Ruhsal Enerji  

Geri git   Ruhsal Enerji > Metafiziksel Konular > Antik Uygarlıklar & Örgüt Ve Cemiyetler


Konu Bilgileri
Konu Başlığı
Mahmud Ahmedinejat Mehdi mi? (Mehmet Ali Bulut)
Konudaki Cevap Sayısı
2
Şuan Bu Konuyu Görüntüleyenler
 
Görüntülenme Sayısı
911

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama Stil
Alt 09-02-2011   #1
Guest
Avatar Yok
Üyelik tarihi: Jun 2008
Mesajlar: 1.824
Tecrübe Puanı: 0
Rep Puanı : 25
Rep Derecesi : Karam is on a distinguished road
Ettigi Tesekkür: 2261
Aldigi Tesekkür: 816
Standart Mahmud Ahmedinejat Mehdi mi? (Mehmet Ali Bulut)

Mahmud Ahmedinejat Mehdi mi?

Ahmedinejat Mehdi mi? Şii Mehdi'ye karşı Sünni Mehdi nerede hazırlanıyor? Mehdilik nedir? Nasıl bir savaş yaşanıyor ve iyiler neden bu savaşı kaybetmemek zorunda!


Size bugün biraz küresel dedikodulardan –belki de izdüşümlerden demek gerekir- söz edeceğim ve sonra da bir iki konuda sizinle fikir paylaşımına gideceğim
***
Bildiğiniz gibi İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejat, cumhurbaşkanlığının yanı sıra sürdürdüğü petrol bakanlığı görevini geçen hafta bıraktı.

Gerekçe ne gösterildi bilemiyorum ama yakında -büyük ihtimalle- cumhurbaşkanlığı görevini de bırakabilir deniliyor. Bıraktırılabilir yani... Zira İran’ın şu günlerde biraz kafası karışık. Kafa karışıklığına sebep ise Ahmedinejat’ın ‘sanrı’ları. O da bizim Adnan Oktar hocamız gibi mehdilik meselesine takmış diyorlar.

El altından yayılan bilgilere bakılırsa, Ahmedinejat, kendisini ‘mehdi-i muntazır’ zannediyormuş veya onun gelmesi için hazırlık yapan bir ‘siyasi mezhebin’ –biz misyon diyelim- içinde bulunuyormuş. Bu da İran’ın siyasetinde etkin rol alan diğer kesimleri rahatsız ediyormuş. Dolayısıyla da makamını uzun süre elinde tutamayabileceği söyleniyor.
Bunlar dedikodu da olabilir… Ama bu dedikodu beni sizin sandığınızdan ziyade alakadar etti. Neden derseniz, geri planda yapılan işlerin bir kısmının dehşetinden haberdarım kendimce…

Yeryüzünde müthiş bir savaş var

Şu anda yeryüzünde müthiş bir savaş var. Küremizin gece ile örtülen tüm enlemlerinde her gece müthiş bir mücadele yaşanıyor. Cereyan eden bu mücadelenin öyle boyutları var ki, insan havsalasına sığmaz. Dua ve zikirden tutun da yönlendirilmiş ‘sanal büyü’lere varıncaya kadar çok değişik argümanlar kullanılmaktadır.
Hasımların, karşı taraftaki kabiliyetli insanları etkisiz kılmak veya oyundan düşürmek için sürdürdükleri çabalar, zahirde görünenden beş bin kat daha fazladır. Zaman zaman duyarsınız, birileri çıkar ve halkı toplu duaya ve hatim yapmaya çağırır. Çünkü geceleri girişilen büyük kavgalarda yeni desteklere ihtiyaç duyulmaktadır.

Bu akıl almaz bir savaştır

Evet bu savaş akıl almaz bir savaştır. Bu bir tür Ahuramazda ve Ehrimen kavgasıdır Yahut Musa ve Firavun mücadelesidir veya İbrahim ile Nemrut çekişmesi. Kısacası iyilerle kötülerin, iman ile küfrün, ‘mutlak hayr’ ile ‘mutlak şerr’in savaşıdır. Ve maalesef savaşta yıkıcı veya yapıcı sona doğru hızla gidiliyor.

İblislerden şeytanlara, ifritlerden ‘kara setrililer’e, (filmlerde insan dışı varlıkların gece çalışması veya gündüz çıkmak zorunda kaldıklarında mutlaka siyah renkli gözlük kullanmaları boş ve tesadüf değildir) insansı iblislerden cinlere ve insansı cinnîlere varıncaya kadar bir yığın varlık bu savaşın içindedir. Savaşın görünen cephesi, görünmeyenin yanında binde birdir. Hatta denilebilir ki savaşın asıl kaderi arka planda, sanal âlemde, internette, siber âlemde, rüya âleminde, rüya içindeki ‘yakaza’larda cereyan ediyor. Rüyalar âlemi dahi bu savaşın içindeki ciddi cephelerden biridir. Bir zamanlar Amerikalılar Anadolu’da rüya devşiriyorlardı hatırlayın…

Çünkü bu savaş, ‘insanlığın ifsad edilmesini’ öngörenlerle insanlığın imarına çabalayanların savaşıdır. Yeryüzü ile gökyüzünün savaşıdır. Bu, savaş insanlığın mutasyona uğratılıp dünya üzerindeki insansı hâkimiyetin sona erdirilmesi savaşıdır. İblisin soyunun yani ‘Şeytansı insanlar’ın yahut ‘hayvansı cinnîler’in hükümran kılınması mücadelesidir ki bu gerçekleştiğinde kıyamet kaçınılmaz olacaktır.

İşte ‘tanrıyı kıyamete zorlamak’ diye milletin önüne konulan kavramın arkasındaki asıl niyet budur. İnsanın ‘nsh’ edilmesi; ‘insan’ şeytanların, ‘insan’ cinlerin çoğaltılarak insan soyunun bir kısmının İblis ve cin, bir kısmının maymun ve domuzlaştırılarak tüketilmesi çabasıdır.

Bu savaşı iyiler kaybetmemelidir.

Şeytanın, ‘Muhakkak ki senin kullarından hakkım olan payı alacağım.’ (Nisa, 18) dediği; Cenab-ı Hakkın da biraz da insanoğlunun nankörlüğünden dolayı İblis’e hitaben ‘Hadi o zaman, git onlardan gücünün yettiğini sesinle oynat, (onun iç mekanizmalarını kullanarak onları kendine köle et) süvarilerin ve piyadelerinle (görünen görünmeyen/sanal ve reel bütün güçlerinle) üzerlerine bas gürültüyü, (onları şaşkına çevir)… mallarına, evlâtlarına ortak ol -(maalesef artık çok sarmallı genetik yapıya sahip -yani insan dışı- varlıklar zahiren de görülmeye başlandı)- ve onlara vaadlerde bulun.” (İsra, 64) dediği ve ‘Şeytanlara ve Şeytan gibi olanlara’, kendi rızasıyla küfre sapmış insanlar üzerinde derin operasyonlar yapmasına müsaade ettiği kavganın en dehşetli safhalarıdır.

Bu savaşı iyiler kaybetmemelidir.

İyiler bu savaşı kaybettiğinde, Mülk suresinde bahsi geçen (ayet 17-18) ‘uzaylılar’ (men fi’s-semâi) geleceklerdir ki insanlık ‘korku nedir anlayacak’, Independent Day’ filmindeki sahnelere rahmet okutacak hadiseler gelecek insanlığın başına… (Size hayal ve masal gibi gelebilir ama değil..)

İşte yeryüzünde sizin gördüğünüz ve görmediğiniz alanlarda yaşanan kavga böyle bir şey. Bu kavgadan, insanlar ancak sağlam bir inanç ve gerçek bir ilahi sığınma ile kurtulabilirler. Bu savaşın içinde bulunan insanları koruyabilecek; iman, dua, zikir, kanaat ve haya (haramdan sakınma) ipleriyle dokunmuş bir kumaştan yapılmış bir zırh olabilir. Ancak o zırh sayesinde ihtiyacınız olan ‘asayiş’i elde edebilirsiniz. Yani ancak bunlar sayesinde insan kalmaya devam edebilir ve iyilerden olabilirsiniz. Bunu gerçekleştiremeyenlerin, yukarıda İblis’e verilen yetkilerden kendilerini kurtarmaları imkânsızdır…

Zaten Deccal, bu faaliyetin adıdır. Bu faaliyetlerin tamamıdır. Yani insanı, bilerek ve isteyerek kendi kutsallarından vazgeçmeye, dinini terk etmeye, Rabbine sırt çevirmeye yol açan her hal deccaliyetin bir faaliyetidir ki, karşımıza bazen Komünizm, bazen Liberalizm, bazen Kapitalizm, bazen materyalizm, bazen Pozitivizm olarak çıkmıştır. Temeli ‘inkar-ı uluhiyet olan’ ve pozitif düşünce olarak kendisini lanse eden bu akımların tamamının arkasındaki külli ruhtur Deccal.

Elbette ki, her bir halinin temsilcisi bir isim vardır. (Komünizm denince Karl Marks, Liberalizm John Locke, Materyalizm denince keza Engels, Marks, Hegel hemen akla geldiği gibi). O felsefeyi, o yaklaşımı ilk kim sergilemişse onun ismiyle anılır ama bunların hepsi Deccal diye haber verilen halin kolları, şubeleridir.

Keza İslamlar içinde bunları temsil edecek olanlara da Süfyan denmiştir. Bugün de temsilcileri vardır; ancak iş artık dev boyutlara vardığı için, kimin gerçek temsilci olduğu bilinmemektedir. Deccal ve Mehdi –daha sonra ise Mehdi’nin hazırladığı programı esas alarak Deccal ile mücadeleye girişip onun belini kıracak olan İsa gelecektir ki bu da aslında bilimin yeniden inancın hizmetine girmesinden ibaret olacaktır– bu kavganın sembol isimleridir.

Mehdi’nin temel görevlerinden biri

Evet, Mehdi’nin en temel görevlerinden biri bilimi imanın hizmetine vermektir. Nasıl ki Deccal bilimi kullanarak saptırmıştır, Mehdi dahi bilimi kullanarak imanı inşa edecek ve insanları yeniden Rableri ile buluşturacaktır. Çünkü geçmiş zamanda inkâr, cehaletten kaynaklanıyordu. Yaratıcıya ait isim ve sıfatlardaki bilgisizlik insanları yanlış tapınmalara götürüyordu. Ama bir ilah inancı hep vardı.
Deccal çağında ise inkâr bilimden kaynaklandı. Daha doğrusu bilim, Yaratıcı algısını yok etmek amacıyla kullanıldı. Hâlâ da bilim inkârın, tanrı tanımazlığın hizmetindedir. İşte MEHDİ ve mehdiyet, imanın yeniden bilim ile buluşturulması ve imanın aklî deliller ve kâinatta cari kanunlar ile yeniden tanımlanmasıdır. Bilimin din ile barışmasıdır ki insanlık o yönde ciddi adımlar atmaya başlamış durumadır.

En azından, artık 19. yüzyılda, asla tersi ispatlanamaz sanılan –Darwinizm dahil- tezler, hipotezler, savlar, din ile bilimin asla bağdaşmayacağı gibi iddialar artık yersiz görülmeye, hatta aksi ispat edilmeye başlandı. Evrenin, bir KADİR Yaratıcı fikri olmadan izah edilemeyeceği, maddeyi teşkil eden altı unsurun (foton, proton, gleon, 2 kuark ve Higs parçacığı = Ferdun, Hayyun, Kayyum, Hakemun, Adlun, Kuddus) İlahî bir kudret olmadan bir araya gelmesinin imkânsız olduğu, Canlılık ismi olmadan maddeden canlılığın açığa çıkmasının imkansız olduğu net anlaşılmaya ve ispat edilmeye başlandı…

O yüzden de karşı taraf, yani Deccal kuvvetleri, durumun aleyhlerine dönmeye başladığını görerek, tüm savaş alanını ateşe vermeye, kendileri ile birlikte tüm insanlığı yakmaya karar vermiş gibi her şeye saldırıyorlar. Tüm kutsallar, tüm insanî değerler yok edilerek, Ademiyet aşısıyla Tanrıya muhatap mertebeye çıkarılmış şu Nesnas denilen mahluku, derk-i esfel olan evvelki haline; hayvaniyete çevirmeye çalışıyorlar... İyiler ise Yani Mehdi ve taraftarları ise bu ateşi söndürmenin peşindeler..
* * *
Mehdiyet’in cepheleri

Mehdiyetin de elbette sayısız cepheleri vardır. Dinî hayat boyutundan insanî hayat mertebesine kadar her bir alanda yapılan tahripleri tamir etmek gibi derin gayretler görünmektedir.
Yırtılan atmosferin dikilmesinden kirlenen çevrenin temizlenmesine, israf ve sefahat yüzünden Deccal’ın tuzağına düşmüş insanların kurtarılmasına, ekonominin yeniden insanileştirilmesine varıncaya kadar birçok alanda mücadele vermek gerekmektedir. (Ve maalesef Deccal’ın en büyük hizmetkârları ve en ciddi yardımcılarının hep Yahudiler (Siyonistler) olacağını Peygamberimiz (sav) dürbünî bakışlarıyla 1400 yıl önce bize haber vermiş…)

İşte bu yüzden, şimdilik gücü elinde bulunduran Deccal ve taraftarları (Gizli Dünya İmparatorluğu’nun idarecileri= Siyonistler), nerede ve hangi zeminde, alanda, sektörde, bilimde ve sahada olursa olsun, savaşın iyiler lehine dönmesine sebebiyet verecek bir çalışma, iş, icat ve ilerleme kaydeden birini tespit etseler, hemen onu bloke ediyorlar. Onu, insanların güzündün düşürmeye çalışıyorlar. Bunun için kullandıkları ilk araç medyadır. Medya işe yaramadığı takdirde sanal güçler ve sanal büyü diyebileceğimiz uzaktan kumanda usullerini devreye sokuyorlar. Hedefi onu hasta etmek, çıldırtmak, saçma sapan işler yaptırmak, nefsine müptela edip ahlakî zaafa düşürmek vs… Zihninin arka planında dosyalarının sürekli açık tutulması yoluyla onu yormak ve çıldırtmak; bu da mümkün olamıyorsa kaza süsü vererek yok etmek için bütün imkânlarını seferber ediyorlar.

Mesela diyelim, hâkim gücün yeryüzündeki operasyonlarına karşı çıkan bir yerel lider çıktı herhangi bir yerde.

Sistemin tanrısı Deccal güçleri hemen onun üzerine projektörlerini çeviriyor ve onu dinlemeye alıyorlar. Önce var olan insan zaaflarını belirliyorlar. Kullanabilecekleri bir zaaf bulamazlarsa bedenî arazlarını veya genetik yapısının ne tür zaaflara yatkın olduğunu belirlemeye çalışıyorlar. (Mesela Hafız Esad’ın, saç kılından kanser olduğu ve yakında öleceği tespit edilmiş ve bu bilgi Mossad tarafından Amerika’ya bildirilmişti. Bunun üzerine operasyondan vazgeçildi ve Beşşar üzerine çalışıldı. Nitekim Beşşar babasıyla kıyaslanmayacak kadar Batılı ve Amerikan taraftarlısıdır. Bir ara not: ABD başkanlarının çişi ve kakası bile gittiği memlekette bırakılmaz!)

Ona dair, herhangi bir ipucu yeter de artar bile onu yere sermek için. Bir kılı, bir deri parçası veya onun tam olarak tanımlanmasını gerektirecek, insansı kodunu belirlemeye yarayacak bir veri elde etmeleri yeter de artar bile.

Esasında size biraz tuhaf gelecek ama hepsi aynı zamanda zamanın getirdiği birtakım ihtiyaçlar olan internet, google ve benzeri arama motorları, facebook, twitter, ve ileride çıkacak daha nice arama ve iletişim vasıtaları aynı zamanda, Deccal kuvvetlerinin kullandığı arama tespit ve teşhis vasıtalarıdır. Aradıkları, onların kurduğu sistemi yerle bir edecek olan ‘mehdî’ veya ‘mesih’ olabilecek yahut onlara katkı verebilecek donanımdaki insanları daha kemale ermeden tespit edip imha etmek veya en azından bloke etmek için kullanılan ajanlardır… Mehdi’nin ise bilimi yeniden imanının hizmetine alarak, Deccal’ın bugün insanlığı tahrip için kullandığı tüm bu ‘ajanları’ gerçek adaleti temin etmek maksadıyla kullanacağı haber verilmiş!

Ahmedinejad’ın iç mekanizmalarıyla oynanmış olabilir

Yazının başında belirttiğim hususa geri dönersek, en azından gösterdiği direnç sebebiyle Ahmedinejad’ın boş bırakılmayacağını, iç mekanizmalarıyla oynamış olabileceğini düşündüm ve ona acıdım. Bana göre bu tehlike, İslam yurtlarında çıkan ve Deccal’in global operasyonlarına engel olabilecek bütün liderler için mevuttur. O yüzden de bendeniz, millet adına hareket etmeyi kafaya koymuş tüm siyasi liderlere ve kanaat öncülerine, asla abdestsiz dolaşmamaları, özellikle namazı eksik bırakmamaları ve yanlarında paratoner vazifesi görecek, ağzı dualı bir ‘ak şemseddin’ bulundurmaları gerektiğini ısrarla tavsiye ediyorum.

Aksi takdirde kendilerini, ‘yuvesvisu fi suduri’n-nas’ ayetinin açık açık gösterdiği gibi uzaktan kumanda –bloetooth, mesaj, implus, spam… ne derseniz deyin- yoluyla insanları etkileyen, yönlendiren, değiştiren, tağyir ve tebdil eden, liderlerin içinin boşaltan, zihin ve algı şeklini değiştirerek onlarda ‘derin tahrip’ler ve değişiklikler yapabilen kötü nefesliler ve ‘Vesvas’ (insanı uzaktan etkileyebilen)ların şerrinden kendilerini koruyamazlar.

Bu tür yıkıcı tesirlerden kurtulmanın çaresi

Bu tür yıkıcı tesirlerden kurtulmanın yegâne çaresi, iman ve onun doğal kaleleri olan kebairden sakınma ve amel-i salih işleme ameliyeleridir. Kur’an o sığınakların en güçlüsüdür. Şeytanî güçlerin ve Deccal kuvvetlerinin saldırılarından kurtulmanın bir diğer çaresi de istiğfardır. Cenab-ı Hakkın, “İmma yenzeğanneke nezğun… festaiz billah” (herhangi bir sanal tehdit aldığınızda, hemen bana sığının) (Araf, 200; Fussilet, 36) buyurması da bu yüzdendir.

Evet, maalesef yeryüzü kıranlığını ele geçirmeye çalışan Siyonist güçler –biz yanlışlıkla onlara hep Batı dedik durduk- teknolojiyi, insanı avlamak açısından fevkalade iyi kullanıyorlar. Tabii ki sadece teknoloji de değil. Modifiye edilmiş, kime isabet edeceği net tanımlanmış ve ancak uygun zekâ ve insanı bulduğunda yakalayıp bloke eden sanal sihir topları atıyorlar uzaya. Bu sanal büyüleyiciler tıpkı telefonlardaki ‘The International Mobile Equipment Identity’ (IMEI) numaraları gibi insanda da var olan tanımlı kodu bulur bulmaz ona yapışıyorlar. Bu tur sanal kirlilikler ve hava içinde dağılmayan elektrik ve enerji blokları hep mevcuttur. Ancak uygun alıcı bulduğunda hemen ona yapışıverir.
Bilindiği gibi her insanın İsmi Frd’ gereği, bir yaradılış kodu, bir ‘identity’si bulunmaktadır. Eski müneccimler, astrologlar ve büyücüler de onu kullanırlardı zaten. İşte insanın o IDENTITY’si ele geçirildi mi, adeta, dışarıdan bağlantıya geçilmiş bir bilgisayar gibi ona her şey yaptırılabilir ve yapılmaktadır nitekim.

İnsanlar, onun şuursuzca yapılan şekline NAZAR demişler. Peygamber Efendimiz (sav), bir hadis-i şerifinde, “Mezardakilerin yarısı Nazar’dan dolayı oradadırlar.” buyurmaktadır. Bu demektir ki, insanların yüzde ellisi, sanal müdahalelerle öldürülüyorlar.

Demek ki bu sanal müdahalelere, adı ‘sanal’dır diye ehemmiyet vermemek olmaz. Çünkü sonuçları sanal değildir. Nazara okuyan insanların esnediği, genirdiği, hata bazen istifrağ bile ettiği bilinir. Bu durum, o insana yüklenmiş olan sanal izotopların, elektriğin diğerine geçmesinin neticeleridir.
Nazar, yine de bu işlerin en masum şeklidir. Bugün maalesef insanın ahiret hayatını dahi mahveden operasyonlar yapılıyor insan üzerinde. Evrensel kodu ele geçirilmiş insanla bağlantılar kurabiliyor, onun kafa ve inanç ayarları değiştirilebiliyor, kutsala karşı ilgisizleştirilebiliyor yahut kendisinde olmayan güçler yüklenip, kendisini Mehdi, İsa, Mesih veya kurtarıcı zannetmesine yol açabiliyorlar… (Hatırlayın Hasan Mezarcı’yı… Kısa zamanda ne hale getirmişlerdi. Yeter ki ellerine düşmeyin veya yeter ki IMEI numaranızı ele geçirmesinler.)

Bol miktarda Mehdi türemeye başladı

Evet, bendeniz Ahmedinejad için de aynı şeylerin yapılmış olabileceğini düşünüyorum. Şu saralarda bol miktarda Mehdi türemeye başladı. Bir yığın insan kendisinin Mehdi olduğunu zanneder oldu. Emin olabilirsiniz ki, ne Mehdi ilk etapta Mehdi olduğunu bilecek ne de İsa... Her ikisi de ahir ömürlerinde yaptıkları işler sebebiyle o olduklarını bilecek veya müminler hissedecekler… Bütün bu operasyonlar, sahte Mehdi çıkışları, hakiki kurtarıcının önünü kesmeye yöneliktir. Ama Allah nurunu tamamlayacaktır. Amma yazık ki, birçok insan onlara inanıp imanına zarar verecek. Ne yapalım, bu da ilahi sırlardan biridir. Gerçek iman erleri ile sahtelerinin birbirinden ayırt edilmesi için daima Samiriler çıkar ve daima, tanrısal işaretler taşıyan buzağılar inşa edilir. Onlara inanacak olanlar ancak yüreklerinde ‘buzağı sevgisini’ saklayanlardır.

Şii Mehdi'ye karşı Sünni Mehdi

Nitekim Amerika’nın da böyle bir Mehdi hazırlığı olduğunu işittim. Ahmedinejad’ın ‘Şii bir Mehdi” yaratma projesine karşılık, Amerika da –yani Siyonist zındıka komitesi de- bir ‘Sünnî Mehdi’ projesi üzerinde çalışıyormuş. Hatta hazırmış ve İstanbul’da el altında tutuluyormuş. İran mehdisini çıkarırsa, Amerika da Sünni mehdiyi devreye sokacakmış.

(Nerede? Tabii ki İstanbul’da. Neden İstanbul?
Çünkü İslam’ın uruku (hayat damarı) burada kesildi. Eğer o kökten yeniden Rahmani filiz yeşerecekse o kökün bulunduğu yerden fışkıracaktır. Bunu Siyonistler ve Amerikalılar bizden dana iyi bilirler. Adamlar, boşuna gelip Fatih’in gemilerini karayı çıkardığı yere Robert Kolej kurmadılar. Ne ise bizimkiler de aynı ferasetle karşısına Kuleli Askeri Lisesi’ni oturtarak hadlerini bildirdiler ve inşallah oradan yetişenler yarın Deccal kuvvetlerine de hadlerini bildireceklerdir diye bir remizdir. Ümitvar olunuz…
Görülüyor ki bu savaşın merkezi Türkiye. Daha doğrusu Anadolu! Dolayısıyla burada cereyan eden her bir siyasî ve sosyal mesele, dünyanın tamamını ilgilendiren bir hadisedir. Sıradan bir seçimin, bir anayasa değişikliğinin, bir cumhurbaşkanı değişiminin neden büyük kıyametlerin koparılmasına neden olduğunu anlayın işte!)

‘Böyle şeyler olur mu?’ derseniz, ben olur derim. Çünkü -yine bir kısım kesimler köpürecek ama- Vehhabiliğin kurucusu Muhammed Vahhap, bir İngiliz projesidir. İngiliz entelijansiyasının o mezhebin oluşmasında ve büyümesinde ciddi emeği vardır. Bunu bilen çok iyi bilir ve bu konuda yazılmış eserler de vardır… Koca bir mezhep kurdurabiliyorlarsa, bir Mehdi niye oluşturamasınlar? Üstelik Mehdi’nin bir yanı hep siyasete baktığı için, onu kurgulamak ve milleti ona inandırmak daha kolaydır. Taha suresindeki, ‘çocuk’ Musa’nın Firavun’un sarayına yerleştirilmesi bahsini aktaran ayet dikkatle incelendiğinde, sevginin de kimliğin de yapay yollardan üretilebileceği görülmektedir.
Elbette önünde sonunda foyası ortaya çıkar ama gözünün karalığının yapay olduğunu öğreninceye kadar milletin derisi yüzülmüş olur!

Bunları kesin doğrular diye algılamayın ama düşünün

Bu açıdan, şu meseleleri biraz izah etmekte yarar gördüm. Size Mehdi’den, Mesih’ten ve Deccal’dan, Sufyan’dan, Dabbetülarz’dan ve Zulkarneyn’den ayrıca söz etmek istiyorum inşallah.

Tabii bu izahlar da bana göredir. Bunları kesin doğrular diye almayın, siz de aklınıza vurun ve imanınızla inceleyin. Türkiye’de neden bazı kesimlerin –özellikle ulusalcı kesim- Mehdi meselesine mesafeli duruyor düşünün. Çünkü bu uğurda çok yapay çalışmalar var ve global güçler kutsalların içini boşaltıp onları toplumları ele geçirmek amacıyla kullanabiliyorlar.

Evet, Mehdi haktır ve gelecektir. Hz. İsa da gelecektir. Fakat bunlar gerçekten bizim sandığımız gibi mi gelecek veya onlar gelmeden önce birileri onlara benzerini önümüze çıkarıp bu odur mu diyecek zaman gösterecek. Biliyorsunuz, Deccal için şöyle bir rivayet de vardır. Deccal ilahlık taslar. İnsanların ekseriyeti ona inanır çok az bir kesim inanmaz. O da onları da ikna etmek için bir insanı ikiye yarar ve sonra birleştirip diriltir ve der ki, ‘İşte bunu ancak yaratıcı yapabilir, hâlâ bana inanmayacak mısınız?’ Deccal’a inanmayan o azınlık kesim de, ‘Evet tam da bunu yaptığını gördüğümüz için senin Deccal olduğuna inandık.’ derler.

Mümin Allah’ın nuru ile bakar. Deccal’ın ve Deccal kuvvetlerinin tuzağını başına geçirir…


Mehmet Ali Bulut
08 Haziran 2011

Konu Karam tarafından (09-02-2011 Saat 19:46 ) değiştirilmiştir..
Karam isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 12-03-2011   #2
Üye
Ahnuba - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: Dec 2011
Mesajlar: 4
Tecrübe Puanı: 0
Rep Puanı : 10
Rep Derecesi : Ahnuba is on a distinguished road
Ettigi Tesekkür: 0
Aldigi Tesekkür: 0
Standart --->: Mahmud Ahmedinejat Mehdi mi? (Mehmet Ali Bulut)

MEHDÎ (A.S) HAKKINDA İFŞÂAT

Sultançiftliği, İSTANBUL (1981)
بسم الله الرحمن الرحيم
Bismillâhirrahmânirrahîm

İlimlerin hakikati Besmele-i şerifedir. Allah, Besmele-i şerîfe olan ulûm hakîkatinden bizim kalplerimize de versin. Sahib’in zamanında «Bismillâhirrahmânirrahîm» ile olan tecelliyi, o zamanda yaşayacak olan bütün ümmet-i Muhammed görecektir. Bunlar, şimdiki teknikçilerin rüyalarında bile hayal edemeyecekleri işlerdir. Şimdiki teknikleri kendilerine çok yüksek görünüyor. Bundan ileri bir teknik ve ilerleme düşünemiyorlar, bundan ilerisini akıl bile edemiyorlar. Cenâbı Allah’ın Bismillâhirrahmânirrahîm’e tahsis etmiş olduğu rahmet tecellileri ile gerçekleşecek hârika işler ve mucizeli kerâmetler bütün millete göründüğü zaman; insanlar, var olan bu tekniği adeta roket süratinin yanında karıncanın debelenmesi gibi sayacaklardır. Besmele-i Şerîfeye özgü olan bunca manevi kuvvet ve ilâhi inâyet kaynakları beklenen sahip ve zamanı geldiğinde açılacaktır.

Eskiden dükkân sahipleri perde indirir, içerde ya yatar, ya camiye gider, ya da evine dönerdi. Evliyânın hepsi evvelden ayan olarak görünür ve kendilerini gizlemezlerdi. Şimdi ise örtülerini çekip, eski dükkân sahipleri gibi kendilerini perdeleyiverdiler. Neden? Çünkü halk ile evliyâ arasındaki alış-veriş çok durgunlaştı. Sanki imkânsız gibi oldu. Bu durumu ve nedenlerini Hazret (Şeyh Abdullah Dağistânî) bana şöyle hikâye etti:

“Şam şehrinde camide halvet ve riyâzette bulunuyordum. Bir gün ekâbiru’l evliyâdan yani büyük velilerden Salâhaddin Mağribî Hazretleri orada hazır oldu. O zaman bende de hal var, dedim ki:

- Nedir bu sizdeki mürüvvet kıtlığı? Sizde hiç mürüvvet namına bir şey kalmadı mı? Neye gizlenip duruyorsunuz?

Hizmetimizi gören Ebu Bekir adında bir mürit de yakında oturuyordu.

- Ebu Bekir! Git içeriye, bizim aileye söyle, çayı hazır etsin, diyerek onu oradan savdım. Ondan sonra böyle söylediğimde Selahattin Mağribî Hazretleri dedi ki:

- Ey kardeş! Bize, bizim sözümüzü dinleyecek ve kabul edecek yerinde bir kimse gösteriniz ki, biz de meydana çıkalım. Kalplerine tesir edecek bir kimse gösterin ki, ona göre bizdeki ulûmu meydana dökelim!

O vakit Şeyh Efendi Hazretleri öyle söyledi:

- Nâzım Efendi! Bırak ulema sınıfını. Ulema sınıfında tesir sıfır, zaten sıfırın altına da düştü. Ulemanın ilminden millete hidayet vesilesi olacak kuvvet büsbütün kesilmiştir. Ulemanın, milleti küfür ve isyan akımlarından kurtarıp Hak canibine döndürmeye ilmi kudretleri artık kalmamıştır, sıfıra düşmüştür.

Bir defasında Mısır’a gitmiştim. İskenderiye’de bir genç âlim benim yanıma yaklaştı:

- Neredensin, diye bana sordu.

- Şam’dan geliyorum, dedim. Bunun üzerine bana:

- Bu İskenderiye’de yüzellibin Ezher mezunu âlim vardır, dedi. Bir Ezher âlimi buraya gelirse bizim âlimler dut yemiş bülbül gibi mahpus kalırlar. Onun yanında konuşacak bir cümle bulamazlar. Ezher âlimleri öyle kuvvetli âlimlerdir. Mısır ehlinin hem lisanları, hem okumaları itibariyle onların ilmi ve hafızası da, natıkası da, dilleri de kuvvetlidir.

O vakit dedim ki:

- Maşallah! Hem sana, hem o yüzellibin âlime. Yüzellibin âlimin bulunduğuna bu memleket şehâdet ediyor mu? Yüzellibin âlimin bulunduğu bir memleket bu halde mi olacak? Böyle mi olması lâzımdır? Nerde sizin ilmî kudretiniz? Demek ki sıfırdır. Bu kadar ifsat olduğu vakitte yüzellibin âlimi bana niye söylersin? Nerde sizin ilminizden istifade eden kimseler? Sen bana demek istedin ki, bu memleketin hepsi hastadır. Doktoru yok mu? Yüzellibin doktor! Yüzellibin doktor olduğu memlekette bu kadar hasta olur mu? Demek ki sizin hiç tedavi edeniniz yok yahut verdiğiniz ilaçlar, hepsi müddeti geçen ilaçlar. Şimdi ilaçların üzerinde tarifleri ve son kullanma tarihleri var. Eskiden bu yok idi. Şimdi o da yeni icat. “Bu tarihten bu tarihe kadardır, ondan sonra dök ilacı. Kuvveti, tesiri kalmaz.

Eskiden ilacın bozulduğu duyulmazdı, şimdi vakti geçti, dök gitsin. Ya sizin verdiğiniz ilaçların vakti geçti, ya da siz hastalıktan anlamazsınız. Öyle ya, yüzellibin âlimin bulunduğu memlekette bu kadar fesat, bu kadar hasta insan, bu kadar itikadı bozuk adam nasıl olur?

Hazret:

- Bu akım, önündeki kayaları devirip giden müthiş bir sel gibidir. Allah’tan kaçış cereyanı bu. Bu akım, Allah’tan kaçmak akımıdır. Öyle müthiş derecede akıyor ki, önüne gelen ne varsa devirip götürecek. Büyük dehşetli kayaları da süpürüp götüren öyle bir selin önüne onu durdurmak için âlimler oraya toplanmışlar, ellerine kürek almışlar ve yanlarında dağlar gibi saman var. Seli durdurmak için o samanı kürekleyip selin önüne atıyorlar. İşte, onların yaptığı iş buna benziyor.

Öyle müthiş bir seli saman durdurabilir mi? Buna imkân var mı? İmkânı yok. Bununla beraber söylediklerinde, eğer hakkını verip söylerlerse onlara dair fazîlet vardır. İşte biz durdurmaya uğraşıyoruz, durmuyorsa o başka mesele.

Şeyh Efendi Hazretleri bana:

- Bırak âlimleri, bütün evliya da bütün peygamberlerin kuvveti ile de bu kaçan insanlara yetişmeye imkân yoktur, dedi. Öyle bir seğirtiyorlar ki, Allah’tan kaçışta, onların arkasından yetişip de onları önleyecek bir kimse yok. Evliyanın kuvveti yetişmiyor şimdi. Önleseler, söndürebilirler, lâkin öyle bir koşup kaçıyorlar ki, evliya velâyet kuvveti ile bile arkalarından yetişemiyorlar.

Salâhaddin Mağribî Hazretleri’nin aşağıdaki sözleri ne kadar doğru, değil mi?

- Bize bir dinleyecek kimse gösteriniz de, onlara bizim ilmimizden söyleyelim» dedi. «Bizi dinlemeyen bir kimseye bir söz söylediğimizde, biz o ilmi kaybetmiş oluruz, boş işler yapmış oluruzO ilmi lüzumsuz yere atıp zayi etmekle, en aşağı mertebede boş bir iş yapmış oluruz. Ancak Cenabı Allah bir kimseye kendi kudretinden giydirirse ancak o, seğirtip kaçanları önleyebilir. Onlara «DUR! Buraya kadar!», dediğinde ona karşı duracak bir kimse de yoktur. «DUR!» dediği anda onlar durmaya mahkûmdur. Mucizeli bir hal olmadan hem geçmiş evliyada olan kerametler ve onlarda olan ilimler de kâfi değil.

Şeyh Efendi Hazretleri ile ilk defa bu âlemde bir araya gelip görüştüğümde:

- Oğlum, seni biz teslim aldık, dedi. Evliyanın Sultanı ile ilk mülakat olduğum gün, Şam’da Şeyh Hasan Râî Hazretlerinde idik. Geçen senelerde onun kabrini açtıklarında olduğu gibi çıktığını söylediler. Hazret, orada yedi sene halvet ve riyazette bulundu. Burada Fatih Çarşamba’da Erzurumlu Hacı Süleyman Efendi Hazretleri vardı. Üçyüzonüç Nebî ve Mürsel kıdeminde olan mürşid-i izamdan birisi idi. O beni oraya sevk eyledi.

Şimdi, Sahibüzzaman Mehdi Aleyhisselâm, bütün gelmiş geçmiş evliyânın hepsine verilen ilimlerden fazla olarak yediyüz ilme daha mazhar olmuştur. Yani Cenabı Allah ona bütün evliyadan ziyade olarak hiç bir evliyaya açılmayan hakikat menbâından yediyüz ilim daha vermiştir.

İlim dendiği vakitte, ne gibi bir kuvvet var?

Allah’ın beyanına bak, bizim sözümüze bakma. Orada bizim sözümüz yoktur. Cenabı Allah, hak sözü söyletiyor. İlimdeki kudrete bak sen.

«Faksusil kasasa leallehüm yetefekkerûn»[A’râf: 176]
«Ey Habibim! Onlara geçmişlerin kıssalarından söyle ki onlar düşünsünler ve onların hikmetlerinden bilsinler

Cenabı Hak, Kur’ân’da Süleyman Peygamberin Saba Melîkesi Belkıs ile olan kıssasını bildiriyor. Ne zamanki Süleyman Aleyhisselâm, «Kim bana şimdi Belkıs’ın tahtını buraya getirir?» dediğinde bir ifrit dedi ki, «Bu meclisten kalkmadan evvel ben getiririm».

«Kâlellezî indehû ilmum mine’l-kitâbi ene atîke bihî kable en yertedde ileyke terfük»[Neml: 40]

İfrit, Ben bu meclisten kalkmadan getiririm dediğinde, ona karşılık olarak “kendisine kitaptan ilim verilen bir zat dedi ki, Gözünü kırpıp açıncaya kadar getiririm! Dedi.” İlmin kudretini gösteriyor Allah, haberin olsun. Ben âlimim deyip boşuna lakırdı söyleme. Süleyman Peygamberin yanında kitaptan kendisine ilim verilen bir kimse «Gözünü daha kırpıp açıncaya kadar buraya getiririm!» dediği anında oraya hazır etti. İlmin kudretine bak sen? İlimde nasıl bir kuvvet var?

Hazreti Mehdî’ye o yediyüz ilim verildiği vakitte, o ilme has olan kuvvetle beraber olduğu halde verildi. Bütün bu âlemi hidayete sevk etmesi, bütün bâtılı mutlaka mahvetmesi içindir. Süleyman Peygamber’in veziri Âsâf’a verilen, onlara tahsis olan ulûmdan bir ilim idi. Hazreti Mehdî Aleyhisselâm’a verilen yediyüz derece, ilim derecelerinden ziyade kendisine verilmiştir ve her ilme göre bir salâhiyet, bir kuvvet onun emrine verilmiştir.

«Ve kul câel hakku ve zehekal bâtıl innel bâtıle kâne zehûkâ»[İsrâ: 81]

«De ki, Ey Habibim! Hak geldi, bâtıl zâil/yok oldu. Şüphesiz bâtıl yok olmaya mahkûmdur

Bu ayetin sırrının hakîkati, bu dünyada, bütünüyle Hazreti Mehdî’de meydana çıkacaktır. Yeryüzünde bâtıl namına zâhir ve bâtında bir şey kalmayacaktır. Hatta kalbinde bâtılı tutan kimseyi de süpürüp götürecektir. Hazret bana bunu da söyledi:

- Oğlum! Sahibüzzaman olan Mehdi Aleyhisselâm bâtıl üzerine kurulmuş olan ne kadar müessese varsa, bâtıl temele oturtulmuş ne kadar kuruluş varsa ehli ile beraber atacak, bütün Hak kuruluşları meydana çıkacaktır.

İşte, ilim dediğinde böyle ilim olacak. O vakit cehâlet/bilgisizlik tamamı ile yok olup herkesin kendi makamına, iman derecesine göre ilim ona açılacaktır, o ilim de verilecektir.

İlim nedir?

İlim, bizi Allah’ın kurbiyyetine/yakınlığına iten kuvvettir. Biz ilim ile kurbiyyet makamlarına yürüyebiliriz. O zaman ki ilim, hikmet menbâındandır. Hikmet, ilmin ruhu mesabesindedir, hikmetsiz ilmin faydası yoktur. Ruhsuz ilim faydasızdır. İbliste ilim vardı, hikmet yoktu. Hikmet olmadığından edep dairesinden dışarı çıktı ve Âdem peygambere secde etmedi.. Hikmet sahibinde edep vardır. Allah, bizim kalplerimize de, o hikmet menbâlarından açsın.

Mehdi Aleyhisselâmın Şam’da oluşu konusuna gelince; şimdi Şam’da değildir, lâkin zuhuru için emir olunduğunda, şimdi bulunduğu makamda tekbir alıp hazır olacaktır. Halen hayattadır, lâkin Şam’da değildir.

Arab Yarımadasında, Necid çölü ile Yemen arasında RUB'U’L HÂLÎ denilen bir yer vardır. Burası Necid Çölünün güney uzantısıdır. Burada hayat namına hiçbir şey yoktur. Burada nebat ta bitmez. Burası seyyar (rüzgârlarla sürekli yer değiştiren) kum denizleridir. Buradan ne bir kuş uçar, ne de bir kervan geçer. Buradan geçmek de yasaktır. Burası bomboş bir yerdir.

İşte Mehdî (AS), o mıntıkada bir makamda duruyor ki, orası «KUBBETÜ’S-SÜAD» denen bir makamdır. Bu kubbeyi melekler bina etmişlerdir. Sahibüzzaman Mehdî Hazretleri de oradadır. Kırk halifesi de orada, yedi veziri orada, Nebi ve rasûller orada ve büyük evliyadan kendilerine izin verilenler de orada hazır olurlar. Sıradan bir kimsenin oraya yaklaşmasına imkân yoktur. Cin taifesi ilâhi bir emirle orasını kuşatarak koruma altına almıştır. Oraya izinsiz gelene dokundukları gibi işini bitirirler. Hatta Şeyh Abdullah Efendi Hazretleri, onu da söylemişti:

- Orada, bir büyük mağara vardır, onların makamı o mağaranın içerisindedir. Orası birinci cihan harbinde işgale uğradığı zaman, İngiliz ve Fransızlar o taraflara uğramışlar ve bir devriye birliği orada acayip haller görerek; «acaba burada ne var, içeriye bir bakalım» diye içeriye girmişler ve bir daha dışarıya çıkamamışlardır. Cin muhafızlar onlara dokundukları gibi cansız bırakıp vücutlarını da alıp denize atmışlardır. Arkasından başka bir askerî birlik büyük projektörlerle arama yapmak üzere mağaraya girmişler. İngiliz'in bir bölük askeri arama yapmaya geldi, diyor. Nerde kayboldu bunlar? Bunun içerisinde. Onlardan da bir kişi sağ çıkamadı. Cinler onlara da dokunup kaybetmişlerdir. Kimse bir daha içeriye girip orayı teftiş edememiştir.

Biz Medine-i Münevvere’de iken Şeyh Abdullah Efendi Hazretlerine bir haberci geldi. Sahib’in (MEHDÎ’nin) hizmetini gören postacı evliya var, o Hazrete gelip Sahib’in kendisini davet ettiğini söyledi. Hazretin makamı, milletin içerisinde de görünmek olduğu için cismanî kuvvetle milletin içinde idi. Ruhanî kuvvetle de daima orada, Sahip’le beraberdi. Lâkin cismanî vücut ile de davet ettiğinde hâşâ sözüm huzurdan dışarı; avcı köpeği ile çıkar ya, o surette bizi de beraberine aldı. Tayy-ı zaman ve tayy-ı mekân ile oraya vardık, yürüyüşle değil. Göz açıp yumuncaya kadar oraya vardık. O makama indiğimizde, Sahibüzzaman Hz. Mehdî oradaydı. Mağaranın ağzı yetmiş zira’ yani yetmiş arşın /yaklaşık 52m/ gelir. Hazret geldiğinde, Sahibüzzaman ellerini açıp o yetmiş arşın ağzı olan mağarayı böyle tuttu. İki eli oradan oraya yetişti. Sonra Hazrete yürüdü. O kucaklayıp öptüğü vakit yukardan öper. Sahibüzzaman boylu-boslu, gayet te heybetlidir, bununla birlikte onun yüz yapısına da kimse bakmaya doyamaz. İşte, şeyhimizle böyle kavuşup, dedi ki:

- Ya Seyyidî! Sizinle görüşmek için bize emir olundu. Sizi onun için davet ettik, bilirsin buradan içeriye zâhirde girmeye izin yoktur. Siz içeriye girerseniz dışarıya çıkamazsınız. Sizinle burada görüşmek de cismanî kuvvetin hakkıdır.

Şeyh Efendi Hazretleri, o meclisi bana bu beden gözleriyle gösterdi. Bütün bunları, sizin yakîn kuvvetiniz artması için söyletiyor.

İşte Sahip, Şam’da değil o makamdadır. Lâkin kendisinin zuhuru emrolunduğunda Allâhu Ekber, Allâhu Ekber, Allâhu Ekber diyerekten Şam’ın kıyısında tekbir alır ve Şam’a girer. Girdiğinde bütün millet orada ona bey’at etmek için gelirler, o da kabul eder.

İlk biat Arafat dağında oldu. Onikibin evliya biat etti. Dedik ya, avcı köpeğini yanında taşıdığı gibi Hazret’in beraberinde idim, Yani Sahib’e onikibin zat biat ettiğinde.

İkincisinde, rüya yolu ile biat var. Rüyada çok kimseler Hz. Mehdî Aleyhisselâm'ı görüp ona bey’at ettiler.

Üçüncüsü umumî olacaktır. Bütün İslâm Ehli ona bey’at etmek için akın akın Şam’a gelecek.
Sonra yeryüzünde Allah’ın Halifesi olduğuna dair bey’at alacaktır.

Umumî biat aldıktan sonra bu bizim buradaki milletin İslâm’a yaptığı hizmetin mükâfatı olarak doğruca yürüyüp yedi konakta, İstanbul’a inecektir. Bu millet İslâm’a çok hizmet etmiş, ehl-i sünnet ve’l cemaat inancını korumuştur. İslâm’ın şerefli sancağını kutsal emanetlerle birlikte saklamıştır.

Bu nedenle Mehdî İstanbul’a gelerek sizi şereflendirecektir. Sen hiç korkma, o vakit bizim ahbapları görelim. İnşâallah beraber geleceğim. Şimdi kırılmış bit gibi duruyoruz. Kimsenin haberi yok ama inşâallahu’r-Rahman buraya bir geliş var. İnşallah orada «Lâ ilâhe illallâh» çektiğimiz vakitte, Sahip’le bu İstanbul’a girerken bir baştan bir başa kaynattırılacak.

Teknik ne, silâh ne canım? Bi iznillâh teknikleri de çöpe, silâhları da çöpe atılacak. Allah, hepinizin dininizi artırsın. Kim dinleyip kabul ederse, o günlere, o saadet gününe onları da yetiştirsin. Kabul etmeyenler de yetişmesin. Madem istemiyor, kabul etmiyor, etmesin.

Deccâl, Horasan cihetinden gelir, ilk Filistin’e iner. Yanında yetmiş bin taylasanlı Yahudi ile İsrail’e inecek. İsrail, onu bekliyor, onun için orada bir taht kurulmuştur. Geldiğinde oturacak yerini bilsin diye onların meclislerinde büyük bir taht vardır, oraya kimseyi oturtmazlar. Onlar Deccâli âhir zamanda gelecek peygamber diye bilirler. Oysaki onların kitaplarında yazılı niteliklerin sahibi Efendimiz (as)’dır. Yahudiler, kıskançlıklarından «O değil, o değil» dediler ve şimdi işleri Deccâl’a kaldı. Deccâl gelip oraya oturup, ondan sonra ilân eder ki:

Bütün dünyanın hâkimi benim. Tanrınız da benim, bana secde ediniz.”

Oradaki talebeler söyledi: Yahudiler böyle bir film çevirip onu Londra’da televizyonda göstermişler. Bir acayip isimle, o filmin adını koymuşlar. Harikulade işler gösteren bir kimse geldi, geliyor diyerekten kendi kitaplarına göre bir film ile onu bekleyip duruyorlar. Yahudiler bilir, onlar hazır da beklerler.

İsrail devletinin Filistin topraklarında kuruluşundaki hikmet budur. Allah onlara Deccâl ile birlikte kırk gün dünya hâkimiyeti verecektir. Hani Yahudiler daha önce Hz. Musâ (as) zamanında kırk gün buzağıya tapmışlardı ya, işte bunun anısına Deccâl de onları kırk gün buzağının üstüne bindirecek. Gezsinler, kırk gün dünya onların elindedir. Şimdi, bütün dünyada alttan alta, onlar hâkimdir. Lâkin o vakit zahirde de Yahudiler, bütün dünyanın idaresini ellerine alır.

DECCAL, ŞAM’A GİREMEZ. MEKKE MEDİNE’YE GİREMEZ.”

Ordusu: Bütün Yahudiler ve zinâdan doğan kimseler onun ordusunda yer alacak, bütün edepsiz kadınlar da arkasında olacak. İşte bu hippiler-mippiler onun arkasına takılıp bir ucu batıda bir ucu doğuda ordusu ile dolaşacaklar. İş yok, güç yok, oyun ve eğlence çok. Milletin istediği o. O zamanda çalgıyı çengiyi duyan, oyun ve eğlenceyi duyan, iş-güç yok diye onun arkasına takılıp dolaşacak. Tâ ki Hazreti Îsa gökten yeryüzüne ininceye kadar bu böylece sürüp gidecek.

Hazreti Îsa gökten yeryüzüne indiğinde Deccâl’i öldürecektir. Bütün Yahudileri ve Deccâl’in askerini de tüketip yeryüzünde doğudan batıya «LÂ İLÂHE İLLALLÂH» yazacak. İnşâallah o saadet günlerine de yetişiriz. Dâbbetü’l arz ise Hz. İsâ aleyhisselâm’dan nice sonraları çıkacaktır.

Bilirsiniz, Karaköy’de bir Yeraltı Câmi’si vardır. [Hicrî 1400, milâdî 1980 yılında] bu camide, Rasûlullah (sav) Efendimizin ve bütün evliyanın ruhâniyetlerinin hazır olduğu bir meclis kuruldu. Hz. Mehdî yedi günlük bir bebek iken, Hazreti Hızır (as), ona isim verilmek üzere bu meclise getirdi. Hz. Mehdî her ne kadar yedi günlük bir bebek idiyse de, Yüce Allah ona bir günde bir aylık büyüme hızı verdi ve yedi aylık bir bebek gibi oldu. Peygamberimiz onu kucağına alarak adını «Muhammedü’l Mehdî» koydu. Sonra Rasûlullah (sav) Efendimiz mübârek elini koyup Hz. Mehdî’nin zamanın sahibi olduğunu bildirdi ve onun adına oradaki velileri biat etmeye çağırdı. Bunun üzerine bütün veliler orada Hz. Mehdî adına Rasûlullah (sav) Efendimize biat ettiler. Bu biat alma işlemi bittikten sonra veliler yerlerine görev yerlerine döndü ve Hz. Mehdî de Hızır (as) tarafından tekrar yerine döndürüldü.

Hz. Mehdî’nin buraya İstanbul’a ikinci gelişi İSLÂM’IN ŞEREFLİ TEVHİD SANCAĞINI teslim almak için olacaktır. Görevi odur. Kırk yaşını bulunca ilerleyecektir. Lâkin kırktan elliye kadar kırk diye hesap olunur.

Bulutu gördüğünüzde, yağmur her halde yağar diye tahmin ettiğimiz gibi bu ehlullah da ortalığın haline baktığında onun gelişini öyle yakın görüyor. O, ordusu ile geldiğinde kuzular da kesilip, ziyafetler de verilir. Zikirlerde çekilip, ondan sonra göz açıp yumuncaya kadar yerimize döneceğiz. Arabaya binmeye hacet yok, atların üzerinde. Atlara bindiğimizde; bizim bineceğimiz atlar İnşâallah ufka basarak gidecek.

Mehdî’ye o genç halinde altı ay boyunca verilecek o manevî ilimlerin temelini Şeyh Şerâfeddin Hazretleri döşedi. Ondan sonra hizmet, bizim Hazrete [Şeyh Abdullah Dağistânî] verildi. Şimdi bizim Hazretten oraya kuvvet aşılanır. Ondan sonra o, meydana çıkacaktır.

ALLAH, HÛ, HAK, HAY“ Zikrettik. Zikrin dışında mıyız? Zaten zikrin içindeyiz.

Şâh-ı Nakşibend Hazretlerine müridleri, «Elhamdülillah, sizi bulduk ya Seyyidî!» demişler. O vakit Şâh-ı Nakşibend Hazretleri bir perde yaptı, kendisini kaybetti. Onlar «Nerededir?» diyerekten oraya buraya koşup aramaya başladılar. Sonra ortaya çıkıp göründü ve dedi ki,

«Ben Buradayım. Siz mi beni buldunuz? Yoksa ben mi sizi buldum? Hele bulun bakalım. Beni buldunuzsa niye burada bulamadınız

İşte, onlar bizi buluyor. Müridleri o mürşidler buluyor, topluyor. Şimdi Anadolu’da, Arabistan’da ve buradaki şeyhlerden, bu hakîkat membalarını söyleyecek bir kimse, bu söze mezun olan şeyh yoktur. Bu, büyük şeyhimiz Hazretlerine açılmış bir kapıdır. Ona izin vardı, izinle söyleniyor, söyleyen O'dur, bizi zannetme. Bunu söyleyebilecek bir adam varsa, ben onun ayağının altını öperim. Mehdî’den haberi olmayan, Mehdî’den haber bilmeyen, haber söylemeyen adam daha çok uzaktadır. O, o haberi ona bildirecek adam ister.

Siz Cenabı Allah’a şükrediniz ki, size bu haberleri işittirecek kimseyi ayağınıza yolladı ve size bu gibi hakikatleri kabul edecek, tasdik edecek bir kalp te verdi. Bu nedenle sizler şeksiz - şüphesiz amennâ ve saddaknâ diyorsunuz.

Hazreti Mehdî (as) buraya geldiğinde, buradan İSLÂM’IN ŞEREFLİ TEVHİD SANCAĞINI ve KUTSAL EMANETLERİ de teslim aldığında, o zaman Deccâl’ın huruç ettiğine dair haber gelecek ve kendisi buradan hareket edecektir. O zaman bütün dünyada ne kadar ehli iman varsa ilân olur ki;

DECCAL’IN FİTNESİNDEN SAKINMAK İSTEYEN
ŞAM’A, MEKKE’YE VE MEDİNE’YE GİRİP ORADA KENDİNİ GÖZETSİN!


Bu İstanbul’da bir veliyyullah var, Boğazda. Siz onu bilmezsiniz. O, yalnızca doğrudan Hz. Peygamber Aleyhisselâmdan emir alır. İşte o, burada bulunuyor. Onun görevi, İstanbul’da kutsal emânetleri gözetip korumaktır. Yedi düvelin kuvveti gelse onların çemberini kırıp ta içeriye adım atamazlar. Çünkü onlarda bu güç ve kuvvet yoktur. Bu emanet Hazreti Mehdî’nindir. Kim çalacak? Kim yaklaşabilir oraya? Yaklaşan bir kişi yanar, onun alevi görünür.

Vaktin Sahibi, tevhid sancağını açıp tamamıyla zulmü ortadan kaldırıncaya kadar bu insanlar arasındaki ihtilaflar devam edecektir. Hak sahibinin hakkını, herkesin hakkını ve hukukunu adaletle taksim ettiği vakit; ihtilaf, kavga, ikilik, üçlük bitecektir. Şimdi herkes kendi yanında haklıdır.

Cenabı Allah’ın (C.C.) onlara olan muameleleri niyetlerine göredir. İki taraf, üç taraf, dediğimiz kaç taraf olursa olsun onların niyetlerine göre Cenabı Allah (C.C.) onları muhakeme eder. Binaenaleyh niyeti hayır olan, Allah yanında niyeti makbul olandır. Bu kimselere Allah’ın muameleleri ancak rahmet olacaktır. Bir kimsenin niyet şer olduğunda Allah’ın ona karşı intikamı da haktır. Cenabı Allah intikam alıcıdır.

Bu ahir zamanda bu fitnelerin olacağını aleyhisselâtü vesselâm Efendimiz haber vermiş ve tâ vaktin sahibi çıkıncaya kadar da devamını bildirmiştir.

Ölen ne için öldüğünü bilmeyecek, öldüren de ne için öldürdüğünü bilmeyecek. Ölen ne için öldüm? Öldüren ne için öldürdüm, ondan haberi olmayacak diye bildirmiştir. Öyle karanlık bir devirdir şimdi. Onun için Allah, vaktin sahibini bize tez gönderip o nuru açsın.

Bizim silâhımız «ALLÂHU EKBER» dir. Bizim silâhımız üzerine silâhları varsa gelsinler. Siz, o silâhla silahlanın, korkmayın.

Bu sözü ben size, doğrudan Peygamberin emri ile söyledim.” Ve başarı ancak Allah’tandır.

KAYNAK: Şeyh Muhammed Nâzım Âdil Hakkânî, TASAVVUFÎ SOHBETLER, İkinci Baskı: 2010

Şimdi de kıyâmet alâmetlerinden izinle söz eden Şeyh Abdullah Dağıstani Hazretlerini dinleyelim:

-İngiltere’yi İslâm’a girerken görüyorum.
-Avrupa’da bir kraliyet ailesinin damarlarındaki kanın Arap olmasından dolayı İslâm’ı destekleyeceğini haber vererek konuşmasını şöyle sürdürdü:

-Bu onları maneviyata çekecek, içlerinde birçok inanca ilgi hissi uyandıracak ve onları (sonunda) ilahi huzura doğru (İslâm’a) götürecek.

-Çin, Mehdi (as) ve İsa (as) zamanında en büyük evliyalardan biri olan bir zatın otoritesi altında olacak. Onun adı Abdu’r- Raûf el-Yemeni'dir. Onun etkisi ve aracılığıyla Çin, batılı ülkelerle nükleer silahları kullanmama anlaşması imzalayacak.

-Çin, farklı birçok küçük ülkelere bölünecek. Uzak doğuda, özellikle Kore yarımadasında problemler olacak ve bir süper güç o çatışmayı durdurmak için müdahale edecek.

-Tüm dünyayı, petrol kaynaklarının kesilecek olması korkusu saracak.

- Arap olmayan bir ortadoğu ülkesi -İran- körfez bölgesine saldıracak.

- Kahire sular altında kalacak. Sonra Ruslar Assuan barajını inşa edecekler. Baraj devasa miktarda suyu tutuyor (barındırıyor) ve son zamanlarda barajın alttan olan destek temellerinin sağlam olmadığı ve aşındığı öğrenildi.

-Kıbrıs sular altında kalacak.

-Bursa’nın yakınında olan Olympos/Uludağ patlayacak. Uludağ’ın altında iki element var. Gaz ve ateş, bunlar bu zamana kadar ayrışık (temassız) biçimde tutuldu ve evliyalar da bu elementlerin birleşmemesi için her zaman dua ediyorlar. Onun patlamasından yüzlerce ve binlerce insan ağır yaralanacak ve evsiz barksız kalacaklardır.

-Büyük bir ateşin ortaya çıkacağı ve dünyanın geri kalanını kapsayacağı Körfez bölgesinde bir savaş olacak.

-Mehdi (as) ve İsa (as) tarafından görevlendirilen bir veli gizlice halkın arasına karışacak ve Almanya’da insanları maneviyat yönünden eğitecek ve yükseltecek. Almanya ve İngiltere tüm Avrupa'ya yön verecek (yönlendirecek).

-Arapların siyaset yaklaşımında büyük bir değişiklik olacak ve güçlü bir rejim (yönetim şekli) daha iyi bir hükümet şekline değişecek.

Hz. Şeyh Abdullah Dağıstani vefat etmeden önce en yakın müridleriyle özel bir görüşme yaptı ve onlara şöyle söyledi:

-Barış olacak ve Amerika, İsrail ile Arapların arasındaki savaşı bitiren ve barış konuşmalarını yönlendiren tek ülke olacak. Bu olacak. Bunun alameti komünizmin çökmesi ve Rus imparatorluğunun çok sayıda devletlere bölünmesidir.

-Dünyada ABD hariç hiçbir güç olmayacak. Arap hükümetlerin çoğu Amerikalılara dönecek ve onlarla işbirliği yapacak. Çatışmalar (savaşlar) yatışacak. Araplar ve İsrailliler barış içinde yaşayacak. Yavaş yavaş dünyadaki her savaş sona erecek ve her yerde barış olacak. Amerika yönetecek bunu. Ve herkes mutlu olacak ve hiç kimse bir daha yeniden bir savaşın vuku bulacağını beklemeyecek (zannetmeyecek).

-Barışın tam ortasında iken, birden bire Türkiye’ye komşu ülkelerden biri tarafından (Rusya veya İran olabilir) bir saldırı gerçekleştirilecek ve yakın bir ülke tarafından Türkiye'nin işgalinin takip edeceği bir savaş başlayacak.

-Bu (savaşta Rusya) ABD’nin Türkiye'deki üslerini tehdit edecek (Amerika bu savaşa müdahale edecek) ve daha büyük bir savaşın ortaya çıkmasına neden olacak.

-İşte bu (durum), yeryüzünde (daha) korkunç bir savaşa ve felakete yol açacak.

Savaşın gidişatı sırasında, Rasûlullah (sav) Efendimizin 40. nesli olan Hz. Mehdî gelecek ve Hz. İsâ (as) yeryüzüne inecek. O ikisinin görevi adaleti, barışı ve maneviyatı geri getirmek; zorbalık, korku ve anarşiye galip gelmek olacaktır.

Sevgi, mutluluk ve huzur (barış) Allah'ın iradesi ile Mehdi ve İs [as]’ın gücüyle, bu dünyayı dolduracak.

Özetlemek gerekirse:

1. Türkiye'ye bitişik bir ülkeden bir saldırı olacak. (Rusya, Yunanistan, Bulgaristan, Suriye, Irak, İran, Ermenistan)

2. Türkiye işgal edilecek.

3. ABD'nin bir şekilde olaya müdâhil olması ile dehşet verici daha büyük bir savaş çıkacak. Allâhu a’lem bu nükleer bir savaş olacaktır.

4. Hz. Mehdi zuhur edecek ve Hz. İsa (as) da yeryüzüne inecek.
Ahnuba isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 12-05-2011   #3
Elit Üye
Mystical-Ex - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: Feb 2009
Mesajlar: 438
Tecrübe Puanı: 8
Rep Puanı : 10
Rep Derecesi : Mystical-Ex is on a distinguished road
Ettigi Tesekkür: 871
Aldigi Tesekkür: 192
Standart --->: Mahmud Ahmedinejat Mehdi mi? (Mehmet Ali Bulut)

Muthiş bir yazı ..Kehametlerin bazıları çıktı bile...Allah razı olsun.
__________________
Uğursuzluğa inanan, kâhinlik yapan, kâhine giden, büyü yapan ve yaptıran ve bunlara inanan bizden değildir, Kur'an-ı kerime inanmamış olur. [Bezzar]
Önce kendinize karşı dürüst olun.Yazdığınızla yaptığınız aynı değilse "yalancısınız" demektir! Mystical-Ex


Mystical-Ex isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
ahmedinejat, ali, bulut, mahmud, mehdi, mehmet


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün Zaman Ayarları WEZ +5 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 23:16 .


Rıfai'ye, Pcmcıa Driverler, Cinler ve Ruhsal Varlıklar Alemi, İlmu'l-Hayvan, Selefiyye II, Aşure Günü, Kurallarımız & Uyarılarımız!, Yönetim Bölümü, Zikir, Ismailiyye, K-L, Y-Z, İlmu'l-Havâssu'l-Kur'ân, Es-Selamü Kable’l Kelam, O-Ö, Kutsal Kitaplar, Elektronik, Recep Ayı, Reenkarnasyon, Rızk & Bereket, Kadir Gecesi, Fotoğraf Makineleri, Osmanlıca Kitap Tercüme, Arapça Kitap Tercüme, C-D, Melamiyye, Parapsikoloji, Astronomi & Astroloji, Cinci Ve Büyücülerin Teşhisi, Hadis-i Şerifler, Hipnoz, İncil/Hz. İsa (A.s), Hayatın İçinden, Exorcism /Şeytan Çıkarma, Metafizik Video Bölümü, İlmu'n -Nebati Şifa, Arapça Uygulamalar, Ü-V, İlmu't-Tabir-i Rüya, İlmu'l-Havâssu'l-Esmâu'l-Husnâ, Wicca Ve Maji, Kitap Tanıtım İnceleme, Kadiyanilik, Televizyon & Radyo, Metafizik, Caferiyye, Miraç Kandili, İlmu't-Tılsımat, Workshop, Kültür & Sanat, Şifalı Taşlar, Hurufilik, İlmu'l-Kimya, Havas Okulu, Kaderiyye, Teknik Destek, Duruişiti, Babilik, Ses Kartı Sürücüleri, Telepati, Zebur/Hz.Davud (A.s), Tartışma Platformu, Aura, Safer Ayı, İlm-u'l Huddam, Ruhsal Cafe, Canbar Büyüsü, Meditasyon & Yoga & Tai Chi Chuan, Hâricilik, Dini Hikayeler & Makaleler, Psişik Güçler, Medyumlar & Medyumluk, Hac, Kayıp & Çalıntı, Psikometri, Karı Koca'yı Ayırma Büyüsü, Büyü Maji Uygulamaları & Davetler, Mezhepler, G-H, Maliki mezhebi, Halvetiyye, Ed-Duâu Silahu'l Mü'min, Tarikatlar, Definecilik, Sevgi Büyüsü, Tedavi İçin Ayetler,Dualar ve Rukyeler, Ahd-i Atik Tevrat/Hz.Musa (A.s), İlmu'l-Havâs Genel Açıklama, Muharrem Ayı, Alışverişi İptal Büyüsü, Es'ariyye, Bluetooth Driver, Ticaniyye, Maji Çalışması, Aile, Evlilik & Çocuklar, Maturudiyye, Usui Reiki, Hanefi mezhebi, Güzellik & Sağlıklı Bakım Önerileri, Özel Paylaşım Bölümü, Tasavvufî Müzikler, Alevilik, İlmu'l- Vefk, Celvetiyye, T-U, Rebiülahir Ayı, Cep Telefonları, Büyü Çeşitleri Ve Çözümleri, Güvenlik Kamerası Driverleri, İlmu's-Sihr, Mürcie, İlmu'l- Lügat, Zilkade Ayı, Dürzilik, İlmu'l- Ledünni, Bağlama Büyüsü, Bahailik, Rebiül Evvel Ayı, Görüş ve Önerileriniz, Sorun ve Şikâyetleriniz, İlmu't-Tıp, Havass Çalışması, S-Ş, Teknik Destek, Bakım Çeşitleri & Metodları, Bektaşiyye, Hak Din İslam, Diğer Dinler & İnançlar, M-N, Tasavvufta Kavramlar, Notebook Driver, Dâ'vet & Azîmet, Fal & Tarot, E-Kitaplar, Diğer Formüller, Aşk Büyüsü, Evrensel Enerjiler, Havas İlmi Soru Cevap & Yardım İstekleri, İlmu'l-Bâtın, Vehabbilik, Sevgi & Saygı, İlişkiler & Duygular, Tasavvuf Klasikleri, Ramazan Ayı, Regaib Kandili, Bektaşilik, İlmu'l-Havâs Genel Uygulamalar, Sahâbeler ve Hayâtü's-Sahâbe, Evlilik Büyüsü, Alfabeler & Harflerin sırları, E-F, Psikokinezi / Telekinezi, Uydu Cihazları, Müsebbihe, Işınlama Ve Teleportasyon, Eğlence & Mizah, Muhabbet Büyüsü, Kurban ve Kurban Bayramı, İlmu'l-Havâssu'l Celcelûtiyye, İlmu'l-Feraset, Cemaziyel Ahir Ayı, İlm-u'l Hurûf, P-R, Kutlu Doğum - Mevlid Kandili, Güncel Haberler, İlmu'z-Zahîr, Nakşibendiyye, Bayramiyye, İlmu'l-Havâs'ta Uygulama Şartları, Aşırı Kanama Büyüsü, Selefiyye, Vehim Büyüsü, Sia, Kişisel & Manevî Gelişim, Sinema, Hacet & İstek, Ramazan Bayramı, A-B, Toplu Enerji Çalışması, Astral Seyahat, Bilgisayar, Cin Ve Büyü'den Korunma Yolları, Cin'in İnsan Bedeninde Bulunduğunun Teşhis Edilmesi, Ayırma Büyüsü, Hanbeli mezhebi, Bio Enerji, Soğutma Büyüsü, Video kameralar (arıza ve kullanım), Korunma, Evliliği Bozma Büyüsü, Nusayrilik, Haftanın Fırsatı, Hz. Muhammed Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem, Maziden Olaylar, Yazıcı Sürücüleri, Vcd & Dvd arızaları ve kullanımı, Dini Filmler & Belgeseller, Şifâ & Tedavî, Toplu Enerji Uygulamaları, Kötü Alışkanlık & Huylar, Cebriyye, Mürekkepler & Yazım Malzemeleri, Ruhsalenerji Araştırmaları, İlmu'l Ahkâm-ı Nücum, Dua İstekleri, Kur'an-ı Kerim, Deja Vu, Cazibe Büyüsü, İlmu'l-Havâssu'l Berhetiyye, Yezidiyye, Mutezile, Psikoloji, Eğitim & Kadın, İlmu'l-Havâssu'l Cevşen, Ezoterizm, Zilhicce Ayı, Ethernet Kartları, İlmu'l-Havâs Ocağı & Malzemeleri, Galibiyet & Dil Bağlama, Melamiyye, Tarih, Çocuklar İçin Uygulamalar, Enerji Okulu, Safii mezhebi, Peygamberler, Tv arızaları, İlmu'l-Havâss'ın Kolları, Kundalini Reiki, Allah Celle Celâluhû ve Esmâül Hüsnâ, I-İ, Şaban Ayı, Alimler ve Evliyalar, Sağlık, Kısmet & Şirinlik, Bakım & Tavsiye Bölümü, Doğa Üstü Olaylar & Hikayeler, Fax/Modem Driver, Tütsüler & Buhurlar, Felsefe, Cemaziyel Evvel Ayı, Tasavvufî Makaleler, Sözlük & Alfabeler, Forum Zikirleri, İlmu'l Kevn-i Fesad, Erkeğin Bağlanması, WebCam Sürücüleri, Bilim & Teknik, Durugörü, Fıkıh, Antik Uygarlıklar & Örgüt Ve Cemiyetler, Duyurularımız & Yeniliklerimiz, Serbest E-Kitaplar, S-Ş, Kadiriyye, Mübarek Aylar, Mübarek Günler ve Geceler, İlmu's-Simya, Kuantum, Tv Kartı Sürücüleri, Diğer Büyüler Ve Çözümleri, Mevleviyye, Resim & Video, Şevval Ayı, Levitasyon, Yaşadığımız Dogaüstü Olaylar
Powered by vBulletin Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.6.0