenin sonsuz karanliginda yalnizdilar. Birlikte ne olacagina karar verdiler. Birlikte yeryüzünün sulardan ne zaman yükselecegini, ilk insanin ve tüm diger canli türlerinin ne zaman dogacagini, bu canli varliklarin yasamak için ne yiyeceklerini ve safagin dünyayi soluk isik seline ilk ne zaman bogacagini kararlastirdilar. "Yaratilis baslasin!" diye heyecanla seslendi. Yaraticilar, "Bosluk dolsun! Deniz çekilsin ve yeryüzü ortaya çiksin ! Dünya, uyan ! Böyle olsun !" Ve yeryüzü yarattilar. Yaraticilar yapti bunu. Sislerin arasindan, bir toz bulutunun içinden daglar ve vadiler denizden yükseldi ve çam ve selvi agaçlari zengin toprakta kök saldilar. Tatli sular daglarin yamaçlarinda ve vadilerin içinde dere olup aktilar. Ve Yaraticilar memnun oludlar. " Biz düsündük ve tasarladik" dediler "ve yarattigimiz kusursuz oldu !" Sonra Yaraticilar sordular, " Yarattigimiz agaçlarin altinda yalnizca sessizlik mi olsun istiyoruz ? Vahsi hayvanlar, kuslar ve yilanlar yaratalim. Böyle olsun!" Ve onlari yarattilar. Yaraticilar yapti bunu. "Siz geyikler, çaliliklar ve otlaklarda dört ayak üzerinde yürüyeceksiniz. Ormanda çogalacak, agaçlarin serin gölgesinde ve nehir kiyilarinda uyuyacaksiniz. Siz kuslar, agaçlarin dallarinda ve sarmasiklarin arasinda yasayacaksiniz. Oralarda yuvalarinizi yapacak ve çogalacaksiniz". Geyik ve kuslara böyle buyruldu ve böyle yaptilar. Ve Yaraticilar memnun oldular: "Biz düsündük ve tasarladik ve yarattigimiz kusursuz oldu" Sonra yaraticilar, yarattiklari canlilarla baska seyler buyurdular. " Konusun, seslenin ve bagirin, her biriniz yapabildiginiz kadar. Bizim adimizi söyleyin, bizi övün ve bizi sevin. " Fakat kuslar ve hayvanlar bunu yapamazlardi. Çiglik atabilir, tislayabilir ve ötebilirlerdi ancak yaraticilarin adlarini söylemezlerdi. Yaraticilar yaptiklari canlilardan hosnut kalmadilar. Onlara dediler ki ," Sizlere verdiklerimizi geri almayacagiz. Ancak bizi övemediginiz ve sevemediginiz için , bunu yapacak baska canlilar yapacagiz. Bu yeni yaratiklar sizlerden üstün olacaklar ve sizleri yönetecekler. Sizlerin kaderi onlar tarafindan parçalanmak ve etinizin yenmesi olacak. Böyle olsun !" Ve onlari yarattilar. Yaraticilar yapti onlari... Kendilerini övecek ve sevecek uysal ve saygili bir canli biçimlendirmeye karar verdiler. Önce çamurlu topraga sekil vermeyi denediler fakat bu malzeme çok yumusakti. Hareketsiz ve zayif bir yaratik oldu. Konusabiliyorsa ama hiç kimse dediklerine anlam veremiyordu. "Çamurdan yapilmis yaratiklar hiçbir zaman yasamayacak ve çogalamayacaklar!" diye bagirdi yaraticilar ve bu yaratigi yok ettiler. Sonra yeni yaratiklari tahtadan oymayi denediler. " Bu malzeme tam bize uygun görünüyor ! Saglam ve dayanikli" dediler. " Bu yaratiklar insana benziyor ve insan gibi konusuyorlar. Bunlardan pek çok yapalim. Böyle olsun!" Tahtadan canlilar yasadi ve çogaldilar, ama hiç kimse dediklerine anlam veremiyordu ve içlerinde, yüzlerinde ruh, elleri ve ayaklarinda kuvvet yoktu. Ciltleri sari ve kuruydu, altinda besleyecek kan dolasmiyordu. Dört ayaklari üzerinde anlamsizca dolastilar ve yaraticilarini düsünmediler. "Tahtadan yapilmis yaratiklar yasayip çogaltmak için yeterince iyi degil" diye bagirdi yaraticilar. Ve bu tahtadan yaratiklari yok etmeye karar verdiler. Yaraticilar gökte özsuyundan büyük bir sel olusturdular ve yeryüzüne döktüler. Tahta yaratiklarin kafalarina vurdular ve onlari agaç gibi devirdiler. Sonra bir kartal üzerlerine geldi ve gözlerini oydu. Bir yarasa üzerilerine geldi ve kafalarini kopardi. Bir Jaguar üzerlerine atladi ve kemiklerini kirip dagitti. Yeryüzü karanlikla örtüldü ve araliksiz bir kara yagmur yagdi. [Only Registered Users Can See Links. Click Here To Register...] [Only Registered Users Can See Links. Click Here To Register...] Güçsüz kalinca düsmanlari tahta yaratiklara saldirdilar. Büyük küçük hayvanlar onlara saldirdi. Sopalar ve taslar, tabaklar ve çömlekler onlara saldirdi. Aç biraktiklari ve eziyet ettikleri köpekler simdi disleriyle yüzlerini parçaladilar. Ögütmek için kullandiklari taslar simdi onlari ögüttüler. Ocak atesi üzerinde yaktiklari kap kacaklar simdi yüzlerini yaktilar. Umutsuzca yasamlari için savasan tahta yaratiklar evlerini çatilarina tirmanmaya çalistilar ama evler yikildilar ve onlari yere attilar. Dallarinda güvenlige kavusmak için agaçlara tirmanmaya çalistilar ama agaçlar onlari salladilar ve yere attilar. Magaralara girmeye çalistilar ama magaralar kapandilar ve onlara siginak olmayi reddettiler. Birkaçi disinda tahta yaratiklarin tümü yok olmustu. Digerleri sekilsiz yüzler ve çeneleriyle sag kaldilar ve onlari suyundan gelenlere maymun adi verildi. Yaraticilar sonra gecenin karanliginda görüsmek için toplandilar. Günes, ay ve yildizlar daha gökyüzünde yerlerini almamislardi. "Yeniden bizi övecek ve sevecek yaratiklar yaratmayi deneyelim. Böyle olsun! Yeryüzünde soylu canlilar yasasinlar. Onlara biçim verecegimiz malzemeyi arayalim." Dört hayvan, dag kedisi, koyot, karga ve küçük bir papagan, yaraticilarin önüne geldiler ve onlara yakinda bolca yetisen sari ve beyaz basakli misirlardan söz ettiler. Yaraticilar hayvanlarin gösterdigi yola koyuldular. Misiri buldular, ögüttüler ve bu yüyecekten soylu yaratilar biçimlendirdiler. " Böyle olsun !" diye heyecanla bagirdilar.. Ve onlari yarattilar. Yaraticilar yapti onlari. Böylece dört Ilk Ata yaratildi. Yaraticilar gövdelerini misir unundan yaptilar. Ögütülmüs sari ve beyaz misirdan içecekler yaptilar ve bunlar yeni yaratiklarina kas ve et oldu ve bunlarla birlikte güç vermek için onlari beslediler. Ve Yaraticilar memnun oldular. " Biz düsündü ve tasarladik" dediler "ve yarattigimiz kusursuz oldu!" Bu dört Ilk Ata insan gibi görünüyor ve konusuyordu. Çekici, akilli ve bilgeydiler. Çok uzaklari görebiliyorlardi. Daglar ve vadiler, ormanlar ve çayirlar, okyanuslar ve göller, ayaklarinin altindaki yeryüzü ve baslarinin üstündeki gökyüzü onlara dogalarini açik ettiler. Dört Ilk Ata dünyada görülecek herseyi gördüklerinde, gördüklerinin degerini anladilar ve yaraticilarina tesekkür ettiler. " Bizi yaratip sekil verdiginiz için size tesekkür ederiz" dediler. " Bize görme, duyma, konusma, düsünme ve yürüme yetenekleri için size tesekkür ederiz. Büyük ve küçük, uzak ve yakin herseyi görebiliyoruz. Herseyi biliyoruz ve size tesekkür ediyoruz!" Yaraticilar artik memnun degildiler. "Amaçladigimizdan daha iyi yaratiklar mi yarattik ? Çok mu kusursuzlar? " diye birbirlerine sordular. "O kadar bilgili ve bilgeler ki bizim gibi tanri mi olacaklar ? Daha az görsünler ve bilsinler diye görüslerini mi azaltsak ? Böyle olsun.!" Böyle konustu Yaraticilar ve yarattiklari varliklari degistirdiler. Gözlerine sis üflediler ki yalnizca yakinlarinda olanlari görsünler. Böylece, Yaraticilar dört Ilk Ara'nin sahip olduklari bilgi ve bilgeligi yok ettiler. Yaraticilar atalarimiz yaratip böyle biçimlendirdikten sonra dediler ki : "Simdi Ilk Atalar için özenle esler yaratip biçimlendirelim. Esleri onlar uyurken gelsinler ve uyandiklarinda onlara mutluluk vermek için orada olsunlar. Böyle olsuz.!" Ve onlari yarattilar. Yaraticilar yapti onlari. Ve yaraticilar memnun oldular. "Biz düsündük ve tasarladik" dediler "ve yarattigimiz kusursuz oldu!" Bir süre sonra Yaraticilar Ilk Atalar ve Analara benzeyen birçok insan daha yaptilar. Insanlar karanlikta yasayip çogaliyorlardi, çünkü Yaraticilar daha ne günesi, ne ayi, ne de yildizlari, herhangi bir isik biçimi yaratmislardi. Hem açik hem koyu tenli, hem varlikli, hem yoksul ve farkli diller konusan çok sayida insan doguda birarada yasiyordu. Tanrilarinnin hiçbir görüntüsünü yapmadilar, ama yaraticilarini unutmadilar ve sevgi dolu ve uysaldilar. Yüzlerini göge kaldirip dua ettiler : "Ey Yaraticilar! Bizimle kalin ve bizi dinleyin ! Isik olsun ! Safak olsun ! Gündüz olsun' Safak dünyayi soluk isiga bogsun ve günes onu izlesin. Günes her gün aydinlarak gökyüzünde parladikça, bize soyumuzu sürdürmemiz için kizlar ve ogullar bagislayin. Bize iyi, yararli ve mutlu yasamlar verin ve bize baris verin.!" Bu sözlerle insanlar günesi yükselip Yaraticilarin yaptiklari basamaklari altin isinlariyla aydinlatmaya çagirdilar. "Ve öyle olsun!" dedi Yaraticilar "Isik olsun ! Evrenin safaginda, tüm yarattiklarimizin üstünde sabahin erken isigi parlasin ! Çünkü biz düsündük ve tasarladik ve yarattigimiz kusursuz oldu !" Ve onu yarattilar. Yaraticilar yapti bunu. Günes sulardan yükseldi ve altin isinlarini yeryüzüne saçti. Büyük ve küçük hayvanlar koyaklarin serin gölgesinde ve nehir kiyilarinda ayaga kalktilar ve dogan günese yüzlerini döndüler. Jaguar ve puma kükredi ve yilan tisladi. Kuslar kanatlarini açtilar ve sarki söylemeye basladilar. Insanlar tütsüler yakan ve kurbanlar sunan rahiplerin çevresinde dans ettiler. Çünkü Yaraticilar dünyayi isikla aydinlatmislardi ve kusursuzdu |
|
|
|
![]() |
| Tags |
| inanç, sistemleri, tanrıçalar |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | Arama |
| Stil | |
|
|