Ruhsal Enerji  

Geri git   Ruhsal Enerji > Kur'an-ı Kerim İle Tedavi > Büyü Çeşitleri Ve Çözümleri > Diğer Büyüler Ve Çözümleri


Konu Bilgileri
Konu Başlığı
Cin Büyüsü
Konudaki Cevap Sayısı
8
Şuan Bu Konuyu Görüntüleyenler
 
Görüntülenme Sayısı
566

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama Stil
Alt 07-13-2010   #1
Tecrübeli Üye
-·=»Dâ'vud«=·- - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: Jan 2010
Mesajlar: 631
Tecrübe Puanı: 9
Rep Puanı : 21
Rep Derecesi : -·=»Dâ'vud«=·- is on a distinguished road
Ettigi Tesekkür: 593
Aldigi Tesekkür: 533
Standart Cin Büyüsü

Sadece bir hikaye olarak paylaşmaktayım, fakat içeriğinde gerçeği
barındıran bilgilerin olduğunuda belirterek başlıyorum.


Cuma gecesini her zamanki gibi tek başına büyü çalışarak geçirmiştim. Ay sararırken yattığımda
sabaha kadar uyumayı bekliyordum. Telefonun ziliyle uyandığımda daha uykumu alamamıştım.
Ahizeyi zorlukla kaldırıp cevap verdim.
“Alo”
“Korhan beyle mi görüşüyorum?” İsmimi sorduğuna göre arayan bir müşteriydi, o reklamı
koyduğum güne lanet okudum.
“Evet hanımefendi, benim. Nasıl yardımcı olabilirim?”
“Korhan bey telefonunuzu rehberde buldum. Benim özel bir problemim var.” Hep öyledir zaten,
gece yarısı çalan telefonlardan ne beklenir.
“Korhan Çözümlerinin halledemeyeceği problem pek yoktur hanfendi. Nedir derdiniz?”
Bir an duraksadı. Kim bilir gecenin bu saatine kadar neler düşünmüştü. Çoğu müşterimin son
çaresiyimdir. Bana gelinceye kadar başka çözümler denerler.
“Doğru yeri aradığıma emin değilim. Rehberde yazanlar doğru muydu?”
“Neyin doğru olup olmadığını merak ediyorsunuz?”
“Şey, rehbere göre siz büyü bozmada, lanet kaldırmada uzmanmışsınız.”
“Evet doğru okumuşsunuz. Bir çok büyüyü bozabilir ve peri padişahlarının ve sultanlarınınki ile cin
melikesinin ve birkaç başka varlığınki dışında bir çok laneti kaldırabilirim. Ailenizde yıllardır süren
bir lanet varsa onu kaldırmak oldukça zordur. Fakat sizin çocuğunuza geçmemesini istiyorsanız
bunu kolaylıkla halledebilirim.”
İşte bu açıklamadan sonrası çok kritiktir. Bir çok müşteri adayı bunları duyduktan sonra çekinir ve
telefonu kapatır. Sadece bana gerçekten ihtiyaç duyan bir kaçı beni tutmak ister. Bu kadının hangisi
olduğunu bilmiyordum.
“Yani burada yazanlar şaka değil, ciddisiniz.”
“Evet hanfendi. O reklamı şaka için oraya koymadım.”
Reklamı rehbere geçmek çok zor olmuştu. Bir kere büyücülük burada hala bir suç. Haksız da
sayılmazlar hani, büyücüyüm diyen bu kadar çok şarlatan varken yasağı kaldırmaları doğru
olmazdı. Ustalar meclisi Süleyman'ın devrinden beri büyünün gizli olması gerektiğine inmasalar
böyle olmazdı. Onlara göre büyücünün görevi padişahlar ve saray erkanına yardımcı olmaktı.
Saraydan olmayanların ufak problemleriyle ilgilenilmezdi. Taşradakilerin büyü ile hastalara şifa
veren, ufak lanetlerle ahaliyi yola getiren cadılardan ve şarlatanlardan başka sığınacak kimseleri
yoktu. Avrupa'da kara vebayı engelletmeyen ya da Osmanlı'da arada bir baş gösteren kıtlıklara son
vermeyen ustalar meclisinin bu yaklaşımıydı. Aynı meclis benim mesleğimi insandan uzak bir
köşede yapmak yerine bir şehrin ortasında yapma isteğime de karşı çıkmıştı. Büyünün şifasını
herkese yaymanın zamanı geldiğine inanıyordum. İstanbul ya da öteki büyük şehirler değil de
yıllardır büyücünün uğramadığı Eskişehir'i seçmem bile onları susturamadı. Açıkça büyücü
olduğumu ilan etmemi kabul etmiyorlardı. Geçen zamanın adetlerimizi nasıl yıktığından, gençlerin
isyankarlığından ve yol yordam bilmezliğinden dert yandılar. Sonunda bulduğum çözüm hepsini
susturmuştu. Eskişehir'de on, on beş rehbere büyülü ilanımı yerleştirdim. Böylece ancak büyüme
ihtiyacı olan birisi numaramı buluyordu. Problemi çözüldükten sonra da rehber başkasına gitmek
üzere kayboluyordu. Eğer ne yaptığımı bilseydim sadece gündüzleri gözükecek bir büyü yapardım
ama iş işten çoktan geçti.
“Korhan bey başımda büyük bir tehlike var. Yardım etmelisiniz.”
“Anlıyorum hanfendi, sabaha kadar bekleyemez mi?” Yataktan aşağı ayaklarımı uzattım. Dedemin
saatine göre güneşin doğmasına daha iki saat vardı.
“Hayır. Yarın sabaha bu işin çözülmesi lazım.” Hep böyle derler ama çoğunlukla sorun o kadar da
acil değildir.
“Saat gecenin dördü, beş altı saat bekleyemez misiniz?”
“Korhan bey, bir cin yarın beni kaçıracağını söylüyor. Eğer bu işi çözemezsek bir daha hiç halletme
şansım olmayacak.” Cinlerin durup dururken kimseyi kaçırdıkları olmazdı, yine de işin içine büyü
girdi mi ne olacağı belli olmaz.
“İsminiz neydi hanfendi?”
“Ayça Gül”
“Bakın Ayça hanım, normalde ücretim sizin için çalıştığım her saat başına 15 lira artı masraflardır.
Gecenin bu saatinde çalışmamı istiyorsanız bunun iki katını vermelisiniz.”
“Tamam, 30 lira artı masraflar sizindir. Eğer beni bu işten sabaha kadar kurtarırsanız iki bin lira
daha alırsınız.”
“Anlaştık. Neredesiniz?”
Eskişehir'e gelmemin sebeplerinden biri de geceleri bu şehrin ıssızlığıydı. Öğrenci şehri olduğundan
sokakta birilerine rastlayabilirsiniz ama İstanbul'un ya da Ankara'nın gece yaşayanları gibisi burada
gözükmez. Evim Odunpazarı'nda Eskişehir'in ilk kurulduğu mahallelerden birindeydi. Sokakta
cumartesi pazarının evvelsi günden kalma döküntüsü vardı. Yenebilecek, ya da satılabilecek her şey
toplanmıştı toplanmasına ama sokak lambalarının altında pazarın izleri hala belli oluyordu.
Odunpazarı'nda oturmamın sebebi burada gerçekliğin daha güçlü olmasıydı. Büyü yapmayı
zorlaştırıyordu ama beni ve etrafımdakileri büyüyle uğraşmanın etkilerinden koruyordu.
Eskişehir'e ilk yerleşenler şamanlarının yol göstermesi ile şimdilerde Odunpazarı denen bu tepeye
ilk evlerini kurmuşlardı. Zamanla insanlar bu sokağı ve onun tılsımını unutmuştu. Yokuş bitip de
caddeye adımımı attığımda büyünün sonsuz olasılıklar sunan rüzgarına kapıldım. Artık mahallenin
koruyucu etkisinden ayrılmıştım.
Ayça hanıma benimle yakındaki lisede buluşmasını söylemiştim. Lisenin önünde mavi bir araba
bekliyordu. Cama yaklaştığımda içeriden sarı saçlı bir hatunun bana baktığını gördüm. El sallayınca
camı iki parmak indirdi.
“Ayça hanım. Ben Korhan.” İlk intiba önemli derler ama sabaha karşı çağrıldığınızda bunu
unutuyorsunuz. Ayça hanım beni baştan aşağı süzerken pek iyi şeyler düşünmüyordu herhalde.
Üstümde kadife bir ceket ve bir tshirt, altımda da bir kot vardı. Elimde, içinde büyü malzemelerimin
olduğu, eski bir bez çanta taşıyordum. Saçlarımı taramaya çalışmıştım ama aceleyle pek bir şeye
benzememişti.
“Pek beklediğim gibi biri değilsiniz.” Sesinden yorgun olduğu belli oluyordu.
“Ne bekliyordunuz ki?” Çantamı yere bıraktım, ne yaptığıma bakmak için kafasını kaldırdı ama
camı açmadı.
“Bilmiyorum daha resmi birini bekliyordum.” Bunu söylerken eliyle giysilerimi işaret etmişti.
“İsterseniz siz burada beklerken üstüme bir takım elbise giyip geleyim ya da daha iyisi şu
filmlerdeki gibi cüppelerden biri mi sizin beklentilerinizi karşılar?”
“Neden sizi kimsenin tanımadığı belli.” Gözlerini kısmıştı, korkutucu olmak yerine komik bir
görüntüsü vardı.
“Nedenmiş?”
“Çok kabasınız ve güven vermiyorsunuz.”
“Ayça hanım sabaha karşı aradınız, acil yardıma ihtiyacınız olduğunu söylediniz geldim.
Kıyafetime laf ettiniz dinledim. Sizin yüzünüzden sokakta dikiliyorum ama bir şey demedim.
Yardıma ihtiyacınız yoksa söyleseniz de güneş doğmadan yatağıma gireyim.” Gitmek için çantamı
aldım.
Sustu. Yardıma ihtiyacı olduğunu biliyordum ama bu laflardan sonra giderdi herhalde. Kapıyı
açarken suratını buruşturmuştu ama içeri davet etti.
“Atlayın, size neden yardımınızı istediğimi anlatayım.”
Araba koltuk ısıtıcılılardandı ve Ayça hanım benimkini de ısıtmıştı. Böyle bir araba kullanmam
mümkün olmadığından keyfini çıkarmaya çalıştım. Büyücülerin etrafında yoz bulutu dediğimiz bir
enerji alanı olur. Onun yüzünden etrafımızdaki her şey zarar görür. Yüksek teknoloji aletler ilk
gidenler olur, sonra basit aletler bozulur zamanla da canlıları öldürmeye başlar. Buna karşı çıkmanın
iki yolu vardır. Birincisi ufak bir büyü ile bulutun etkisini kaldırabilirim. Fakat gereksiz büyü
kullanmanın acısı sonradan çıktığı için bu pek tercih ettiğim bir yöntem değil. İkinci çözüm de
Odunpazarı gibi gerçekliğin güçlü olduğu bir yerde yaşamaktır. Böyle yerlerde yoz bulutunun etkisi
hissedilmez.
“Eğer çok sıcak olduysa kapatabilirim.”
“Yo böyle iyi, hazırsanız sorununuzu anlatın.” Arabayı şehir dışına sürüyordu. Güzel sayılırdı, o da
uykudan yeni kalkmıştı herhalde, saçları dağınıktı. Benim gibi bir kot çekmişti altına, üstünde de
ince bir kazak vardı.
“İlerde bir park var, bu saatte kimse olmaz orada neler olduğunu size anlatırım.”
Başımı salladım, zamana ihtiyacı vardı anlaşılan.
Parkta bizden başka kimse yoktu. Ayça hanım arabadan iner inmez bir sigara yaktı. Dışarıda hava
serin olsa da güzeldi. Park gökte bulutların arasında bir gözüken bir kaybolan ay ve parkın etrafını
çeviren lambalar sayesinde aydınlıktı.
“Korhan bey her şey sevgilimin bana evlenme teklif etmesiyle başladı. O gece bir kabusla uyandım.
Ne gördüğümü tam hatırlamıyordum, ama inanın korkunçtu. Bir aydır her gece kabus görüyorum.
Bir şey beni yakalamaya çalışıyor, kaçıyorum fakat peşimi bırakmıyor.” Hem yürüyor hem de
anlatıyordu.
“Bu pek de beni ilgilendiren bir iş değil gibi.” Eğer kabus gördüğü için bir cinin onun peşinde
olduğunu sanıyor ve benim yardımımı o yüzden istiyorsa rehbere yaptığım büyü çalışmıyor
demekti.
“Ben de önemsiz olduğunu düşünmüştüm, evlilik korkusundan olduğunu sanıyordum. Kabusumu
anneme anlatmıştım, o da ananeme anlatmış. Öğrenir öğrenmez de üzerimde nazar olduğunu kurşun
döktürmemiz gerektiğini söyledi. Onu kırmamak için kabul ettim. Kurşun döktürmeye eski
mahallemizden Safiye teyzenin yanına gittik. Neler olduysa da orada oldu.”
“Ne oldu?”
“Annemle ananem başımın üstüne çarşafı açmışlardı, Safiye teyzeyi mangalda erittiği kurşunla
gelirken gördüm. Birkaç dua okuyup kurşunu elindeki tasa döktü. Ben çarşaftan hiçbir şey
göremiyordum, önce suya düşen kurşunun sesini duydum sonra da Safiye teyzenin çığlığını.”
Durdu dinleyip dinlemediğimi anlamak için bana baktı.
“Devam edin, dinliyorum.” Onu dikkatle dinlediğimi görünce, rahatlayıp arkasındaki ağaca
yaslandı.
“Safiye teyzenin gözüne suya düşen kurşun parçalarından biri gelmişti. Yardımcısı aceleyle bizi
oradan çıkardı. Annemle ben kapının önünde bekledik, ananem Safiye teyzenin yanına gitti.
Çığlıklarını sokaktan duyabiliyorduk.” Paketten bir sigara daha çıkarıp yaktı. Derin bir nefes çekti.
“Ananem dışarı çıktığında Safiye hanımın bir daha beni görmek istemediğini söyledi. Bana bir
cinin musallat olduğunu söylemiş. Cinin çok güçlü olduğunu kurşun dökmeyi engellemek için
kendine saldırdığını söylemiş. Böyle şeylere inanmazdım. Annemle, ananeme bunun zaten kötü bir
fikir olduğunu, kadıncağızın bizim yüzümüzden belki de kör kalacağını söyledim. O gece
uyandığımda kabusumu daha iyi hatırlıyordum.” Sigarasını ağacın gövdesine söndürdü. Kollarını
önünde kavuşturdu.
“Peşimde yeşil bir adam vardı. Beni kovalarken korkunç kahkahalar atıyordu.” Eliyle yüzüne
düşmüş saçlarını topladı. Gözleri dolmuştu.
“Bu iki gece önce oldu. Bu gece beni yakalamak üzereydi. Yarın ondan kaçamayacağımı, beni
kaçıracağını söyledi. Başkasıyla evlenemeyecek onun karısı olacakmışım. Biraz süt içip kendime
gelmeye çalışırken rehberi gördüm. Sizin reklamın olduğu sayfa açıktı.” Yanağına süzülen
gözyaşlarını sildi.
“Anlıyorum, Ayça hanım. Peşinizde bir cin olduğu belli ama neden peşinizde ve neden şimdi
rüyalarınıza girmeye başladı bulmalıyız.”
“Periymiş, cinmiş beni ilgilendirmez. Bu illetten kurtulabilir miyim onu söyleyin.” Ayça hanıma
perilerle cinlerin çok farklı yaratıklar olduğunu anlatmanın bir anlamı yoktu.
“Önce neden şimdiyi çözmeliyiz. Böylece cinin sizin üstünüzdeki etkisini yok edebiliriz. Yarın ne
var?”
“Evleniyorum daha ne olsun zaten cin de Bedri'nin teklifini kabul edince rüyalarıma girmeye
başladı.”
“Ayça hanım cinler yalancı ve oyuncudurlar. Yaptıklarının sebebi çoğunlukla söyledikleri değildir.
O kadar dolandırıcıdırlar ki yaptım dediğini eğer kandırabilirse yapmaz bile. Cinlerle uğraşırken
onların söylediklerine inanmamak en iyisidir. Yarının başka bir anlamı var mı? İyi düşünün.”
“Yarın aynı zamanda da benim doğumgünüm. Düğünü de o yüzden yarın yapıyoruz.” Düğünden
bahsederken yorgunluğu üstünden atıyordu. Damat adayı Bedri çok şanslıydı.
“İşte bu, kaç yaşına giriyorsunuz?”
“Yirmi sekiz.”
“Daha genç gösteriyorsunuz.” Gülümsedi. “Demek ki 28 yaşınıza basmanızı bekliyor. Peki
büyüklerinizin anlattığı korkulu bir hikaye, ya da atalarınızın kahramanlık hikayesi falan var mı?”
Biraz düşündü. Güzel bir kadındı, Eskişehir'e taşındığımdan beri gördüğüm en güzel kadındı. Üvey
annem Nil onu görse hemen çöpçatanlık yapmaya çalışırdı. Ona göre evde kalmıştım.
“Yok.”
“Düşünün biraz, öyle hemen kestirip atmayın.” Ona birkaç dakika daha zaman tanıdım.
“Korhan bey annem de babam da böyle geçmişle ilgili hikaye anlatacak kişiler değiller. Günlük
koşuşturma içinde oturup sohbet ettiğimiz zamanlar bile azdır.”
“Peki o zaman bu işi zor yoldan yapacağız.” Arabadan çantamı almaya gittim.
“Ne yapacaksınız, cini kovacak mısınız?” Peşimden geliyordu.
Çantanın içi karmakarışıktı. Tütsülerin yanında muskamı buldum.
“Hayır önce neden sizin peşinizde olduğunu anlamam lazım. Bunun için rüyanıza gireceğim.”
“Nasıl yani?” Omzumun üstünden çantanın içine bakmaya çalışıyordu.
Muskamı boynuma taktım. Yüzüklerden yol göstericiyi de parmağıma geçirdim.
“Sizinle beraber rüyanıza girip, cinin neden peşinizde olduğunu bulacağız.”
“Bu nasıl olacak?”
Mumları da çıkarttığımda her şey hazırdı.
“Büyü ile tabi ki”
Büyü her sanat dalı gibi biraz da zanaattir. Kuralları ve yolları vardır. Ayça'nın peşindeki cin onun
rüyalarına girdiğinde bu kurallardan etkilenmişti. Parkta çimlerin ortasında betondan yapılma bir
kaldırım vardı. Onun üzerine çantamdan çıkarttığım eşyaları yerleştirdim. Önce yılan gölgesi
tozunu etrafa saçtım. Toz meraklı bakışları üzerimizden uzaklaştırmaya yarıyordu. Bizi burada
görmeyi beklemeyen biri yaptıklarımı fark etmezdi. Süleyman'ın Mührü'nü yanımda getirdiğim
tebeşirle dikkatlice yere çizdim. İşin zanaat yanı da buradaydı. Elime kalem alıp bir ev çizemem
ama büyülü mühürleri gözüm kapalı hatasız çizebilirim. Cinler ve başka alemlerden gelen yaratıklar
Süleyman'ın Mührü'nü geçemediklerinden başka alemlere kapı için en uygun araçtır. Buhurdanlığın
içine yağmur suyu doldurup mührün güney köşesine yerleştirdim. Buhurdanlık alem değiştirirken
sınırı zayıflatmaya yarıyordu. Düşler alemine gideceğim için buhurdanlığın içine birkaç damla eter
damlatıp altındaki mumu yaktım. Eter ısınıp havaya yayılırken düşlerin kapısını çağıracaktı. Ayça
ben bunları yaparken yanımda, mührün içinde duruyor, bana bakıyordu. Birkaç kere soru soracak
oldu ama vazgeçti. Kapıyı açmak için mührün doğu ve batı köşelerine kendi elimle yaptığım civalı
mumları yerleştirdim. Mum yanarken civa ayrılıp kapının içine sızacaktı. Son olarak da mührün
kuzey köşesine dönüş yolunu bulabilelim diye yarım arşın gümüş sicim koydum.
“Ayça hanım düşünüze girdiğimizde benim yanımdan asla ayrılmayın. Ne diyorsam onu
yapacaksınız. Cin düşünüzden ayrılmamıştır ve tehlikeli olabilir.”
“İyi de ben düş görmüyorum ki.”
“Düşler siz uyumasanız da vardır. Şimdiye kadar gördüğünüz tüm düşler sizin yarattığınız bir
alemde toplanır. Şimdilik bu kadar bilmeniz yeterli, isterseniz başka zaman anlatırım.” Büyünün
yakınlaştığını hissedebiliyordum. Eter buharlaştıkça alemler arası boşluk inceliyordu. “Cini
bulduğumuzda önce onu alt etmemiz lazım. Ben onu hapsettikten sonra sizden neden peşinde
olduğunu sormanızı istiyorum. Sonra da eğer yenebileceğim gibi bir cinse onunla dövüşüp sizin üstünüzdeki hakimiyetini alırım.”
“Tamam.”
“Size üç dilek hakkınız olduğunu söyleyebilir. Başka sorular sormanızı isteyebilir, ya da bir dilek
dilemeniz için ısrar edebilir. Sakın cevap vermeyin. Eğer bu soru dışında bir soru sorarsanız cin
kanunlarına göre ona bağlanırsınız.”
“Yani, ne olur?”
“Üç dileğinizi yerine getirmek zorundadır. Siz üç dilek hakkınızı da kullanıncaya kadar yanınızdan
ayrılmaz.”
“Bunun nesi kötü ki?”
“Ayça, dileklerin bittikten sonra cinin de senden bir dilek dileme hakkı var.”
“Ne dileği?”
“Ne isterse. Birkaç yüzyıl onunla yaşamanı , ya da sevdiğin birine zarar vermeni isteyebilir.”
“Ya yapmazsam?”
“Cin melikesi tüm beylerini toplayıp senin üzerine yürür. İnsanlarla cinlerin yaptığı anlaşma
yüzünden de kimse sana yardım edemez. Cinin isteğini yerine getirmezsen Cinler melikesinin
tutsağı olursun.”
“Bunların hiç biri masallarda anlatılmıyor.”
“Tabi anlatılmıyor, o masalları kimler yayıyor sanıyorsun.” Hala şaşkın şaşkın bana bakıyordu. “Bu
kadar gevezelik yeter, yanımda kaldığın sürece bir sorun yok. Hazır mısın?”
Başını salladı.
Büyü toplanmıştı. Tek gereken akacak bir yöndü. Ona mührü gösterdim, büyü çevremizde dolaştı,
zihnimin içine aktı. Tüm güzelliği ve korkutuculuğu ile beni sardı. Böyle anlarda zihnimi büyüye
bırakıp gitmeyi düşünmekten kendimi alamam. Her seferinde de ustam İhsan Dede'nin sesini
duyarım. Onun yıllardır büyü ile olan savaşını ve yenilmeden insanlar aleminde kalmayı nasıl
becerdiğini sormuştum. “Çünkü burayı seviyorum” demişti. Onun sayesinde ben de buranın diğer
alemlerden daha güzel olduğunu öğrendim. Büyü bütün gücüyle beni yanına çekmeye çalışırken
ayağımı bastığım topraktan, yüzüme vuran rüzgardan güç aldım. Büyü teslim olduğunda kapıyı
açmak zor değildi. Ayça bir çığlık attı.
“Düşlerine kapı hazır, girelim mi?”
“Ama gözlerini kapattın ve o şey göründü.” Yerden bir karış havada parıldayan geçidi gösteriyordu.
“Öyle olması gerekiyordu.” Büyü ile mücadelem bana ne kadar uzun gelirse gelsin dışarıdan bakan
için bir dakika bile geçmiyordu. Elimi ona uzattım. “Haydi gidip senin şu cini bulalım.”
Ayça koluma sıkıca sarılmıştı. Beraber geçitten geçip Ayça'nın düşüne girdik.
Her düş gören için ayrı bir düş dünyası vardır. Bu dünya bazıları için karanlık ve kasvetli, bazıları
için mantıksız, bazıları için ise pespembe olur. Doğrusu kasvetli düşleri her zaman pembelere tercih
ederim. Ayça'nın düş dünyası ise maalesef güzel yeşil ovalar, gerçek olamayacak pastel renklerde
ağaçlar ve ortasından akan koca bir nehirle doluydu. Bir yerlerde oyuncak bebeklerin koşturduğuna
emindim. Sadece pembe bulutlar eksikti. Yer plastikten gibiydi, çimen değil de halı kaplıydı sanki.
Havada yağmur sonrasında ya da parklardaki çimenleri kestiklerinde ortaya çıkan koku vardı. Ayça
hala kolumu bırakmamıştı.
“Ayça hanım doğru yerdeyiz değil mi?”
Korkudan gözlerini kapamıştı. Sorumu duyunca başını kaldırıp etrafa baktı.
“Evet. Ama o cin midir nedir onun beni kovaladığı yer burası değildi.” Eğilip çimlere dokundu.
“Fakat bu sizin düşlerinizden biri değil mi?”
“Çocukken hep burayı görürdüm. O zamanlar toplu konut evlerinden birinde yaşardık.” Yüzünden
düşünün bu köşesini ne kadar sevdiği belli oluyordu.
“Güzel. Ortalıkta midilli falan yok değil mi? Atları sevmem de.”
“Yok yok merak etme.” Gülümsüyordu, devam etmekten vazgeçip burada kalacağından korktum.
“O zaman size musallat olan cini bulup buradan gidebiliriz.” Dönüp bana baktı, bir çiçek koparıp
ayağa kalktı.
“Nasıl bulacağız?”
“O bize gelir.”
Nehir boyunca yürümeye başladık. Ayça bana heyecanla gördüğü rüyalardan hatırladıklarını
anlatmaya başladı. Suyun içindeki şu kayada liseden sevdiği oğlanla öpüştüğünü görmüş de ondan
sonra oğlan okul pikniğinde bunu öpmüş. Birkaç ay sonra da daha yakışıklı bir oğlan çıkınca onunla
sevgili olmuşlar. Üniversitedeyken hep ilerideki korulukta geçen düşler görürmüş. Yürürken bunlar
gibi öğrenmek istemediğim bir çok şeyi dinlemek zorunda kalmıştım. Sanırım üç dört saat sonra
evlenecek olması ona eski sevgililerini hatırlatıyordu. Anlaşılan Ayça hanım her istediği erkeği elde
etmişti. Cinin ise bana daha fazla işkence çektirmek için gözükmediğine emindim.
Nehrin aşağılarına ilerledikçe yol daha da kararmaya başladı. Buradaki ağaçların yaprakları
dökülmüştü. Dallar filmlerdeki gibi korkutucu ellere benziyorlardı. Yine de yolu kapatmıyordu,
sadece Ayça'yı korkutuyorlardı. Burada nasıl düşler gördüğünü sormaya gerek duymadım. Cinin
yakınlarda olduğunu hissedebiliyordum. Bir yerlerde bizi izliyordu. Rengi yeşil olduğuna göre pek
güçlü bir cin değildi. Cinler ateşten yaratıldıklarından renkleri onların gücünü gösterir. Ateş ne
kadar sıcaksa cin de o kadar güçlü olur. Korunun dışına doğru çıkarken cini gördüm. Yıkık bir
ağacın kavuğunda saklanıyordu. İçine saklandığı ağaç, pastel renkli ötekilerinin arasında gerçek
ağaç rengine en yakın olandı. Ayça'yı kendime çektim, cin benden saklandığına göre kim olduğumu
biliyordu. Onu büyü ile yakalamak zorundaydım.
Büyü her zaman uzun uğraşlarla yapılmaz. Acil değişiklikler gerektiğinde gerçeği hızlıca kaydırmak
mümkündür. Ayça sağımda cin solumdayken cini yakalamak için gerçeği olandan kaydırdım.
İçimden gelen büyüyü parmak uçlarımda toplayıp, cinin kovuğuna yönlendirdim. Büyü rüzgar olup
kovuğa ulaştı. Cin daha ne olduğunu anlamadan kurduğu serap yerle bir olmuştu. Ayça da cini
görmüş olmalı ki kolumu sıktı. Herhalde tırnaklarının izi çıkmıştı.
Sığınağının yok olduğunu gören cin koşarak üstüme saldırdı. Bastığı yeri yakıyor, gözlerinden yeşil
alevler fışkırıyordu. Ayça'yı arkama alıp cine döndüğümde yumruğu havadaydı. Alevler çenemin
altından geçtiler, yumruğu yüzümü yakmıştı. Ayağım yerdeki otlardan birine takıldı sendelemek
üzereydim. Cinin sol yumruğunu sağ elimle sıvıştırıp muskamı yakaladım. Cin ne olduğunu
anlamadan muskanın içinde hapis olan gücü çıkardım. Muskanın büyüsü saçımdan ayaklarıma
kadar beni kaplamıştı. Muskadan yayılan tılsım düşe yerleşip onu sardığında cinin yumruğu
gözümün üstüne geliyordu. Bir an onunla bakıştık, kazandığından emindi. Kafesi kapattığımda
yumruğu boşa gitti. Tılsım cinin etrafını örtmüştü, düş maddesinden çevresine bir kafes
yaratmıştım. Boş bir çabayla kuru dallar ve topraktan oluşan hücresinin duvarlarına vurdu.
“Oradan ben izin vermezsem çıkamazsın.” Ayça arkamda gözleri fal taşı gibi açılmış, cine
bakıyordu. “Bana yardımcı olursan düşten çeker giderim ve hapishanen yok olur. Yoksa sonuçlarına
katlanırsın.”
“Sana neden inanayım ki?” Konuşurken ağzını kocaman açıyor, köpekbalıklarınınkine benzeyen
dişlerini gösteriyordu.
“Kim olduğumu biliyorsun değil mi?” Kafese yaklaşıp saymaya başladı.
“Akhan oğlu, Turhan oğlu,...”
“Tam adımı söylemen gerekmez. Hem bu hanımın her şeyi bilmesi gerekmiyor.” Ben bile soyumun
ilk atasını birkaç sene önce öğrenmiştim.
“Senin soyunu biliyorum büyücü Korhan. Babanın nasıl olup da seni terk ettiğini de, annenin ne
yapacağını bilmeyen doktorların elinde basit bir büyü yüzünden öldüğünü de biliyorum. Babanın
ikinci eşi Nil'i de, babanın son çıktığı yolculukta nereye gittiğini de biliyorum.” Kollarını önünde
kavuşturdu. “Yeterli mi?”
“Evet yeterli. Kurallara göre cini hapseden ona bir soru sorma hakkı kazanır.” Gözleri parlıyordu,
konuşurken nasıl olduysa boyu uzamıştı, banan yukarıdan bakıyordu.
“Eğer onu serbest bırakacaksa.”
“Evet ve ben seni serbest bırakacağım, soruyu cevaplarsan.”
“Anlaştık ama biliyorsun bu bir dilek olamaz, sadece bir soru sorabilirsin.”
“Tamamdır. Fakat soruyu ben sormayacağım. Ayça hanım soracak.”
“Neden?” şaşırmış gibiydi. “Babanın nereye gittiğini bilmek istemiyor musun? Onu bulmak istemez
misin?”
“Tabi isterim ama Nil'in bilmediği neyi bilebilirsin?”
“Öğrenmek istediğin başka bir şey yok mu?” Eliyle Ayça'yı gösterdi. “Bu garip ölümlünün sorusu
için mi geldin buraya.”
“Yeter. Bir söz verdim. Soruyu Ayça soracak. Sen ona yalansız cevap verdikten sonra bu düşü terk
edeceğiz, en de serbest kalacaksın. Kabul mü?”
Gözlerini Ayça'ya dikti.
“Sen bunu istiyor musun tatlım? Bu senin düşün beni istersen serbest bırakırsın ve ben de senin
dileklerini yerine getiririm.” Ayça'nın ne düşündüğünü anlamıyordum. Eğer cinin teklifini kabul
ederse ikimiz de düşte yakalanırdık.
“Ayça bunu konuştuk, sakın onu dinleme. Düşüne neden geldiğimizi unutma.”
“Hayat çok zor değil mi? Birkaç saat sonra evleneceksin ve onun doğru kişi olup olmadığına bile
emin değilsin. Ya seni sevmezse, ya senden sıkılırsa.” Cinin sözlerinin Ayça'yı etkilediğini
görebiliyordum.
“Düşünsene sana sonsuza kadar aşık olmasını sağlayabilirim. Hayatının sonuna kadar senden
başkasını düşünmeyeceğini, kalbinin başkası için atmayacağını bilirsin.” Ayça'nın gözleri dolmuştu.
Kollarından tutup onu kendime çevirdim.
“Ayça cinin teklifinin ne kadar çekici geldiğini biliyorum. Ama unutma o seni ele geçirmeye
çalışıyor. Neler olduğunu anlatırsa çözüm bulacağımızı biliyor o yüzden engel olmak için bunları
anlatıyor.” Ayça'nın aklı bende değildi. Cinin sesini duyunca başını ona çevirdi.
“Biz cinlerin ölümlülere üç dilek verme iznimiz var.” Üç parmağını kaldırdı. “Eğer bir dilek
dilersen seni düğün gününde yanıma almam.” Başparmağını indirdi. “Tek bir dileğinle bunu
engelleyebilirsin. İkinci dileğinle de Bedri'nin seni sonsuza kadar sevmesini sağlarsın.” Tek parmağı
havadaydı. Onu Ayça'ya doğru uzattı. “Bir dileğin daha kalır. Düşünsene.” Ayça'yı sertçe sarstım.
“Onun bunu deneyebileceğini biliyordum. Söylemiştim. Ayça sakın ona kanma.” Gözleri dolmuştu.
Kaskatı kesilmişti.
“Korhan düşünsene beni sevdiğinden asla şüphe etmeyeceğim, hep sadık kalacak.” Ne kadar
korktuğunu tahmin edebiliyordum. Elimle gözyaşlarını sildim.
“Ayça işte büyünün en büyük tehlikesi de burada. Bizler efsunlular sihrin gerçek olmadığını biliriz.
O yüzden sihri sadece bir araç olarak kullanırız. Çünkü büyü gerçeği değiştirir ve asla ondan önceki
olmaz. Bedri'yi büyüyle kendine aşık edersen o senin sevdiğin Bedri olmayacak.” Yere diz
çökmüştü. Saçları önüne düşmüş yüzünü kapatmıştı.
“Beni düşün. Bu güzel cuma gecesi evimde tek başıma oturmak ister miydim sanıyorsun. Ben de bir
hayatım olsun isterdim, arkadaşlarımla sevgilimle dışarı çıkmak isterdim. Bunları sağlayacak büyü
gücüm yok mu sanıyorsun? Elimi şaklatmamla hepsi kapıma geliverirdi.” Düşte tüm ses kesilmişti.
Cin bile bana bakıyor ama konuşmuyordu.
“Neden yapmıyorsun peki?”Ayça kafasını kaldırıp bana bakıyordu. Gözyaşları makyajını akıtmış,
yüzünde izler bırakmıştı.
“Çünkü birini sevmenin güzelliği onu elde etmek için her gün çabalamaktan geçer. Onunla olmak
için daha iyi olmaya çalışmaktan geçer. Onu sevdikçe kendini daha çok sevmekten geçer. Eğer
kaybedeceğin bir şey olmazsa çaba göstermezsin, önce onu sevmekten sıkılırsın sonra da kendini
sevmekten. Büyünün en büyük tehdidi de işte budur. Gerçeği kendi istediğin gibi değiştirmeye
alışırsan asla seveceğin bir gerçek bulamazsın. Herşey olduğu gibi sevmelisin.” Elimi Ayça'ya
uzattım.
“Bunu anladığına eminim, lütfen cini dinleme ve tek bir soru sor.” Ayça elimi tutup ayağa kalktı.
Gözlerini sildi.
“Tamam.” Tam ikna olmamıştı ama kabul etmişti. Kafesin ardında bizi izleyen cine döndüm.
“Başka oyun yok. Tek bir soru ve sonra özgürsün.” Cin Ayça'ya bir daha baktı, o elime sıkıp
gözlerini kaçırmadan cine baktı.
“Kabul o zaman sor sorunu.”
“Cinler melikesinin ve Süleyman'ın koyduğu yasalar uyarınca seni tek cevap için bağlıyorum.”
Büyü cinin ve benim etrafımda toplandı. Sıcak, davetkar, bir o kadar da korkutucuydu. Bağ bir an
içinde oluştu, cinin sözünü tutmama şansı yoktu.
“Evet, Ayça sorunu sor ve gidelim.” Bir an Ayça'nın korkudan dilini yuttuğunu sandım. Ağzını açtı
ama konuşamıyordu. Zorlukla yutkundu.
“Neden benim peşimdesin?”
Cin bana baktı, sözünden kaçmaya çalışıyordu. Büyünün gücünü hissedince vazgeçti.
“Çünkü tatlım, senin ailende yedi kuşak öncesinde çok iyi bir şair vardı. O şair öyle güzel şiirler
okurdu ki tüm cinler onun etrafında toplanır, sesindeki ahenge dalardı. Eşini ve dünyalar güzeli
kızını çok severdi. Şiiri ile kalabalıkları aşka getirirdi. Eşinin ve kızının güzelliği üzerine yazdığı
şiirler öteki şairleri kıskançlıktan çatlatırdı. Bu güçlü şair ülkenin padişahının tüm isteğine rağmen
saraya gitmez, şiirlerini ahaliye pazarlarda, hanlarda okurdu. Saraydaki şairler ona olan
kıskançlıklarından bu garip şairin padişahı kendine layık görmediğini söyler oldular. Padişah
davetlerine cevap alamadıkça sinirlendi, sinirlendikçe de saraydaki sözlere daha çok inanır oldu.
Şairin neden saraya gidip şiirlerini padişaha okumadığını bilmiyorum, kimsenin de öğrenecek
zamanı olmadı. Padişah sonunda şairin onun çağrısına uymamasına sinirlenip adamlarının onu
almaya yolladı. Bir gece gizlice eve geldiler, tek gözlü kulübede şairi kıskıvrak yakaladılar. Şair ne
olduğunu anlamamıştı. Kime el kaldırdığını bilmeden padişahın adamlarına saldırdı. Kavga
sırasında birkaçını yaraladı. Tam kurtulacakken şairi kıskananlardan biri odadaki kandili korkudan
köşeye sinmiş karısıyla kızının üzerine attı. Kandil kızına çarptığında rum ateşi gibi bir anda alev
aldı. Oradaydım ve o dünyalar güzeli kızın alevler içinde yanışını gördüm. Şair babası onu
kurtarmaya çalıştı, anası alevleri söndürmek için üzerine atıldı ama ateş yüzünü ve saçlarını almıştı.
O güzelliğine şiirler yazılan kızın yerinde kara çirkin bir şey kalmıştı. Kadının adamları gelip de
gece çıkan bu kargaşaya müdahale ettiklerinde şair hıçkırıklar içinde ağlıyordu. Padişahın
adamlarını öldürdüğü için mahkeme edilirken de ağlamaya devam etti. Meydanda celladın karşısına
getirdiklerinde artık göz pınarları kuruduğundan ağlayamaz olmuştu. O nüktedan şairin gözleri
delilere özgü bir parıltıyla kaplanmıştı. Tüm ahali idamı izlemeye gelmişti. Kadının kararı okundu
ve cellat palasını şairin boynuna indirdi. Başı gövdesinden kopup da şair öteye göçerken beni gördü.
Son nefesiyle benden kızına kendini mutlu edecek bir koca bulması için güzellik vermemi istedi.
Şairi severdim o yüzden istediğini yaptım. Yedi göbek torununun benim gelinim olması karşılığı
kızına ve onun kızına ve onun kızına yani sen dahil tam yedi kızına mutlu evlilik getiren güzellik
verdim. Sana babanın kellesi uçtuğu yaşa kadar zaman verdim. Artık benimle evlenmen ve
anlaşmayı tamamlaman lazım. İşte bu yüzden senin peşindeyim, bana söz verileni almak için.”
“Ama ben sana bir söz vermedim.”
“Fark etmez ben sana da ötekilerine verdiğim gibi güzellik verdim.”
“Ben senin gelinin olmak istemiyorum.” Ayça'nın gözleri dolmuştu. “Anlaşmayı bozamaz mıyım,
bir yolu yok mu?”
“Eğer dileğin buysa halledebilirim.”
Ayça'nın daha fazla cinin oyunlarına dayanabileceğinden emin değildim. Dirseğinden tutup
ilerledim.
“Ayça hanım gidiyoruz. Alacağımızı aldık. Ne konuştuğumuzu unutmayın dilek yok.”
“Ama Korhan.” Kafasını çevirip cine bakıyordu.
“Gidiyoruz. Bana sıkıca tutun.”
Büyü ikimizi de sarıp parka geri götürürken cini tutsak eden sihri kaldırdım. Parka geldiğimizde
Ayça ağlamaya başlamıştı. Onu sakinleştirmeye çalıştım ama cini istemediğini, Bedri'yi çok
sevdiğini, zaten evde kaldığını, o da giderse ne yapacağını söylüyordu. Onu zorlukla arabaya
götürdüm. Mührü silip mumları topladım. Çantamı alıp arabaya döndüğümde, Ayça bir paket kağıt
peçeteyi bitirmiş ve biraz sakinleşmişti.
“O cinin gelini olmak zorunda değilsin.”
“Büyü yapıp onu öldürecek misin?”
“Hayır böyle bir şey yapsam bile anlaşma onun soyundan birine geçer. Cinlerle baş etmenin yolu o
değildir.”
“Peki ne yapacaksın.”
“Seni ondan kurtarmanın en iyi yolu anlaşmayı başkasına devretmek. Yardım edebilecek bir kişi
biliyorum ama onunla uzun zamandır konuşmadım.”

“Kim?”
“Üvey annem.”
Daha lafımı bitirmemiştim ki arabayı nilüfer kokusu kapladı.
“Korhan ben de anneciğini unuttun sanmıştım.”
Arka koltukta tüm ihtişamıyla Nil oturuyordu. Kuyruğunu koltuk boyunca uzatmıştı.
“Nesin sen?” Ayça'nın korkudan tiz çıkmıştı.
“Cık cık cık” Nil elini sallıyordu. “Korhan kız arkadaşın çok saygısız biri.”
“Nil o kız arkadaşım değil.” Nil bunu duyduğunda sevinmiş gibiydi. Yan koltukta Ayça kapıya
yapışmıştı. “Ayça üvey annem Nil bir şahmerandır.”
“Öyle mi?” Neler olduğunu anlamadığına emindim, kafasını sallıyordu ama gözleri boş bakıyordu.
“Tamam.” Yeniden bir ağlama krizine girmek üzereydi. Onun korkusunu geçirmek için
yapabileceğim hiçbir şey yoktu. Nil'e baktığımda pullarını eliyle düzelttiğini gördüm. Bize pek
aldırmıyordu.
“Nil biz de senden konuşuyorduk.”
“Biliyorum yardımıma ihtiyacın var.” Petrol yeşili bir pul o eliyle dokunduğunda buz mavisine
dönüşüverdi.
“Evet Ayça'nın yarın düğünü var ama aynı zamanda da bir cinle evlenmesi lazım. Ben de senin
cinin anlaşmasını alıp Ayça'yı kurtarabileceğini düşünmüştüm.”
“Demek sadece basit bir cinin sihrini kırmak için beni çağırdın.” Tüm dikkatini pullarına vermişti.
“Nil yardımına ihtiyacım var, lütfen Ayça'yı kurtar.” Nil'den yardım istemekten nefret ediyordum.
Babamla evlendiğinde beni de öz oğlu gibi bağrına basmıştı. Ama yabancıydı ve karşılıksız yardım
ettiğini söylese de ona borçlu kalmak istemiyordum.
“Cin evlilik için ne vermiş?” Son pulunun da rengini değiştirmişti, kırmızı ve maviler pullardan
oluşan bir kuyruğu vardı artık.
“Güzellik.”
“Tabi ya böylece güzel bir eşi garantilemiş olacak.” Sinirlenmişti. Köşeye sinmiş Ayça'ya baktı.
“Eğer bu görgüsüz kız da kabul ederse cinin anlaşmasını alırım.”
“Ayça evet dersen cinle evlenmekten kurtulacaksın.”
Ayça burnunu çekti. Yeniden ağlamaya başlarsa arabada peçete kalmamıştı.
“Evet dersem güzelliği de alacak mısın?”
“Elbette, kızım anlaşmanın tamamını almam lazım.” Ayça suratını buruşturdu. Gözleri dolmuştu.
“Ama ya Bedri beni beğenmezse?” Nil bana baktı, halletmemi bekliyordu.
“Sen güzel bir kızsın Bedri seni sevecektir. Merak etme.”
“Ama ya sevdiği cinin verdiği güzellikse.” Ben cevap veremeden Nil elini Ayça'ya uzattı.
“Eğer cin sana sadece güzellik verdiyse merak etme.” elini Ayça'nın yüzünde gezdirdi. “Cinler
birini ne kadar güzel yaparlarsa yapsınlar, sadece bu güzellik için erkekleri ona aşık edemezler.
Eğer sana aşıksa bir şey değişmeyecektir.”
“Ama çirkin olacağım.” Bana bakıyordu, Nil'e bakmaya korkuyordu.
“Cinin verdiği güzelliği kaybedeceksin bu çirkin olacaksın demek değil.” Nil arka koltuğa iyice
yayılmıştı. “Ayça karar senin. İstersen güneş doğduğunda cinin karısı olursun ya da şansını dener
Bedri'nin karşısına doğduğun günkü gibi çıkarsın.”
Kollarını karnında kavuşturdu. Sırtını kapıya dayamış, yere bakıyordu.
“Korhan anlaşılan bu kız cinin güzel karısı olmak istiyor. Beni boşuna çağırmışsın.”
Ayça son peçete ile gözlerini sildi. Parmağındaki nişan yüzüğüne bakıyordu.
“Ben Bedri ile evlenmek istiyorum.” Başını kaldırıp Nil'e döndü. “O cini istemiyorum.”
“O zaman problem yok anlaşmayı senden alırım. Fakat bir şartım var.” Ayça'nın ne diyeceğinden
emin olmadığımdan, araya girdim.
“Şartın ne?” Nil'in yüzünde hoşuma gitmeyen bir gülümseme vardı. Gözleri parıldıyordu.
“Senin bu kızın düğününe katılman.”
“Neden?” Nil'in gülümsemesi yüzüne yayılmıştı.
“Korhan hiç dışarı çıkmıyorsun. Yeni insanlarla tanışmalısın ki uygun bir gelin bulasın. Benim sana
bulduklarımı da beğenmiyorsun.”

“Senin bana bulduğun, o şımarık bir peri prensesinden mi bahsediyorsun? Onunla aynı odada
olmaya bile tahammül edemiyorum.”
“Ama bize uygun bir gelin olurdu.” Ayça bize bakıyordu.
“Evet, benim hayatımı zindana çevirirdi.”
“Korhan eğer benim sana bulduğum kızları beğenmiyorsan dışarı çıkıp kendine bir eş bulmalısın.”
“Benim keyfim yerinde, daha bu şehre yeni geldim, yerleşmem lazım.”
“Bahane istemiyorum. Bu kızın cinden kurtulmasını istiyorsan o düğüne gideceksin.” Nil bana
söyleyecek bir şey bırakmamıştı.
“Ayça senin için uygun mu?” Ona baktığımda gülüyordu. Gözünde gözyaşları Nil'in beni
düşürdüğü tuzağa gülüyordu.
“Eğer o cinden beni kurtaracaksan sana baş köşede yer ayarlarım.” Birbirlerine baktıklarında
aralarında başka bir anlaşma olduğunu sezmiştim. Gerçeği bilmesem tüm kadınların büyücü
olduğunu söyleyebilirdim.
“Tamam, kabul ediyorum.” Nil sevincini göstermemeye çalıştı. Yine bir şeyler karıştırıyordu. Araba
bir anda genişlemişti sanki. Tüm ihtişamıyla ayağa kalktı. Kuyruğundaki pullar parıldıyor,
gökkuşağının tüm renklerini yansıtıyordu. Sesi değişmiş, insanın içine işler bir hal almıştı. Nil elini
korkuyla kendine bakan Ayça'nın yüzüne uzattı.
“Sen Havva kızı üstündeki tılsımı bana verdin mi?” Ayça zorlukla cevap verdi.
“Verdim.”
“Tavus kuşunun kanadı altında sözünü verdin mi?”
“Verdim.”
“Üçün hakkı için, yedinin sihri ile hediyeni verdin mi?”
“Verdim.”
“Ben de cinin anlaşmasını aldım. Elini uzat ve kuyruğuma sür.” Ayça Nil'in söylediğini yaptı.
Zorlukla uzanıp elini kuyruğuna sürdü.
“Kilidi kapadım, tılsımı aldım. Güneş'in ve ayın altında serbest kaldın.” Nil sözünü bitirdiğinde
yerine oturdu. Araba ve Nil yeniden eskiye döndü.
“Bu kadar mı? Nil hanım kurtuldum mu?”
“Evet canım, kurtuldun.” Ayça Nil'i kucakladı. Sonra aniden arkasını dönüp siperlikteki aynada
kendine baktı.
“İyi de bir şey değişmemiş, hala aynı benim. Cinin büyüsünü aldığınıza emin misiniz?”
“Evet canım merak etme.” Nil Ayça'ya şöyle bir bakıp bana döndü. “Korhan düğüne o takım elbise
dediğin eski kıyafetlerle gitmeni istemiyorum. Sana bize yakışır güzel bir takım yolladım.
Dolabında asılı, giyerken ütüsünü bozma.” Ayça bizimle ilgilenmiyordu. Arabanın iç ışığını yakmış
aynada yüzünü kontrol ediyordu.
“Nil!”
“Unutmadan sana doğum gününde hediye ettiğim kravatı takarsın. Yeni takımına çok uyar.”
“Nil!”
Beni dinlemiyordu. Ayça değişip değişmediğini kontrol ediyor, Nil düğüne hediye ne götürmem
gerektiğini anlatıyordu. Yapacak bir şey yoktu, sessizce onu dinledim. Ne kadar sürdü ya da ne
söyledi bilmiyorum.
“Tamam mı Korhan anladın mı?”
“Evet, Nil.”
“Gel buraya seni bir öpeyim.”
Nil beni yanağımdan öpüp, kucakladıktan sonra geldiği gibi aniden gitti. Geride parfümünün
kokusu kalmıştı.
“Korhan Nil'in cinin büyüsünü aldığına emin misin?” Yüzündeki korku yerini umutla karışık
şüpheye bırakmıştı.
“Evet töreni gördün artık merak etme.”
“Peki neden çirkinleşmedim.”
“Dedim sana cinler oyuncudur. Cin o yanan kızı güzelleştirdi ama sen zaten güzeldin. O yüzden
cinin büyüsü olmasa da güzel kalacaksın. Merak etme.”

Ayça pek ikna olmamıştı arabada sürekli yüzünü kontrol ediyordu. Yine de ayrılırken düğün için bir
davetiye verdi.
****
Düğün açık havadaydı. Havuz kenarında masalar dizilmişti. Beni ailenin masasına oturtmuşlardı.
Masadaki kimseyi tanımıyordum ama kimse önemsemiyordu. Gelinle damat konfetiler eşliğinde
havuz başına geldiler. Ayça'nın yüzündeki mutluluk görülmeye değerdi. Ayça'yla Bedri yeminlerini
edip dansa kalktıklarında yanımdaki boş sandalyeye bir hatun oturdu. Siyah saçlarını kafasının
üzerde topuz yapmış, açık mavi elbisesi içinde muhteşem gözüküyordu.
“Ne güzel dans ediyorlar değil mi?”
Güldüğünde yanağındaki gamzesi belli oluyordu.
“Evet. Birbirlerine yakışıyorlar. Ayça da çok güzel bir gelin olmuş.”
“Bence de, ama bu gün neler çektiğimi bir bilsen.” Alnına düşen saçı alıp kulağının arkasına attı.
“Ne oldu ki?”
“Ayça beş dakikada bir kendisinde bir değişiklik olup olmadığını sordu durdu. Düğün korkusunu
bilirim de çirkinleştiğinden korkanı duymamıştım. Sonunda Bedri evet dediğinde anca ikna oldu.”
Masadaki ordövr tabağından bir parça salata aldı.
“Şimdi keyfi yerinde.” Başını sallayıp bana baktı. Şaşırmıştı, herhalde beni biriyle karıştırmıştı.
Lokmasını bitirip şaraptan bir yudum aldı.
“Ayça'nın akrabası mısınız?” Yanaklarında bitiveren kırmızılık onu daha da çekici kılıyordu.
“Hayır ben işten arkadaşıyım. Adım Korhan.” Onu rahatlatmak için en kocaman gülüşümü
gösterdim.
“Ben de Sinem” Elini uzattı tokalaştık. “Ayça'yla çocukluğumuzdan beri tanışırız. Doğrusu pek
bankacıya benzemiyorsunuz.”
“Değilim zaten Ayça'yla bankada tanıştık. Ben antikacıyım.”
“Öyle mi? Ben antikalara bayılırım.” Gülümsüyordu.
Düğünün sonuna kadar Sinem'le beraberdim. Antikalardan, çalıştığı hastaneden, insanlardan
bahsettik. Gecenin sonunda bir daha buluşmak üzere sözleşip ayrıldık. Cebimde Sinem'in telefonu
eve giderken düğüne geldiğimden de, sabaha karşı çalan telefondan da memnundum.
-·=»Dâ'vud«=·- isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-13-2010   #2
Elit Üye
elenorx - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: Oct 2009
Mesajlar: 1.247
Tecrübe Puanı: 15
Rep Puanı : 20
Rep Derecesi : elenorx is on a distinguished road
elenorx - MSN üzeri Mesaj gönder
Ettigi Tesekkür: 1990
Aldigi Tesekkür: 503
Standart --->: Cin Büyüsü

ben hikayeyi çok beğendim ve sıkılmadan dikkatlice okudum... gerçeklik payı nerelerde var bilmek isterim...gerçekten ilgimi çekti...ayrıca paylaşım için teşekkürler...emeğinize sağlık...
elenorx isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-14-2010   #3
Madalyalı Üye
Wolker - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: Aug 2008
Mesajlar: 949
Tecrübe Puanı: 13
Rep Puanı : 20
Rep Derecesi : Wolker is on a distinguished road
Wolker - MSN üzeri Mesaj gönder
Ettigi Tesekkür: 542
Aldigi Tesekkür: 233
Standart --->: Cin Büyüsü

vay anasına neler neler ...
Wolker isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-14-2010   #4
Madalyalı Üye
°¤»MeczuP«¤° - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: Dec 2008
Nerden: __İsTanBuL__
Mesajlar: 2.669
Tecrübe Puanı: 30
Rep Puanı : 15
Rep Derecesi : °¤»MeczuP«¤° is on a distinguished road
Ettigi Tesekkür: 1703
Aldigi Tesekkür: 1466
Standart --->: Cin Büyüsü

Fantastik bir öykü
°¤»MeczuP«¤° isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-14-2010   #5
Tecrübeli Üye
NoStaLji - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: Nov 2008
Mesajlar: 682
Tecrübe Puanı: 10
Rep Puanı : 10
Rep Derecesi : NoStaLji is on a distinguished road
Ettigi Tesekkür: 1148
Aldigi Tesekkür: 234
Standart --->: Cin Büyüsü

Son derece ilginc ve sürekliyici bir hikaye. Tesekkürler!
NoStaLji isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-16-2010   #6
Madalyalı Üye
herkim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: Dec 2008
Nerden: Ankara
Mesajlar: 1.004
Tecrübe Puanı: 14
Rep Puanı : 10
Rep Derecesi : herkim is on a distinguished road
Ettigi Tesekkür: 592
Aldigi Tesekkür: 351
Standart --->: Cin Büyüsü

Hikaye ilginç ve sürükleyici ancak fazlasıyla masalsı.
Hele "Nil" kısmı tamamen inandırıcılıkdan uzak.
Gerçeklik unsurları nelermiş merak ettim...
herkim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-16-2010   #7
Master Üye
shine21 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: Jan 2010
Mesajlar: 807
Tecrübe Puanı: 11
Rep Puanı : 10
Rep Derecesi : shine21 is on a distinguished road
Ettigi Tesekkür: 550
Aldigi Tesekkür: 302
Standart --->: Cin Büyüsü

bir insan böyle büyü ile düşlere falan girebilr mi_?
veee kısmetin nerde olduğu belli olmaz
shine21 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
büyüsü, cin


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün Zaman Ayarları WEZ +5 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 00:23 .


İlmu'l-Havâssu'l Cevşen, G-H, Tarikatlar, Yönetim Bölümü, İlmu's-Simya, Cemaziyel Evvel Ayı, Şaban Ayı, Haftanın Fırsatı, Parapsikoloji, Ahd-i Atik Tevrat/Hz.Musa (A.s), Havass Çalışması, Psişik Güçler, Exorcism /Şeytan Çıkarma, Kısmet & Şirinlik, Fax/Modem Driver, Meditasyon & Yoga & Tai Chi Chuan, Y-Z, Es-Selamü Kable’l Kelam, Bilim & Teknik, İlmu'l Kevn-i Fesad, O-Ö, Kadiriyye, Zebur/Hz.Davud (A.s), Toplu Enerji Çalışması, İlmu'l-Havâssu'l-Kur'ân, Hz. Muhammed Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem, İlmu'l-Havâssu'l Berhetiyye, Aile, Evlilik & Çocuklar, Mübarek Aylar, Mübarek Günler ve Geceler, Psikometri, Rebiülahir Ayı, Astral Seyahat, Alışverişi İptal Büyüsü, Cinci Ve Büyücülerin Teşhisi, Alimler ve Evliyalar, Bluetooth Driver, İlişkiler & Duygular, Kuantum, Şevval Ayı, Tütsüler & Buhurlar, A-B, Caferiyye, Tasavvufta Kavramlar, Kitap Tanıtım İnceleme, Bağlama Büyüsü, Hipnoz, Kişisel & Manevî Gelişim, Güncel Haberler, Dürzilik, Miraç Kandili, Evrensel Enerjiler, Kur'an-ı Kerim, Muhabbet Büyüsü, İlmu'l-Feraset, Muharrem Ayı, İlmu'l-Havâs Genel Açıklama, Ticaniyye, Kurallarımız & Uyarılarımız!, Ismailiyye, Zilkade Ayı, Kayıp & Çalıntı, Usui Reiki, Diğer Büyüler Ve Çözümleri, Tartışma Platformu, T-U, Selefiyye II, Vcd & Dvd arızaları ve kullanımı, Ruhsalenerji Araştırmaları, Allah Celle Celâluhû ve Esmâül Hüsnâ, Yaşadığımız Dogaüstü Olaylar, Definecilik, Toplu Enerji Uygulamaları, Mürcie, Işınlama Ve Teleportasyon, Kötü Alışkanlık & Huylar, İlm-u'l Huddam, Bio Enerji, Hac, Dua İstekleri, Televizyon & Radyo, Tasavvufî Müzikler, Hurufilik, Zilhicce Ayı, I-İ, Kutsal Kitaplar, Serbest E-Kitaplar, Resim & Video, Reenkarnasyon, Güvenlik Kamerası Driverleri, Kaderiyye, Duruişiti, Sahâbeler ve Hayâtü's-Sahâbe, Bakım Çeşitleri & Metodları, WebCam Sürücüleri, Tasavvufî Makaleler, Arapça Kitap Tercüme, Görüş ve Önerileriniz, Sorun ve Şikâyetleriniz, Rebiül Evvel Ayı, Arapça Uygulamalar, Şifalı Taşlar, Ramazan Ayı, Video kameralar (arıza ve kullanım), Şifâ & Tedavî, İncil/Hz. İsa (A.s), İlmu'l-Bâtın, Cep Telefonları, Diğer Formüller, Metafizik, S-Ş, Enerji Okulu, M-N, Workshop, Hadis-i Şerifler, Sağlık, Müsebbihe, Durugörü, İlmu'l-Havâs Ocağı & Malzemeleri, Bayramiyye, Vehabbilik, İlmu'l-Havâss'ın Kolları, Bakım & Tavsiye Bölümü, Wicca Ve Maji, Dini Filmler & Belgeseller, Tasavvuf Klasikleri, E-Kitaplar, Psikokinezi / Telekinezi, Tarih, Ü-V, Melamiyye, İlmu't-Tılsımat, Mezhepler, Çocuklar İçin Uygulamalar, Sevgi Büyüsü, İlmu'l-Havâssu'l-Esmâu'l-Husnâ, Mürekkepler & Yazım Malzemeleri, Sözlük & Alfabeler, Safer Ayı, Hâricilik, Fıkıh, Erkeğin Bağlanması, Kadir Gecesi, İlmu't-Tıp, Ramazan Bayramı, Nusayrilik, Cin'in İnsan Bedeninde Bulunduğunun Teşhis Edilmesi, Selefiyye, İlmu'l-Havâs'ta Uygulama Şartları, Maturudiyye, C-D, Recep Ayı, Babilik, İlmu'l-Kimya, Zikir, Deja Vu, Ezoterizm, Eğlence & Mizah, Korunma, Rıfai'ye, Nakşibendiyye, Karı Koca'yı Ayırma Büyüsü, Diğer Dinler & İnançlar, Galibiyet & Dil Bağlama, İlmu'l-Havâs Genel Uygulamalar, Havas Okulu, Cemaziyel Ahir Ayı, Doğa Üstü Olaylar & Hikayeler, İlmu'l Ahkâm-ı Nücum, İlmu's-Sihr, Uydu Cihazları, Alfabeler & Harflerin sırları, Eğitim & Kadın, Canbar Büyüsü, Aşırı Kanama Büyüsü, Felsefe, Tedavi İçin Ayetler,Dualar ve Rukyeler, Es'ariyye, P-R, İlmu'l-Havâssu'l Celcelûtiyye, İlmu'l- Vefk, Cinler ve Ruhsal Varlıklar Alemi, Notebook Driver, Melamiyye, Mutezile, Güzellik & Sağlıklı Bakım Önerileri, İlmu'l- Lügat, Büyü Çeşitleri Ve Çözümleri, Hayatın İçinden, Pcmcıa Driverler, Bektaşilik, Astronomi & Astroloji, Özel Paylaşım Bölümü, Tv arızaları, Bilgisayar, Büyü Maji Uygulamaları & Davetler, Alevilik, Havas İlmi Soru Cevap & Yardım İstekleri, İlmu'l-Hayvan, Sevgi & Saygı, Peygamberler, Yezidiyye, Tv Kartı Sürücüleri, Yazıcı Sürücüleri, Fal & Tarot, Levitasyon, Hak Din İslam, Telepati, Ruhsal Cafe, Bahailik, Maji Çalışması, Osmanlıca Kitap Tercüme, Sinema, Rızk & Bereket, Psikoloji, Ed-Duâu Silahu'l Mü'min, Kurban ve Kurban Bayramı, Regaib Kandili, Elektronik, Mevleviyye, Kadiyanilik, İlmu'z-Zahîr, Antik Uygarlıklar & Örgüt Ve Cemiyetler, Hacet & İstek, Aura, S-Ş, Sia, Bektaşiyye, İlmu't-Tabir-i Rüya, Hanbeli mezhebi, Ses Kartı Sürücüleri, Cin Ve Büyü'den Korunma Yolları, Cazibe Büyüsü, Evliliği Bozma Büyüsü, Metafizik Video Bölümü, Hanefi mezhebi, Kutlu Doğum - Mevlid Kandili, Ayırma Büyüsü, Teknik Destek, Maziden Olaylar, E-F, Aşk Büyüsü, Safii mezhebi, Fotoğraf Makineleri, İlmu'n -Nebati Şifa, Maliki mezhebi, Evlilik Büyüsü, Kundalini Reiki, Soğutma Büyüsü, Dini Hikayeler & Makaleler, Ethernet Kartları, Dâ'vet & Azîmet, Halvetiyye, K-L, Medyumlar & Medyumluk, Aşure Günü, Forum Zikirleri, Teknik Destek, Duyurularımız & Yeniliklerimiz, İlmu'l- Ledünni, Kültür & Sanat, Vehim Büyüsü, İlm-u'l Hurûf, Celvetiyye, Cebriyye
Powered by vBulletin Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.6.0