![]() |
|
|
|||||||
| Ed-Duâu Silahu'l Mü'min Dua mü'minin silahıdır. İçimizden gelen Dualar ve Paylaşılmış En Güzel Dualar |

| ||
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Arama | Stil |
|
|
#8 |
|
|
Amin inşallah Mina kardeşim.Cümlemizden razı olsun .
Sizde selametle kalın . Dua eden bir kimse, bütün gönlüyle Allah’a yönelip yalvarışa geçebildiği takdirde, kendine her şeyden daha yakın olan Rabbisine karşı, kendi beden ve cismaniyetinden kaynaklanan uzaklığını aşarak O’nun her zaman var olan yakınlığına saygısını ifade etmiş ve kendi uzaklığının vahşetinden kurtulmuş olur. Cenâb-ı Hak da ona, duyması gerekenleri duyurur, görmesi gerekenleri gösterir, söylemesi icap eden şeyleri söyletir ve yapması lâzım gelen şeyleri de yapmaya muvaffak kılar. Bu paye aynı zamanda nafilelerle ulaşılan öyle hususi bir yakınlık (kurb) payesidir ki, artık böyle bir mazhariyetle şereflendirilen “kurb” kahramanının görmesi, gözler ötesi bir gözle, işitmesi kulaklar ötesi bir kulakla, diğer aktiviteleri de kendi benliğinin üstünde farklı bir kimlikle gerçekleşmeye başlar; başlar da bir hamlede gider, ayrı bir buudun insanı olma seviyesine yükselir; derken, her fırsatta Rabbi’yle dua ve icabet alış-verişinde bulunur, yalvarış ve yakarışa, O’nun sonsuz kudretine itimadın ifadesi olarak sımsıkı sarılır ve sırtını sarsılmayan bir güce dayamış olmanın güveniyle, dilinde dua yürür en olumsuz gibi görünen şeylerin üzerine. Bu itibarladır ki, imanın zevkine ermiş ve ibadette hassaslaşmış ruhlar, kat’iyen duada kusur etmezler. Aksine böyleleri, ibadeti varlıklarının gayesi gibi duyar ve duaya da fevkalâde önem verirler.. maddî-mânevî sebeplere riayetin yanında gönüllerini Rabbilerine açıp yalvarmayı, O’na yakınlık arayışının sesi-soluğu gibi değerlendirir ve dualarını bir ümit, bir reca nağmesi gibi seslendirirler. Böyle bir yakınlık atmosferinde, çok defa ümit ve beklenti neşvelerinin yanında, bazen de mehabet ve endişe esintileri hissedilebilir. İnsan, her şeye O’nun sonsuzluk ve sınırsızlığı içinde baktığı aynı anda, kalbinin râşelerle ürperdiğini duyar gibi olur ve hemen temkin ve teyakkuza geçer. Duada, her zaman iç içe yaşanan bu iki hâl, insanın mârifet ufkunun vüs’atiyle mebsuten mütenasip (doğru orantılı) inkişaf eder. Kur’ân, mü’min tabiatındaki bu hisler halitasını: “Rabbinize huşû ile ve içten içe duada bulunun.” diyerek, kat’iyen O’ndan müstağni kalınamayacağını, ululuk, azamet ve ceberûtuna rağmen, rahmet ve inayet kapılarının da ardına kadar herkese açık bulunduğunu vurgular ve duanın önemi üzerinde ısrarla durur. |
|
|
|
|
|
#9 |
|
|
DUANIN KENDİSİ DUANIN SONUCUNDAN ÖNEMLİDİR.
Rabbimiz Musa aleyhisselama sormuştu: "elindeki nedir?" Musa aleyhisselam ise,"bu asamdır" dedi, "ona dayanırım, onunla hayvanlarıma yaprak silkelerim..." pekala, Musa aleyhisselam da, biliyordu ki Rabbi elindekinin ne olduğunu biliir. Üstelik asanın dayanmaya yaradığını, hayvanlara yaprak silkmekte kullanıldığını, her şeyi bilen Rabbe ayrıca söylemesi fazla gibi görünüyor... sizce de öyle değil mi? ama sorarım, siz de sevdiğinizin huzurunda olsanız, lafı uzatmak istemez misiniz? daha çok huzurda kalmak için yeni yeni konular bulmayı arzu etmez misiniz? konuştuğunuz konunun ne olduğu önemli değildir; önemli olan konuşmanızdır. çünkü konuşmak sizi huzurda tutacaktır... dua da böyledir işte, kulun Rabbiyle söyleşmesidir. ister ayakkabınızın kaybolan bağcığı gibi sıradan bir şey için, ister ebedi hayat gibi en başta gelen hacetimiz için dua etmek, Rabbin huzurunda kalma vesilesidir... mümin için duanın kabul olup olmasından daha önce, dua etmek gelir... çünkü dua, içeriği ne olursa olsun, sonucu nereye varırsa varsın, Sevgilinin huzurunda kalmaktır... |
|
|
|
|
|
#10 |
|
|
“O, Hayy (diri) olandır. O'ndan başka ilah yoktur; öyleyse dini yalnızca Kendisi'ne halis kılanlar olarak O'na dua edin... (Mümin Suresi, 65)
|
|
|
|
|
|
#11 |
|
|
allah razi olsun...cok güzel br yazi olmus....insan bu konulari anlayanlarla konustugu zman cok mutlu oluyor..cok seviniyorum burayi kesfedip üye oldugum icin...
|
|
|
|
|
|
#12 |
|
|
Kim Olduğumuzu Dualarımız Söyler Dua, derin sözlerdir. Dua, kendimiz hakkında söyleyebileceğimiz en derin sözlerdir. Böyleyken en anlaşılır, apaçık... Gizli günahlarımız, içimizi yakan pişmanlıklar, kopkoyu korkularımız, acılarımız, kanayan kapanmayan yaralarımız dualarımızdadır. Neye muhtaçsak, onlar dualarımızdadır. Ümitlerimiz, isteklerimiz, sevdiklerimiz... Merhamete, muhabbete, esirgenmeye ve bağışlanmaya duyduğumuz iştiyakla, biz dualarımızdayız. Kim olduğumuzun doğrusunu dualarımız söyler. Dualarımızda yalan söylemeyiz. Kendimizi aldatmayız. Zayıflığımızdan, acizliğimizden utanmayız. Sırlarımızı, sıkıntılarımızı, dertlerimizi avuçlarımız gibi semaya açmaktan çekinmeyiz. Kendimizi dualarımızla tanırız. En çok nelere değer verdiğimizi, hayatlarımızda en çok nelerin önemli olduğunu, nasıl yaşadığımızı ve nasıl yaşamak istediğimizi dualarımızla anlarız. Hayatımız, dualarımızdadır. ... Dünya, dualarla yazılan sayfalardır. Duanın dilini bilmeyenler, çiçeklerin dualarının renkleriyle açtığını bilmiyorlar. Ağaçların, dualarının meyvelerini verdiğini... Suların dualarıyla aktığını, duaları gibi aktığını... Tohumların dualarıyla çatladığını... Rüzgârların duaları gibi ılık, duaları gibi serin, duaları gibi güçlü estiğini... Yeryüzünü böylesine şenlendiren canlılığın dualar olduğunu bilmiyorlar. Duanın dilini bilmeyenler, dünyanın dilini de bilmiyorlar. Ne onlar dünyayı anlıyorlar, ne de dünya onlara kulak veriyor. Onlar için dünya, savaşılacak bir şey. Dünya, bütün dehşetiyle üzerlerine saldırıyor ve onlar, dünyayı bir savaş meydanına çeviriyorlar. ‹stediklerini zorla, güç kullanarak elde edeceklerini sanıyorlar. Dünya, onlara aldırmıyor. Dünya, korkularını çoğaltıyor. Dünya, sevdikleri her şeyi tek tek ellerinden alıyor. Savaşarak kazandıklarına inandıkları şeylerin eliyle dünya onlara tekrar tekrar saldırıyor. Arkasına saklandıkları ne varsa güçsüzlüklerini ve yaşadıkları hayatın saçmalığını teşhir ediyor. Hayatlarında eksik olanın boşluğunu ağır bir yük gibi her yere taşıyorlar, ama onun ne olduğunu söyleyemiyorlar. Giderek, hayatları eksik olanın boşluğunda yitiyor. Acı çekerken hayattan yoksunlar. Çılgıncasına mutluyken hayattan yoksunlar. Hayattan yoksunlar, çünkü hayatları duadan yoksun. Acılarını ve sevinçlerini, kederlerini ve mutluluklarını duaya taşıyamıyorlar. Yaşamayı seviyorlar, ama hayatlarının anlamı hakkında düşünmekten hoşlanmıyorlar. Yaşıyorlar, ama niçin yaşadıklarını kendilerine sormuyorlar. Duanın dilini bilmeyenler, hayatla aynı dili konuşmuyorlar. Dua ederken, hayatla aynı dili konuşuruz. Hayatın güzelliği, anlamından ayrı değildir. Hayatın anlamı dualarımızdadır. Her şeyin herkese yakışmadığı şu dünyada, duanın herkese yakışması bundandır. Kral da dua eder, köle de... Duası krala diz çöktürür; köle, duasıyla özgürleşir. Kölenin duası, kralın duasından değersiz değildir. Kral da, köle de Allah’ın kuludur. Kim olduğumuzu dualarımız söyler: Kul olduğumuzu... |
|
|
|
|
|
#13 |
|
|
Duanın dilini bilmeyenler, çiçeklerin dualarının renkleriyle açtığını bilmiyorlar. Ağaçların, dualarının meyvelerini verdiğini... Suların dualarıyla aktığını, duaları gibi aktığını... Tohumların dualarıyla çatladığını... Rüzgârların duaları gibi ılık, duaları gibi serin, duaları gibi güçlü estiğini... Yeryüzünü böylesine şenlendiren canlılığın dualar olduğunu bilmiyorlar.
|
|
|
|
|
|
#14 |
|
|
Emeginize saglik, paylasimlariniz okunmaya deger
|
|
|
|
![]() |
| Tags |
| anahtarıdır, dua, kapının |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | Arama |
| Stil | |
|
|