![]() |
|
|
|||||||
| Kur'an-ı Kerim Kur'an-ı Kerim Meali, Tefsiri, Fihristi ile ilgili yazılarınızı buraya yazabilirsiniz. |

| ||
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Arama | Stil |
|
|
#1 |
|
|
Mânâ ceryanının, gönülden gönüle
aracısız intikaline; yani Fâtiha'nın bu yoldan aktarılmasına Veysilik sırrı denir. Zaten ölü kalbler müteaddit kere Fâtiha seyranı ile şok yapılarak diriltilebilir. Bu nedenle, Fâtiha'daki kelâm hikmeti: Tıpkı bir mânevi ceryan gibi, kalbten kalbe akarak devamlı dirilik verir. Mevlâna, tüm eğitimini tamamladığı halde bu ceryanı ancak Şems'ten alabilmiştir. Yunus, yıllarca sohbet dinlemeden ve din eğitimi görmeden hasreti ile gezdi durdu. Ve sonra gönlünde Fatiha sırrını sezdi. Birinci âyet okunduğu zaman; insan, ivazsız, garezsiz, yani hiçbir mesele yaratmadan hamd zevkine ererse, kendi Fatiha ceryanını gönlüne bağlamış olur: ve ondan ötesi kendiliğinden akar gelir. Zaten altıncı Âyette bildirilen in'âm-ı ilâhi, doğrudan doğruya Fâtiha'dan kalblere akacak olan bu Veysilik sırını işaret etmektedir. Daha önceki bahislerde anlattığımız gibi;Veysilik sırrı, sevgi ve mânâ içinde Efendimiz'in gönül ekranında görene dek devamlı bir yücelmenin âhengidir. Şüphesiz ki; hamd edebilme sırrının başında, Allah'ın âlemlerin sonsuz güzelliğindeki sanatına hayranlık gerekmektedir. Bu yüzden gerek Veysel Karani, gerekse Yunus bu hayranlığı evrendeki en basit noktada bile görebilme hünerlerini göstermişlerdir. Bir çiçeğin dikeninde, sarı bir çiçekte ilâhi hikmetleri görüp onlarla konuşmuşlardır. Kesbilik dediğimiz akıl yoluyla eğitim; sınırlı ve belli zamana bağlı olarak özel bir beceridir. Öğrenebilmek için, yalnız bir takım kıyaslara ihtiyaç vardır. Hâlbuki Veysilikte, seziş, duyuş ve oluş birbirini kovalar. Nitekim Efendimiz'in ümmilik sırrı, Veysilik hikmetinin bir başka beyânıdır. Efendimiz, ümmilik kelimesini kendisi için sık sık tekrar ettirir ve bundan haz duyardı.Veysilikte hidayet hikmeti tümüyle mevcuttur. Yâni gönülde bir duygu, bir niyâz başlayacaktır. Sonra sınırsız bir mânâ ceryanı akacak, o gönlü zevkten zevke ulaştıracaktır. Fatiha'nın, altıncı âyetindeki önemli sırrı, Veysiliğin bir lütf-u ilâhi olduğu gerçeğini kesinleştirmiştir. Ancak, burada üzerinde önemle durulacak nokta: Veysilik ceryanının nimet olduğu mu, yoksa bu Veysilik ceryanına uygun bir sırrın kalbte bulunmasının mı nimet olduğu cihetidir. Tasavvuf bilimleri bize Veysilik ceryanının akabileceği kalbi, latif gönül olarak tanımlıyorlar. Demek ki: Cenâb-ı Hak, önce latif bir gönlü nimet olarak vermekte, sonra onda bizim bir hamd başlatmamızı istemektedir. Bu hamd'in başlatılması keyfiyeti öyle bir mânevi yasadır ki; Fatiha'nın birinci âyeti sırf bu yüzden hamd kelimesiyle giriş yapmıştır. Arapçada beyan ve kelâm zenginliği içerisinde Fatiha'nın Hamd kelimesiyle girişi çok ilginç bir güzellik getirmektedir. Ancak, bu güzellik yalnız edebi bir güzellik olmaktan çok, bir yandan Fahr-i Kâinat Efendimiz'in ismini bize hatırlatırken; bir yandan da tek kurtuluşun Hamd'la başladığını getirmektedir. Cenâb-ı Hakk'ın, sevdiklerine lûtf-u ihsanı: Veysilik hikmeti, Hamd şartıyla birlikte, latif gönüllerde otomatik yürür. Yazan: Haluk NurBâki Konu ZaPaTuRa tarafından (07-13-2010 Saat 18:56 ) değiştirilmiştir.. |
|
|
|
![]() |
| Tags |
| fatiha, suresi, veysilik |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | Arama |
| Stil | |
|
|