![]() |
|
|
#1 |
|
|
Kuran`dan Hiram efsanesiyle de ilgili çok önemli bir bilgi ediniyoruz. Hiram`ın Tapınak`ın inşasını üstlenen duvarcı ya da "bina" ustası olduğunu akılda tutarak, Sad Suresi`nden Hz. Süleyman`la ilgili ayetleri okuduğumuzda masonluğun kökeni hakkında çok önemli bir ipucu yakalıyoruz:
olsun, biz Süleyman`ı imtihan ettik, tahtının üstünde bir ceset bıraktık. Sonra (eski durumuna) döndü. `Rabbim, beni bağışla ve benden sonra hiç kimseye nasib olmayan bir mülkü bana armağan et. Şüphesiz sen, karşılıksız armağan edensin.` Böylece rüzgarı onun buyruğu altına verdik. Onun emriyle dilediği yöne yumuşakça eserdi. Şeytanları da (onun buyruğu altına verdik); her bina ustasını ve dalgıç olanı. Ve (kötülük yapmamaları için) sağlam kementlerle birbirine bağlanmış diğerlerini. (Sad, 34-38) Ayetler, Hz. Süleyman`ın emrine "şeytanların" verildiğini ve Hz. Süleyman`ın bunları çalıştırdığını anlatıyor. Bu "şeytanlar"ın özelliklerinden biri de "bina ustası" olmaları... [Only Registered Users Can See Links. Click Here To Register...] Amerikalı ressam Jack Le vine Oil`in "Solomon ve Hiram" adlı tablosu. `Duvarcı ustası` Hiram`ın elinde, sonradan masonluğun da en önemli sembolleri haline gelecek olan duvarcı aletleri yer alıyor. Yani Hz. Süleyman`ın emrinde çalışıp, Tapınak`ı inşa edenler, Hz. Süleyman gibi mümin değillerdi. Tapınak`ı inşa eden "bina ustaları", Hz. Süleyman`ın emrine verilmiş olan ve onun gücüne boyun eğmiş olan "şeytan"lardı. (Bu Hz. Süleyman`a verilmiş olan özel bir güçtür. Sebe Suresi`nde de Hz. Süleyman`ın, Allah`ın yardımıyla inkarcı cinleri kullığı anlatılır. Böylece Hz. Süleyman, kendi gücünden ve iktidarından korkan şeytanları da hayır yolunda kullanabilmiştir.) Dolayısıyla, Tapınak`ın inşasını üstlenen Hiram ve yanındaki duvarcılar da, Kuran`ın deyimiyle Hz. Süleyman`ın emrine verilmiş "şeytanlar"dır Hiram`ı, bu gerçeğin tam tersine Hz. Süleyman`ın en yakını ve yardımcısı olarak gösteren masonik kaynaklarsa, bu düşünceye yahudi kaynaklarından varmışlardır. Yahudilerin böyle bir inanca sahip olmaları da, yine Kuran`ın bildirdiği gibi, Hz. Süleyman hakkında "şeytanların uydurduklarına uymaları"ndan (Bakara, 102) kaynaklanıyor. Hz. Süleyman`a böylece "küfür" (inkar) atfeden yahudiler, onu doğal olarak Tapınak`ı yapan "bina ustası" şeytanlarla bir tutmuşlardır. Sonuçta, masonların kendilerini özdeşleştirdikleri Hiram Abiff ve yanındaki "bina ustaları"nın, Kuran`ın deyimiyle "şeytan" olduğu açığa çıkmaktadır. Ayette işaret edilen bir gerçekle ilgili olarak çok ilginç bir bilgi daha var. 33. dereceden üstad mason Brigadier A. C. F. Jackson`un yazdığı Rose Croix adlı kitapta, Haçlı Seferlerinin ardından Avrupa`ya dönen Tapınakçılar`ın "Diver`s lodge" (Dalgıç locaları) adıyla anılan localar kurulduğu bildiriliyor.47 (Sad Suresi`nin 37. ayetine göre, Hz. Süleyman`ın emrindeki "şeytanların" bazılarının da "dalgıç" olduğunu hatırlarsak, "Diver`s lodge"un nereden esinlendiğini daha iyi anlayabiliriz. Anlaşılan odur ki, Tapınakçılar, Hz. Süleyman`ın emrine verilmiş olan ve Kuran`da bina ustaları ve dalgıçlar olarak tanımlanan şeytanların sahip oldukları geleneği sürdürmeye karar vermişlerdir. Masonik sır ise bu şeytanların yahudi inancına göre Hz. Süleyman`la paylaştıkları büyü ve benzeri yöntemleri kullanma geleneğidir ki, Kabala bu geleneğin ta kendisidir. Kabalacılarla masonlar arasındaki ilişkinin kaynağı da budur. Dolayısıyla, masonluğun kökenini oluşturan gelenek, Kuran`ın ifadesiyle "şeytani"dir. Masonluğun tarih boyunca dinle çatışmış ve her türlü din-karşıtı hareketin arkasında yer almış olmasının, sanırız bundan daha anlamlı bir sembolik kökeni de olamaz... MASON İLAHI JAHBULON VE BİR BAŞKA YAHUDİ BAĞLANTISI Masonluğun sembolik kökenine değinmişken, "Jahbulon" konusunun üzerinde durmakta da yarar var sanırız. Masonların, Yaratıcı`yı ifade ederken, müslümanlar gibi Allah, ya da hıristiyanlar gibi Tanrı kelimeleri yerine, "Kainatın Ulu Mimarı" gibi ilginç bir isim kullıkları bilinir. İngiliz gazeteci Stephen Knight`ın masonlukla ilgili ünlü The Brotherhood (Biraderlik) adlı kitabının yayınlanmasından sonra, örgütün ilah kabul ettiği "Kainatın Ulu Mimarı"nın bir de gizli adı olduğu öğrenildi. Knight, masonların ilahına verilen bu adın "Jahbulon" olduğunu, bu kelimenin yalnızca masonlar arasında ve loca içinde kullanıldığı yazdı. Kelimeyi loca dışında kullanmak kesinlikle ve kesinlikle yasaktı. Masonlar da, biraz isteksizce de olsa, bunun doğruluğunu kabul ettiler. Peki Jahbulon ne demekti? Knight bunu tam olarak bilmiyordu. Masonlar ise, bu kelimenin kökeni hakkında bir kesin bilgi olmadığını, yalnızca adetten kullanıldığını söylüyorlardı. Ama İngiliz yazar Martin Short, bu açıklamayla tatmin olmadı ve kelimenin anlamını araştırdı. Ve Stephen Knight`ın kitabından esinlenerek Inside the Brotherhood: Further Secrets of the Freemasons (Biraderliğin İçinde: Masonların Daha da Gizli Sırları) adlı kitabında, Jahbulon`la ilgili bazı yeni bilgiler ortaya koydu. Martin Short, ulaşabildiği bazı mason ritüellerinde, Jahbulon kelimesinin ne anlama geldiğine dair ilginç bilgiler bulmuştu: Ritüeller, yahudilerin MÖ 6. yüzyılda Babil esaretinden kurtuluşlarını anlatarak konuya giriyor. Babil`den çıkan yahudiler, harabe halindeki Süleyman Tapınağı`nı yeniden inşa etmek için Kudüs`e geri dönüyorlar. Tapınağın yıkıntılarını kazan yahudi işçilerden biri, Tapınak`ın içinde yer alan bir mezara rastlıyor. Mezarın üzerinde altın bir plaka var ve üstüne iki kelime kazınmış: `Yehova-İbrani Tanrısının kutsal ve gizli ismi` ve `Jahbulon`... Ritüelde bildirildiğine göre, derece atlayacak masona bu iki kelimenin Hiram Abiff`in açıklamaktansa ölmeyi tercih ettiği iki büyük sırrı olduğu söyleniyor. Ve o dereceye kadar öğrendiği sırların aslında fazla bir önemi bulunmadığı ve bu iki kelimenin gerçekte masonluğun en önemli sırları olduğu bildiriliyor.48 Kısacası, Jahbulon, yahudi ilahı Yehova`nın yanında Süleyman Tapınağı`nda yazılı olan bir kelimeydi. Ve büyük bir olasılıkla da Yehova ile aynı anlama geliyordu. Short, Yehova ve Jahbulon kelimelerinin bugün de İngiliz localarında birarada kullanıldığına dikkat çekiyor. Bildirdiğine göre, İskoç riti localarında Süleyman Tapınağı`ndaki altın plakaya benzer pirinç plakalar üzerine kazınmış çember içindeki üçgen şekli yer alıyor. Çemberin üzerinde İbranice üç harften oluşan Je-Ho-Vah kelimesi, üçgenin üzerinde de yine İbranice üç harften oluşan Jah-Bul-On kelimesi kazılı. Kısacası, masonların `ilah` olarak kabul ettikleri ve Hiram Abiff`in de en büyük sırrı olan Jahbulon, masonlukla yahudi dini arasındaki bağlantının bir başka örneğini oluşturuyor. Masonluğun kökeniyle ilgili bu bilgilerin ardından, tekrar Avrupa`ya dönüp, Kabalacı- Tapınakçı geleneğin, kıtanın ve dolayısıyla da dünyanın tarihini nasıl etkilediğini inceleyebiliriz. Tapınakçı geleneği sürdüren masonlarla yahudi önde gelenleri arasındaki İttifak`ın, Avrupa`daki kurulu düzeni değiştirme hedefinin nasıl gerçekleştiğini incelerken de, kuşkusuz, Ortaçağ`a nokta koyan ilk büyük harekete, yani Hümanizm akımına ve İttifak`ın bu akımdaki rolüne göz atmak gerekiyor. HÜMANİSTLERİ SARAN KABALA TUTKUSU "Kendimi Hümanist filozoflara adadım; birden ayrımına vardım: laik modernistler, Ortaçağ`ın karanlıklarından sıyrılır sıyrılmaz, kendilerini Kabala ile büyüye adamaktan daha iyi bir şey bulamamışlar." Umberto Eco, Foucault Sarkacı, s. 171 Avrupa`ya yahudi düşüncesini ve buna bağlı olarak da bu düşüncenin temelini oluşturan Kabala`yı getirenlerin, Tapınakçılar olduğunu ve Tapınakçılar`ın da zamanla masonluğa dönüştüğünü inceledik. Avrupa`ya gelen bu "judaizer" (yahudici/yahudi sempatizanı) etkinin, Katolik Kilisesinin kurduğu düzeni yıktığını ve yeni bir düzen kurmaya başladığını da gördük. Katolik Kilisesine ilk büyük başkaldırı olan Protestan hareketinin ise, büyük ölçüde bu "judaizer" geleneğinden etkilendiğini de önceki sayfalarda ve bu kitabın ilk bölümünde ayrıntılı olarak gözden geçirmiş bulunuyoruz. Tapınakçı geleneğin taşıdığı Kabala etkisi, Rönesans ve Reform devrimlerini besleyen Hümanizm akımında da büyük rol oynadı. Hümanizm, Ortaçağ`ın sonlarında Avrupalı bazı entellektüellerin, eski Roma ve Yunan kaynaklarını araştırarak, dine dayalı dünya düşüncesine yani en başta, insanın Allah`ın kulu olduğu ve ancak O`na hizmet etmekle yücelebileceği inancına karşı çıkma çabasının adıdır. Gözlerden saklanan nokta, Avrupa`nın dinden kopmasına ve kapitalistleşmesine öncülük eden sözkonusu Hümanizm akımının da, gerçekte asıl olarak yahudi kökenli olmasıdır. Hümanistlerin resmi tarihte fazla vurgulanmayan Kabala bağlantısı, Vatikan Papalık Kutsal Kitap Enstitüsü`nde tarih profesörü olan ünlü yazar Malachi Martin tarafından vurgulanıyor. Martin, Hümanistler`de açıkça gözlemlenen yahudi etkisini şöyle anlatıyor: Rönesans İtalya`sının erken dönemlerinde kendini gösteren alışılmışın dışındaki belirsizlik ve isyan atmosferinde, kurulu düzenin tüm kontrolünü etkisiz hale getirmeyi amaçlayan Hümanist derneklerin faaliyetleri başladı. Bu tür amaçlara sahip olduklarından bu dernekler, en azından başlangıç için, gizlilik yoluyla korunmalıydılar. Ancak gizliliğin yanısıra bu Hümanist grupların belirgin bir özellikleri daha vardı; bu dernekler Kilise ve diğer otoriteler tarafından yapılmış olan İncil`in geleneksel yorumuna ve Kilisenin sivil ve politik ala getirdiği felsefi ve dini zorunluluklara başkaldırıyorlardı... Bu cemiyetlerin Kutsal Kitabın orijinal mesajı ile ilgili farklı yorumları vardı. Bu anlayışlarını Kuzey Afrika`da, özellikle Mısır`da bulunan birtakım mezhep ve doğaüstü kaynaklardan alıyorlardı; bunların başında da Yahudi Kabalası geliyordu. Yahudi Kabalası, Musa geleneğindeki insanla Allah arasındaki ayırımın sınırları içerisinde ölümlü insanın, ilahi gücün bilgisine ve aslında kendisine nasıl ulaşılacağını belirler. Tevrat`ın hükümleri, sadece Kabala ile karşılaşmadan önceki bir hazırlıktır ve bu insanın maddesel evreninde büyük bir etki ve değişiklikler yaratacaktır... İtalyan Hümanistleri zamanla Kabala konusunda daha da ileri giderek, Kabala`yı bir yol gösterici olarak kabul ettiler. Gnosis (Hıristiyanlığın ilk dönemlerinde doğmuş ve yine Kabala ile bağlantılı olan metafizik gelenek) kavramını tekrar yorumladılar. Ve bu kavramı, büyük ölçüde bu dünya merkezli hale getirdiler. Yapmak istedikleri şey, Kabala yoluyla, tabiatın gizli güçlerini sosyopolitik amaçlar için kullanmaktı.49 Martin`in verdiği bilgiler, kitabın önceki sayfalarında Kabala`nın içeriği ve Kabala- Tapınakçı/mason ilişkisi ile ilgili olarak yazdıklarımızı doğruluyor. Kabala`nın "tarihin akışını etkilemek için gizli bilimlerden yararlanma yolu" olduğunu Giriş bölümünde incelemiştik. Kabalacıların böyle bir güce sahip olduklarına inanan ve Kabala`nın güçlerinden etkilenen Avrupalılar`ın da (Tapınakçılar, masonlar) "sosyopolitik değişim" amacı güttüklerini, dini otoritenin ve monarşilerin yıkılması için Kabalacılar`la "ittifak" kurduklarına da önceki sayfalarda değinmiştik. Martin`in verdiği bilgiler, Hümanistlerin de Kabalacılar`la kurulu düzeni değiştirmek ve yeni bir düzen kurmak yolunda "ittifak" içine giren gruplardan biri olduğunu gösteriyor. Martin, Hümanistler`le ilgili ilginç bilgiler vermeye devam ediyor: Aydınlanma ve bilim döneminden önce, Francis Bacon, 1600`lerdeki rasyonalizm akımını henüz başlatmamışken, Hümanistlerin başlattığı bu akım, başka şeylerin yanında, bir de `Kabalistik` olarak yorumlanan simya yöntemlerini de içeriyordu. Simya, başta metaller olmak üzere maddelerin element yapısını değiştirme gücüydü. Aslında Hümanist Kabalacıların asıl aradıkları, temel metalleri değiştirebilen ve `filozofun taşı` adını verdikleri bir mineraldi. Bu mineralin, örneğin kurşunu, altına çevirebilecek bir gücü olduğuna inanılıyordu. Bununla beraber, Kabalacıların doğanın gücüyle ilgili gizli bilgiyi aramalarının ve filozofun taşı ile ilgili efsanenin en önemli amacı, dünyayı yeniden düzenleyebilecek bir güce erişmekti. Bu Hümanist cemiyetlerin üyeleri, `Kainatın Ulu Mimarı`nı aradıklarını ve kendini ona adadıklarını söylüyorlardı. `Kainatın Ulu Mimarı`, dört kutsal İbranice harfle yani, YHWH ile tanımlanıyordu. YHWH (Yehova), ölümlüler tarafından telaffuz edilemeyecek yahudi ilahının adıdır. Hümanistler, bunun yanısıra, piramit ve göz gibi genelde Mısır kaynaklı olan sembolleri de aldılar. Hiç şüphesiz bu yeni ve gizli cemiyetler o dönemde doğan istikrarsızlığın ana kaynağıydılar. Rönesans öncesi oluşan bu Hümanist dernekler zamanla yeni Avrupa ittifaklarını ve ulusların kaderlerini belirleyen uluslararası, dini ve sosyopolitik güçler haline geldiler. Hümanist törelerin kuzeye doğru yayılması ve kabul edilmesi 1500`lerdeki Protestan Reformu ile olmuştur. Bilindiği gibi Reformun baş mimarları Martin Luther, Philip Melanchthon, Johannes Reuchlin, Jan Amos Komensky değişik okültizm derneklerine bağlıydılar...50 [Only Registered Users Can See Links. Click Here To Register...] Hümanistler, Avrupa`da gelişen seküler düşünce akımının en önemli öncüleriydiler. İnsanın Allah`ın kulu olduğunu reddedecek, onu kendi başına ve bağımsız bir varlık olarak tanımlayacak olan Aydınlanma çağının altyapısını hazırladılar. Bu tür bir dönüşümü sebepsiz yere de başlatmamışlardı. Dini otoriteyi yıkıp yerine seküler bir düzen kurmayı hedefleyen Ittifak`ın birer üyesiydiler: Hemen hepsi yahudi kaynaklarına, özellikle de Kabala`ya büyük bir ilgi gösteriyorlardı. Kabala felsefesini temel alan ve 15. yüzyılda hızla büyüyen Hümanist dernekleri de, mason localarından farksızdılar. Solda, Kabala`ya olan hayranlığı ile tanınan Hollalı homoseksüel Hümanist Desiderius Erasmus. Sağda bir diğer Kabalacı Hümanist, Marcilio Ficino. [Only Registered Users Can See Links. Click Here To Register...]Hümanistlerin "Kainatın Ulu Mimarı"yla ilgilenmeleri oldukça önemli, çünkü az önce de belirttiğimiz gibi "Kainatın Ulu Mimarı", masonlarca da "Tanrı"yı tanımlamak için kullanılan deyim. Bu "Tanrı"nın YHWH (Yehova), yani yahudi dinindeki ilah olması ise yahudi etkisinin açık bir göstergesi. Zaten Martin, sonraki satırlarda, Hümanistlerle masonlar arasındaki paralellikten söz ediyor: Bu arada, Avrupa`nın diğer kuzey bölgelerinde, Hümanistlerle paralel olan daha önemli bir birlik oluştu. Hiç kimsenin önemini hemen kavrayamadığı bir birlik... 1300`lerde Kabalist-Hümanist cemiyetler kendilerini yeni yeni oluşturmaya başlamışken, İngiltere, İskoçya ve Fransa`da Ortaçağ duvarcı loncaları bulunmaktaydı. Bu loncalar, yavaş yavaş mason locaları haline geldiler. Ve o dönemlerde yaşayan hiçkimse masonlarla İtalyan Hümanistler arasında bir fikirbirliği olduğunu tahmin edemezdi... Masonluk, Hümanistler gibi Roma Katolik Kilisesi`nden tamamen uzaklaştı. Ve yine, İtalyan Hümanist mezhebinde olduğu gibi masonlar, kendilerini büyük bir gizlilik prensibi içinde koruyorlardı. Bu iki grubun başka ortak yönleri de vardı. Spekülatif Masonluğa ait yazı ve kayıtlardan İtalyan Hümanistlerindeki Kainatın Ulu Mimarı inancının masonlarca da aynen kabul edildiği anlaşılmaktadır... Bu `Ulu Mimar`, (katolik geleneğinden farklı olarak) maddesel evrenin bir parçası ve `aydınlanmış` düşünce yapısının bir ürünüdür... (Hümanistlerin ve masonların kabul ettiği) bu yeni inancın, klasik Hıristiyan düşüncesi ile uzlaşan hemen hiçbir yönü yoktu. Günah, cehennem, cennet, peygamberler, melekler, rahipler ve Papa gibi pek çok kavram inkar ediliyordu.51 Konuyla ilgili benzer bilgileri, İngiltere Birleşik Büyük Locası`na bağlı olan Quatuor Coronati Lodge adlı locanın her yıl yayınladığı Ars Quatuor Coronatorum adlı kitapta da buluyoruz. Birader Colin Dyer Coronatorum`daki makalesinde, Hümanistlerin Kabala`dan etkilenmiş olduklarını ayrıntılı olarak anlatıyor. Dyer, masonluğun kökeni ile ilgili yazısında, Hümanistlerin çoğunun gizli derneklere üye olduğunu ve bu derneklerin "Kilisenin geleneksel inanışlarını değiştirme, Kabala öğretisini hıristiyan inanışına uygulama amacında olduklarını ve simya ile de yakından ilgilendiklerini" yazıyor.52 Dyer, bu tanıma uygun olan Hümanistler arasında da; Platonculuğuyla ünlü İtalyan Hümanisti Marsilio Ficino; 1548`de Heptaplus (Yaratılış`ın Kabalacı Yorumu) kitabını yazmış olan ünlü İtalyan Hümanisti Giovanni Pico Della Mirola; İbranice`ye olan merakıyla bilinen ve 1506`da De Rudimentis Hebraics (İbranice`nin Temelleri Üzerine) adlı kitabı yazan, aynı zama da Martin Luther`in fikir babası olan Alman Hümanisti Johannes Reuchlin; İngiliz teolog Dean John Colet; Ütopya adlı "yeryüzü cenneti" modeliyle ünlenen Thomas More ve "Kuzey Avrupa Rönesansı`nın en büyük ustası" ve yine Martin Luther`in fikir babası Desiderius Erasmus gibi isimleri sayıyor.53 Aynı kişilerin Kabala`ya olan meraklarını Encyclopaedia Judaica da vurguluyor ve "Christian Kabbalah" (Hıristiyan Kabalası) başlığı altında inceliyor. Dyer ise bu Hümanist filozofların Kabalacı geleneğinin bir sonraki kuşaktaki en önemli temsilcisinin ise birazdan Praglı hahamlarla olan gizemli ilişkilerini konu edineceğimiz John Dee olduğunu söylüyor. Kabala bayrağını John Dee`den devralan kişi ise İngiliz masonluğunun en önemli kurucularından biri olarak kabul edilen Elias Ashmole... Hümanistlerin Kabala`ya olan tutkusuna, Amerikalı felsefe tarihçisi Richard H. Popkin de değiniyor. Hümanistler ile Rönesans ve Reform liderlerinin yahudi kaynaklarına ve Kabala`ya olan merakını vurgularken, Pico Della Mirola`nın 6 ayrı yahudiden İbranice dersi aldığını, Johannes Reuchlin`in ilk İbranice gramer kitabını hazırladığını, Daniel Bomberg`in Venedik`te başta Talmud olmak üzere yahudi kaynaklarını matbaada bastığını hatırlatıyor. Reuchlin ve Agrippa von Nettesheim gibi Hümanistlerin "yahudi esoterizminin kaynağı ve bir tür matematiksel-mistik sistem" olan Kabala`dan çokça etkilendiklerini bildiriyor. Popkin, Kabala`ya olan merakın artmasıyla birlikte, "büyü ve simyanın çığ gibi büyüdüğünü", Kabalizmin pek çok kişiye "evrenin gizli anahtarını bulma ümidini" verdiğini ve "Doktor Faust tiplemelerinin dört bir ya mantar gibi çoğaldığını" yazıyor.54 (Doktor Faust: 16. yüzyılda yaşamış bir büyücü. "Ruhunu şeytana sattığı" söylenen Faust hakkında Goethe dahil pek çok ünlü yazarın kitap ya da şiirleri vardır.) HÜMANİSTLERİN KABALA`DAN ALDIKLARI ÖĞRETİ "Biz artık Allah`ı hayat gayesi olarak tanımayacağız. Biz bir gaye yarattık. O gaye Allah değil, beşeriyettir" Meşrik-i Azam İçtimai Zabıtları, 1923 Rönesans ve Reform hareketine öncülük eden Hümanizm, işte böyle bir kaynaktan geliyordu. Ve Hümanizm, her ne kadar "insancıllık" gibi süslü bir mesajla yola çıksa da, gerçekte insanın ruhunu alt-üst edecek ve onu bağlı olduğu ilahi gerçeklerden koparacak bir düşünce içeriyordu. Çünkü Hümanizmle birlikte, insan, Allah`tan bağımsız olarak üstün ve yüce bir varlık gibi kabul edildi, adeta ilahlaştırıldı. İnsanın ancak Allah`ı bilip-tanıyarak ve O`na kulluk ederek yükselebileceği gerçeği reddedildi. Aynı düşünce, masonluğun da en önemli öğretilerinden biridir. Masonluğun bir tür "insana tapınma" dini olduğunu, masonik kaynaklar da övünerek vurguluyorlar. Örneğin biri şöyle diyor: "İptidai cemiyetler, acizdiler, aczleri dolayısıyla etraflarındaki kuvvetleri ve hadiseleri ilahlaştırdılar. Masonizm ise insanı ilahlaştırdı." 55 Hümanistlerin ve masonların Kabala`dan etkilenerek geliştirdikleri bu tür teoriler, kuşkusuz Kilise tarafından onay görmüyordu. Bunun en çarpıcı örneği, Kabalacı Hümanistlerin en ünlülerinden Pico Della Mirola`nın Conclusiones adlı çalışmasının, Papa VIII. Innocent tarafından "inkarcı ve sapkın düşünceler içerdiği" gerekçesiyle 1489 yılında lanetlenmesiydi. Çünkü Mirola, "dünyada hiçbir şey, insana hayran olmaktan daha üstün değildir" demişti. Kilise, doğal olarak, gerçekte "insana tapınma"dan başka bir şey olmayan bu düşünceyi inkar olarak değerlendirmişti. (Gerçekten bu düşünce inkardır, çünkü asıl hayran olunacak varlık, Allah`tır. İnsan ancak O`nun bir eseri, itaatkar bir kulu ve bir tecellisi olarak değer taşıyabilir.) Böylece, Hümanizmle birlikte, o zamana dek geçerli olan Allah-merkezli dünya anlayışı yerine insan-merkezli dünya anlayışını yerleştirildi. Bu akımın kaynağını Kabala`da, yani yahudi düşüncesinde bulması da çok doğaldı. Çünkü yahudi dini de Allah-merkezli değil, insan-merkezli bir dünya öngörüyor, hatta insanı Allah`a üstün tutuyordu. Öyle ki Tevrat`a sonradan eklenen sapkın bir anlatıma göre, Hz. Yakub (İsrail) sözde "Allah ile güreşmiş ve O`nu yenmiş"ti. Dolayısıyla Yakub`un soyundan gelen İsrailoğulları da, bu sapık inanışa göre, Allah`tan üstündüler. Bu düşünce, sözkonusu Tevrat kıssasının bir uyarlaması olan Zeus-Prometeus efsanesinde açıkça görüldüğü gibi önce Eski Yunan düşüncesine, daha sonra da Hümanizm`le birlikte ki Hümanizm kaynak olarak Eski Yunan`ı ve yahudi kaynaklarını benimsemişti Avrupa`ya girdi. Ve tüm bu gelişmelerin çok önemli bir sonucu vardı: Avrupa toplumları, Katolik Kilisesi`nin kurduğu Allah-merkezli düşünce sisteminden ve dini kaynaklardan koptukça, Kilise`nin siyasi otoritesi de zayıflıyordu. Dini düşünceden uzaklaşılması, dini otoritenin de zayıflaması anlamına geliyordu elbette. Bu ise Katolik Avrupa düzenini yıkmaya çalışan ve Kilise`yi iktidardan indirip kendi iktidarını kurmayı hedefleyen İttifak açısından kuşkusuz çok olumlu bir gelişmeydi. JEAN BODİN VE HUGO GROTİUS`UN KABALA MERAKLARI 16. yüzyılın başından sonra çığ gibi büyüyen Kilise karşıtı hareketler, hep yahudi önde gelenleriyle Tapınakçı geleneğini koruyan masonlar arasındaki İttifak`la içiçe gelişti. Avrupa`da dini otoriteye karşı gelişen her hareket, ya İttifak`ın bir parçasıydı, ya da İttifak`la işbirliği içindeydi. Örneğin ortaya attığı "Doğal Din" akımı ile deist (bir Yaratıcı olduğunu kabul eden, ancak dini tanımayan düşünce) felsefeye zemin hazırlayan Fransız düşünür Jean Bodin, bu işbirliğinin çarpıcı bir örneğini sergilemişti. Doğal Din akımı ile Kutsal Kaynaklar`ın tümünü reddeden ve dolayısıyla dine ve dini otoriteye karşı büyük bir muhalefet oluşturan Bodin, Judaica`nın bildirdiğine göre, yahudilerle ve yahudi kaynaklarıyla çok içli-dışlıydı. İbranice öğrenen ve yahudi kaynaklarını ayrıntılı olarak araştıran Bodin, yazdığı De Republica, Methodus ad facilem historiarum cognitionem ve özellikle de 1593`te yazdığı ancak yayınlanmamış olan Colloquium Heptaplomeres de rerum sublimium arcanis abditis adlı çalışmalarında yahudi düşüncesinden etkilendiğini ortaya koymuştu. Bu son eserinde, 7 ayrı din ya da düşünceyi temsil eden 7 hayali kişinin diyaloglarını yazmıştı. Doğal Dini temsil eden Toralba ile Yahudiliği temsil eden Solomon Barcassius, eserde aynı fikirleri savunuyorlardı ve Judaica`nın bildirdiğine göre, bu iki kişi, Bodin`in kendi düşüncelerini temsil ediyorlardı. Bodin, Solomon`un ağzından, Hıristiyan inancının pek çok unsurunu, örneğin Hz. Meryem`in bakire olduğunu reddetmişti. Nitekim Bodin, hıristiyanlar tarafından, yahudilerle olan tüm bu ilginç bağlantıları nedeniyle, "yarı-yahudi" ya da "gizli yahudi" olarak tanımlamıştı. Tüm bu bilgileri aktaran Judaica, Bodin`in annesinin yahudi olduğuna dair doğruluğu kesin belli olmayan bir bilginin var olduğunu not ediyor.56 Ve tüm bu bağlantıların yanında belki de en önemlisi, Bodin`in, Kabala`ya da merak sarmış, Kabalistik kaynaklar üzerinde uzun çalışmalar yapmış olmasıydı.57 Bir başka deyişle kurduğu Doğal Din akımıyla deizme yol açan Jean Bodin, Kabala temeli üzerinde kurulan İttifak`ın bir üyesiydi... (Bodin`in bir başka özelliği de, dini otoritenin yıkılmasının ardından İttifak tarafından kurulan merkezi devlet modelinin ve bu modelin içerdiği totaliterizmin kuramcılığını yapmış olmasıydı. Bodin`in bu yöndeki düşünceleri, daha sonra yine Bodin gibi yahudi kaynaklarından etkilenen ve hatta bu nedenle devlet için Tevrat`taki bir efsaneden yola çıkarak "Leviathan" [canavar] deyimini kullanan Thomas Hobbes`a esin kaynağı oldu. Bodin`in deist felsefesi ise Aydınlanma çağında Descartes, Montesquieu gibi biraderlerce daha da geliştirildi.) Jean Bodin`in yolunu izleyen ve geliştirdiği "Doğal Hukuk" kavramı ile dini hukuka karşı çıkan Hollalı düşünür Hugo Grotius da yine aynı Bodin gibi yahudi kaynaklarından etkilenmişti ve yahudi önde gelenleriyle yakın ilişki içindeydi. Seküler (din-dışı) hukuk kavramının öncüsü olan Grotius, Amsterdam`ın ünlü Kabalacısı Menasseh Ben Israel ile çok sık yazışıyordu, aralarında yakın bir dostluk vardı (Ben Israel`in Mesih Planı`nın önemli bir uygulayıcısı olduğunu önceki bölümde görmüştük). Grotius, yahudi kaynaklarına olan hayranlığı nedeniyle Yahudi düşüncesini Hıristiyan düşüncesine üstün tutmak ve "yahudileşmekle" eleştirilmişti.58 Böylece İttifak`ın etkisiyle oluşan Protestan reformu ve onu izleyen Doğal Din, Doğal Hukuk gibi sapmalar, Avrupa`nın dinden koparılmasının ilk büyük adımı oldu. Protestanlıktan sonra Avrupa`nın dinden kopmasının ikinci büyük aşaması ise Aydınlanma hareketi ile olmuştur. Aydınlanma ise yine aynı kaynaktan büyük ölçüde etkilenmiş ve deneysel bilgiyi tek kıstas olarak kabul edip, ilahi kaynakların insan yaşamındaki etkisini bütünüyle reddeden bir harekettir. Aydınlanmacılar, Allah`ın varlığını ve mahiyeti gibi konuları bile ilahi kaynaklara değil, felsefe gibi insani kaynaklara dayırmak gerektiğini iddia etmişlerdir. Bu iddianın amacı ise Kuran`da dendiği gibi, "insanları Allah yolundan saptırmak"tan başka bir şey değildir. Hac Suresi`nin 8 ve 9. ayetlerinde şöyle denir: İnsanlardan kimi, hiçbir bilgisi, yol göstericisi ve aydınlatıcı kitabı olmaksızın Allah hakkında tartışır-durur. Allah`ın yolundan saptırmak amacıyla `gururla salınıp-kasılarak` (bunu yapar); dünyada onun için aşağılanma vardır, kıyamet günü de yakıcı azabı ona taddıracağız. Aydınlanma`daki yahudi etkisine değinmeden önce, Tapınakçı geleneğin devamı olan bir başka örgüte göz atmakta yarar var. Aynı masonluk gibi Tapınakçılar`ın devamı niteliğinde kurulmuş olan bu örgüt, hem Protestanlık`ta hem de Aydınlanma`da önemli roller üstlenmiştir. Sözkonusu örgüt, okültizmle ilgili tüm kitaplarda konu edilen ünlü Gül-Haç Derneği`dir. AYDINLANMACI BİRADERLER: GÜL-HAÇLAR 1614 yılında Almanya`da oldukça ilginç ve ses getiren bir kitapçık (manifesto) yayınlı. Kitapçığın başlığı da ilginçti: "Tüm Evrenin Genel Reformu ile Bunu İzleyen Avrupa`nın Tüm Bilgeleri ile Hükümdarlarına Seslenen, Sayın Gül-Haç Derneği`nin Fama Fraternis`i". Kitapçık, "insanlığın geleceği ile yakından ilgilendikleri belli olan" ve adını ilk kez bu yayınıyla duyuran Gül- Haç (Rosecroix) Derneği`nin üyeleri tarafından, Avrupalı entellektüellere ve de gizli ilim meraklılarına bir çağrı niteliğindeydi. The Encyclopedia of the Occult konuyla ilgili şu bilgileri veriyor: [Only Registered Users Can See Links. Click Here To Register...] Gül-Haç üstadı Stanislas de Guatia tarafından çizilmiş olan ve Gül-Haç`lardaki yahudi etkisini çok açık bir biçimde gösteren bir diyagram: Dört bir yanına gül yerleştirilmiş olan haçın kollarının üzerine, İbranice YHVH harfleri yazılmış. Yani Yehova, Yahudi ilahının adı... Kitapçığın yayınlanmasıyla birlikte yoğun bir kitlede, özellikle büyü ve mistisizm profesörleri, teosofistler ve simyacılar arasında büyük bir heyecan yaşı. Kitapçık, insanlığın geleceği ile yakından ilgilendikleri belli olan ve insanlığın mükemmelliğe ulaşmasının yollarından söz eden Gül- Haç Derneği`nce yayınlanmıştı. Kitapçıkta, dünyadaki tüm entellektüellerin elele vererek, bilime dayalı bir dünya kurmak için çalışmaları gerektiği duyuruluyordu. Böylece tüm geleneksel entellektüel tartışma ve çatışmaları silinecek, köhnemiş otorite ve güçler itibarlarını yitireceklerdi. Kitapçıkta dinde bir Reform hareketi yaşığı ve bu sayede kilisenin temizlendiği hatırlatılıyor, benzer bir reformun bilim gibi başka alanlarda da uygulanması gerektiği savunuluyordu. Ve bütün bu yapılması gerekenlerin `Gr Orient`in (Büyük Doğu) gizemleri ile inisye olmuş `ışığın çocukları` olarak tanımlanan bu Gül-Haç tarikatının biraderliği sayesinde yapılabileceği ve böylece mükemmellik çağına ulaşılabileceği söyleniyordu.59 Gül-Haç`ın manifestosunda yer alan görüşlere dikkatlice baktığımızda, derneğin bir elitler klübü yaratma çabası içinde olduğunu görüyoruz. Yapmak istedikleri, "eski ve köhne otoriteleri" yok ederek, yalnızca pozitif bilimi kendine rehber alan yeni bir çağ başlatmaktı. Manifestolarda haber verilen "Avrupa`da kurulacak yeni bir yönetim, büyük yapıt" kuşkusuz bunu ifade ediyordu. Kendilerine "ışığın çocukları" adını veren Gül-Haç "biraderleri"nin ise bu yeni çağın öncüsü olmaya soyundukları açıkça belliydi. Dikkat ettiniz mi? Bu sayılanlar, Aydınlanma felsefesiyle gerçekleştirilecek olan büyük değişimin tarifidir... Vahyin yerine insan zekasının yerleştirilmesi ve dinin bırakılıp seküler- pozitivist düşüncenin kabul edilmesiyle 18. yüzyılda gerçekleşecek olan Aydınlanma`nın ana hatlarının, Gül-Haçlar`ın 1600`lerin başında yayınlanan manifestosunda belirtilmesi ilginç değil mi? Manifestoda ayrıca, Gül-Haçlar`ın Luther ve Calvin`in önderliğinde gerçekleştirilen Protestanlaşmayı takdir ettikleri de görülüyordu. Aslında Gül-Haçlar`ın Protestanlıkla olan ilişkileri çok daha ileri boyutlardaydı. Bu, Martin Luther`in kendisine seçtiği armadan bile anlaşılabiliyordu: Ünlü Gül-Haç uzmanı A. E. Waite, Martin Luther`in kullığı monogramda içiçe yer alan haç ve gülün, açık bir Gül-Haç işareti olduğunu bildirmektedir. Bu, Reform liderinin bir Gül-Haç olduğunun açık bir göstergesidir.60 Luther`le ilgili bir başka ilginç bilgiyi de İngiliz yazar James Dewar, aktarır: Yaygın bir iddiaya göre, Martin Luther 1520 yılının Noel gecesinde, yani Papa`nın fermanını yakarak Protestan hareketini başlatmasından yirmi gün sonra, bir mason locasında tekris edilmiş ve örgüte katılmıştır.61 Yalnızca bunlar bile, Reformasyon`un önemli bir Gül-Haç etkisi taşıdığını gösteriyor. İngiltere`deki 1381 Köylü Ayaklanması ile birlikte John Wycliffe`in geliştirdiği Protestan düşüncelerin, Tapınakçı geleneği sürdüren masonlarla çok içli-dışlı olduğunu inceledik. Anlaşılan Gül-Haç derneği de, Luther kanalıyla gelişen Protestanlığı etkilemişti. Gül-Haçlar`ın en etkili oldukları ülkelerin başında Almanya`nın geldiğini düşünürsek, Luther`in Almanya`da başlattığı Protestan hareketinin ardındaki gücü de görebiliriz. İngiliz tarihçi Michael Howard da The Occult Conspiracy adlı kitabında Reformasyon`daki Gül-Haç etkisine değinir. Buna göre, konu hakkındaki en dikkat çekici isimlerden biri John Valentin rea adlı Avusturyalı bir din adamıdır. Reform hareketini başından beri destekleyen rea, Martin Luther`in de yakın bir arkadaşı ve destekçisidir. Rahibin en önemli icraatı ise Protestan akımının başlamasının hemen ardından Avusturya`da, bazı elitlerin yardımıyla, çok sayıda Gül-Haç locası kurmuş olmasıdır. Bu Gül-Haç localarının üyeleri, Reform`un Avusturya`daki liderleri olmuşlardır.62 Peki kimdir bu Protestan, pozitivist ve seküler (din-dışı) düşüncenin ateşli savunucusu olan Gül-Haçlar? Bu soruyu cevaplamak için ilk yapılması gereken, kuşkusuz Gül-Haçlar`ın Fama Fraternis adlı manifestosuna bakmaktır. Manifesto genelde üstü kapalı bir biçimde yazılmıştır, ancak ilginç bir cümle dikkat çeker: Sub umbra alarum tuarım, Jehova, yani "Senin kanatların altında, Yehova"... 47 A. C. F. Jackson. Rose Croix: The History of the Ancient Accepted Rite for Engl Whales, Shepperton: Lewis Masonic, 1987, s. 12. 48 Martin Short, Inside the Brotherhood: Further Secrets of the Freemasons, London: Grafton Books, 1989, s. 64. 49 Malachi Martin, The Keys of This Blood, ss. 519-520. 50 Ibid., s. 520. 51 Ibid., ss. 520-522. 52 Colin Dyer, "Some Thoughts on the Origins of Speculative Masonry", Ars Quatuor Coronatorum, Vol. 95, 1982, s. 137. 53 Bir "Kabalacı" olan ünlü Hümanist Erasmus`un bir başka özelliği ise, Thomas`ın Cowan`ın Eşcinsel Dahiler adlı kitabında yazdığına göre, homoseksüel oluşudur. Eşcinselliğin ve Kabala tutkusunun Tapınakçılar`ın özelliklerinden biri olduğunu hatırladığımızda bu bilgi önem kazanıyor. Erasmus, gerekli "vasıf"lara sahip olduğuna göre, büyük olasılıkla bir Tapınakçı`dır. Benzer bir durum, yine büyük olasılıkla, diğer Hümanistler için de geçerlidir. 54 Richard H. Popkin, The Philosophy of the Sixteenth Seventeeth Centuries, New York: The Free Press, 1966, s. 7. 55 Selamet Mahfilinde Üç Konferans, s. 51. 56 Encyclopaedia Judaica, vol. 4, s. 1162. 57 Encyclopaedia Judaica, vol. 4, s. 1162. 58 Encyclopaedia Judaica, vol. 7, s. 940. 59 Lewis Spence, The Encyclopedia of The Occult, s. 340. 60 Ibid., s. 340. 61 James Dewar, The Unlocked Secret: Freemasonry Examined, London: Corgi Books, 1990, s. 37. 62 Michael Howard, The Occult Conspiracy, ss. 54-55. Konu Karam tarafından (02-25-2009 Saat 18:21 ) değiştirilmiştir.. |
|
|
|
![]() |
| Tags |
| masonlar, Şeytanlar |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | Arama |
| Stil | |
|
|