![]() |
|
|
#1 |
![]() Üyelik tarihi: Jun 2008
Mesajlar: 1.824
Tecrübe Puanı: 0
Rep Puanı : 25
Rep Derecesi :
![]() Ettigi Tesekkür: 2261
Aldigi Tesekkür: 816
|
Habîb-i Acemî (r. 130/747-48) Hasan Basrî Hazretleri’nin meclisinde inkilâb geçirmiştir. Ne vakit Kur’ân-ı Kerîm okusa veyâ dinlese, ağlardı. Naklederler ki, bir akşam namazı sırasında Hasan Basrî, Habîb’in zâviyesine varmıştı. Habîb namaza durmuştu. Fâtiha sûresindeki (ha ile) “el-hamd” kelimesini (he ile) “el-hamd” şeklinde okuyordu. Hasan, onun peşinde namaz kılmak sahîh olmaz diye namazını münferiden kıldı. O gece rüyâsında gördüğü şânı yüce Allah’a:
— İlâhî, senin rızan ne şeydedir? diye niyâzda bulundu. — Ey Hasan! Rızâmı buldun ama onun kadrini bilmedin! — Rabbim, neydi o? — Habîb’in ardında ona tâbî olarak namazı edâ etmek. Hiç şüphen olmasın ki o namaz, ömür boyu kıldığın namazların mührü olacak, kılmış olduğun tüm namazlar o namazın hürmetine kabul edilecekti. Ama sen lafzın doğruluğunu, niyetin sıhhatinden önde tuttun, niyetin doğru olduğuna değil, ibârenin eğri olduğuna baktın. İmdi, lisânı düzeltmekle kalbi düzeltmek arasında pek çok fark vardır. “Rızâ nerededir?” sorusuna şu cevâbı verdiği nakledilir: “Üzerinde münâfıklık tozu bulunmayan gönülde!” |
|
|
|
![]() |
| Tags |
| kalp, lisan |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | Arama |
| Stil | |
|
|