![]() |
|
|
#1 |
|
|
ATLANTİS ŞİMDİ NEREDE?
İngiliz filozof ve siyaset bilimci St. Albans ve Francis Bacon(1561-1626), Atlantis efsanesini Amerikalarla bağlantılandıran ilk İngiliz yazarlardı. Bacon bu varsayımını Platon'un karşı kıtaya yaptığı göndermelere dayandırıyordu. Ancak bu tez hiç bir zaman fazla inandırıcı bulunmadı. Bazı bilim adamları, Maya sanat biçimleri, kültür ve bilimiyle Eski Mısır arasında bağlantı kurarak her iki ulusun da tek bir kaynaktan esinlenmiş olabileceğini akla getiriyor. Maya uygarlığından kalan en değerli belgelerden biri, British Museum'da bulunan Codex Troanus adlı bir yazıttır. Kimi yazarlar söz konusu yazıtta ada-kıtayı yok eden afete ilişkin kimi metinleri çözdüklerini ancak sözü edilen ülkelerin Atlantis'e ait olmadığını, Mu ülkesine ait olduğunu belirtiyorlar. [Only Registered Users Can See Links. Click Here To Register...] 8060 yıllık bu metinde geçen ifadeler şöyle: "Zac ayının on birinci Muluk'unda, Can'ın altıncı günü, Chuen'in on üçüne dek süren korkunç depremler oldu. Kil tepeler ülkesi Mu ve Moud bu felaketin kurbanıydılar. İki kez sarsıldılar ve bir gecede yok oldular. Yeraltı güçleri yer kabuğunu basınca dayanamaz hale gelip derin yarıklarla birbirinden ayrılana dek yükseltip alçalttı. Nihayet her iki bölge de bu korkunç basınca dayanamayıp 64 milyonluk nüfusuyla birlikte okyanusun dibini boyladı." (Mury Hope, "Atlantis, Gerçek mi Efsane mi?", sf-54, Milliyet Yayınları) Bazı bilim adamları son buzul döneminden önceki uzak çağda yeryüzünde sonraki kuşakları bir hayli etkileyen tek bir kavmin yaşadığı kanısında. Efsaneye göre Atlantis kıtası bir zamanlar Pasifik Okyanusu boyunca uzanan ve Mu adı verilen daha büyük bir kara kütlesinin bir parçasıydı. Bu kıtaya daha sonra Atlantisbilimci Scatler Lemuria adını verdi. Diğer taraftan Atlantis'in şu an Antarktika'da olduğunu düşünenler de yok değil. Bazı kayıtlara göre Kuzey Avrupa ve Gröndland'ın belirli kesimleri, ılıman bir iklime sahipti. Hapgood'un haritaları da Antarktika'nın o dönemler buzlarla kaplı olmadığını gösteriyor. İçinde bulunduğumuz yüzyılda, binlerce yıl öncesine dayanan ve bir kısmında Antarktika'nın buzlardan arınmış olarak gösterildiği çizimlerden kopya edilmiş haritalar da bulunuyor. Eğer kutupların konumu sapmaya uğramışsa, bugün buzlarla kaplı olan yerler ılıman bir iklime sahipken, sözü çok edilen 'buzul çağları' günümüzün ılıman bölgelerini etkilemiş olabilir. Bu varsayım Atlantis'in konumu konusunda yepyeni bir araştırma konusu. Konuyla ilgili en enteresan yorum araştırmacı Yazar Ergun Candan'dan geliyor: ATATÜRK ATLANTİS’İN İZİNDE Ergun Candan "Gizli Sırlar Öğretisi" adlı kitabında konuyla ilgili son derece ilginç ve aynı zamanda ayrıntılı bilgiler veriyor: "1932 yılında Emekli General Tahsin Mayapetek Atatürk'ü ziyaret etti. Maya dili ile Türkçe arasında benzerlik olduğundan bahsetti. Aradaki uzaklığa rağmen Atatürk Tahsin Bey'i Meksika'ya elçi olarak atadı. Tahsin Bey Meksika'ya gitti. Orada kendisine Amerikalı Arkeolog William Niven'in bulduğu tabletlerden bahsettiler. Amerikalı arkeoloğun ortaya çıkarmış olduğu tabletler Tahsin Bey'i şaşkına çevirdi. Eğer bunlar doğruysa, bilinen tarih tamamen yanılıyor demekti. Çünkü tabletler M.Ö 200 bin ile 70 bin arasında Büyük Okyanus'ta yer almış olan bir kıtadan bahsediyordu. Bu kıtanın adı 'Mu'ydu.(...) Tahsin Bey, öğrendiklerini ve ortaya çıkardıklarını Atatürk'e raporlar halinde sundu. Atatürk'ün konuya olan ilgisi daha da arttı. Churchward'ın kitaplarının çevirilmesini istedi. 60 kişilik bir tercüme heyeti, kısa bir sürede kitapları Türkçeye çevirdi. Fakat kitaplar basılmadı. Atatürk, James Churcward'ın iki kitabıyla özellikle ilgilenmişti. 'Kayıp Mu Kıtası ve Mu'nun Çocukları'. Bu iki kitap, Anıtkabir kitaplığında 1301 ve 1302 numara ile kayıtlıdır. Daktilo ile yazılmış kitapların çeviri metinleri ise yine Anıtkabir kitaplığında dosyalar halinde bulunmaktadır." Atatürk bu araştırmaları neden yaptırmıştı. Kuşkusuz derin bir sezgi gücüne sahip olan Atatürk birden bire ortadan kalkan bu uygarlıkların günümüze bakan yanları olduğunu belki de hissetmişti. Atlantis'in günümüze bakan yönleri olduğu yorumu yine Ergun Candan'dan geliyor. Ergun Candan konuyla ilgili tüyler ürperten iddialarda bulunuyor: "Mu kültüründen ilk etkilenen Atlantis Uygarlığı olmuştu. Bir süre sonra Atlantis iki farklı kutuba ayrılmıştı. Eski Mu kültürünü sürdürenler ve bu kültürü negatif alanda kullanmaya başlayanlar olmak üzere iki grup oluştu. Bu birinci gruba "Bir'in Oğulları", ikinci gruba ise "Belialin Oğulları" adı verildi. Kozmik bilgileri kötü bir şekilde insanların zararına kullanmaya başlayan "Belialin Oğulları" yoğun bir şekilde "Kara Büyü" uygulamalarına yöneldiler. Bu yeteneklerini bu alanda kullanmaları öyle yoğunlaştı ki, kıtaların fiziki ve atmosferik dengeleri ciddi bir şekilde bozulmaya başladı. "Bir'in Oğulları"nın tüm girişimleri sonuçsuz kaldı. Sonunda araları iyice açılan iki grup arasında tarihte ilk kez büyü yöntemlerinin de kullanıldığı büyük bir savaş çıktı. Sayıca üstün olan "Belialin Oğulları" yıllar süren savaştan galip çıktılar. Kazanan "Karanlığın Oğulları" oldu. Kıtaların fiziki ve atmosferik dengeleri bu savaşta iyice bozuldu ve sonunda birbiri arkasına tufanların yaşanmasına sebebiyet verdi. Kıtaların tamamen sulara gömülmesinden önce her iki grubun temsilcileri çevre kıtalara göç ettiler. Ve kendilerine iki ayrı yer altı merkezi kurdular. Bir'in Oğulları'nın kurduğu merkez "Agarta", Belial'in Oğulları'nın kurdukları merkez ise "Şambala" adıyla anılmaya başlandı. (Orta Çağ'da yapılan ve Şeytan'ı tasvir eden tablolardan birinin adı "Belial"dir.) [Only Registered Users Can See Links. Click Here To Register...] Şambala dünya üzerinde yaşayan insanların bilgiden uzaklaşması için çeşitli faaliyetlere girişti. Dünya üzerinde yaşayan bizim devremiz insanlarından bazılarıyla irtibata girerek, asıl amaçlarını gizleyerek, onları kendi felsefeleri doğrultusunda eğittiler. Çeşitli kurum, loca, grup ve derneklerin kurulmasına ön ayak oldular. Bu gruplar uluslararası örgütlendiler. Hemen her ülkede merkez oluşturdular. Bazı kilit noktaları ele geçirdiler." Orhan Baytan: "Atlantis Ye'üc Me'üc uygarlığıdır:" Bu arada Atlantis ve Atlantislileri Kur'an-ı Kerim'de geçen Zülkarneyn kıssasıyla ilişkili görülenler de yok değil. Araştırmacı-Yazar Orhan Baytan Geleceğin Tarihi-3 adlı kitabında şunları söylüyor: "*Dünya esrarengiz tarihi kalıntılarla doludur. Fakat ben yine de onların Ye'cüc-Me'cüc uygarlığı olabileceğine inanmıyorum. O Ye'cüc Me'cüc uygarlığı öyle bir uygarlık olmalıdır ki, artık izi bile kalmamış olmalıdır. İnka, Maya veya Mısır gibi uygarlıkların ise günümüze uzanmış izleri belirgin bir şekilde vardır. Oysa onlardan da eski uygarlıklar söz konusudur. Zaten İnkaların Tiahuanko'ya geldiklerinde orada eski bir medeniyetin kalıntılarını buldukları biliniyor. Yine aynı şekilde Mayaların da kendi uygarlıklarını meçhul bir uygarlığın kalıntıları üzerinde kurdukları sanılıyor. Hatta Mayaların yerini alan Aztekler, İspanyol işgalcilere bu durumu anlatmışlar. Demek ki o kuşaktan da eski ve muhteşem bir uygarlık olması gerek Ye'cüc Me'cüc uygarlığının. Bu tanımlamaya oldukça uygun düşen bir uygarlık var: Atlantis Uygarlığı!" Araştırmacı -Yazar Orhan Baytam'ın Atlantis ve Ye'cüc Me'cüc uygarlığı arasında ilişki kurduğu ayetler şöyle: "Ey Rasülüm bir de sana Zülkarneyn'i sorarlar. 'Size ondan bir haber anlatayım' de. Biz ona dünyada geniş imkanlar verdik ve onun ihtiyaç duyduğu her konuda sebep ve vasıtalar ihsan ettik, o da batıya doğru bir yol tuttu. Nihayet batıya ulaştığında, güneşi adeta kara bir balçıkta batar vaziyette buldu. Orada da yerli bir halk bulunuyordu.Biz: 'Zülkarneyn!, dedik, ister onlara azab edersin, ister güzel davranırsın.' Zülkarneyn şöyle dedi: 'Kim zulmederse, biz onu cezalandırırız, sonra da Rabbine götürülür. O da ona benzeri görülmedik bir ceza uygular. Fakat iman edip makbul ve güzel davranışlar içinde olanlara, en güzel karşılık verilir ve ona kolay olan buyruklarımızı emrederiz.' Zülkarneyn bu sefer yine yol tuttu. Güneşin doğduğu yere varınca, onun, kendilerini sıcaktan koruyacak bir siper etmediğimiz bir halk üzerine doğduğunu gördü. Işte Zülkarneyn, böyle yüksek bir hükümranlığa sahip idi. Onun yanında ne var, ne yoksa Biz hepsine vakıf idik.Sonra o başka bir yol tuttu. Nihayet iki dağ arasına ulaştığında, onların önünde, hemen hemen hiç söz anlamayan bir millet buldu. 'Ey Zülkarneyn! dediler, Ye'cüc ve Me'cüc bu ülkede bozgunculuk yapıyorlar. Bizimle onlar arasında bir sed yapman için sana vergi vermeyi teklif ediyoruz, ne dersin?'O da şöyle cevap verdi: 'Rabbimin bana verdiği imkanlar, sizin vereceğinizden daha hayırlıdır. Siz bana beden gücüyle yardımcı olun da sizinle onlar arasında sağlam bir sed yapayım.''Demir kütleleri getirin bana.' Zülkarneyn iki dağın arasını demir kütleleriyle doldurtup dağlarla aynı seviyeye getirince: 'Körükleyin!' dedi. Tam onu bir ateş haline getirince 'Bana erimiş bir bakır getirin de üzerine dökeyim' dedi. Artık o Ye'cüc ve Me'cüc'ün, ne seddi aşmaya, ne de onda delik açmaya güçleri yetmedi. Zülkarneyn: 'Bu Rabbimden bir rahmettir, bir lütuftur, dedi. Rabbimin tayin ettiği vakit gelince, bunu yerle bir eder. Rabbimin va'di mutlaka gerçekleşir." (Kehf/83-98) alıntı |
|
|
|
![]() |
| Tags |
| atlantis, nerede, şimdi |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | Arama |
| Stil | |
|
|