![]() |
|
|
|||||||
| Kur'an-ı Kerim Kur'an-ı Kerim Meali, Tefsiri, Fihristi ile ilgili yazılarınızı buraya yazabilirsiniz. |
| ||
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Arama | Stil |
|
|
#1 |
|
|
Allah(c.c) kullarını sınamak için, mâl-mülk verir , neslini artırır. Kulunu Ni'metleri ile ihyâ eder, karşılığında beklediği nedir? Doğru olmamız, O'na şirk koşmamamız, ibâdetlerimizi aksatmamamız. Kul, Allah(c.c)'ın kendisine verdiği Ni'metlerin hakkını verip,Allah(c.c) rızâsı için, rızâyı ve edeb'i gözetip, ins'ânlığa fâidalı olmalı. Kârûn gibi olup,Mâlikû'l mülkü unuttanlar.Veya nefs'inin hevâ ve heveslerine kapılanlar, günü gelip her bir şeyini yitirdiğinde, yüzlerini Rab'b'e çevirip."Neden ben"? diye sormaya da hakları olmayandır. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ 28-83/ تِلْكَ الدَّارُ الْآخِرَةُ نَجْعَلُهَا لِلَّذِينَ لَا يُرِيدُونَ عُلُوّاً فِي الْأَرْضِ وَلَا فَسَاداً وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّقِينَ "İşte ahiret yurdu; biz onu, yeryüzünde büyüklenmeyenlere ve bozgunculuk yapmak istemeyenlere (armağan) kılarız. (Güzel) Sonuç takva sahiplerinindir". Dünyâ tarihi nice Kârûn örnekleri ile doludur. Ama nâss uykudadır iki şekilde uyanır. Ya Zâhir de başına bir belâ-musibet geldiğinde Ya da hak olan ölüm meleği sineye dayandığında. Kûr’ân-ı Kerim servet sahiplerine ibred olması için Kârûn’un zenginliğini anlatmış, O’nun cimriliğinden örnekler vermiş, sonunda bunca servetiyle yerin dibine batışına da dikkat çekmiştir… Karûn mis'âl'i Kûr'ân da dört yerde geçer. Sûre-i Kasas ve Sûre-i Ankebut ve Sûre-i Mû'min de buna işâred vardır.. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ 28-76/ إِنَّ قَارُونَ كَانَ مِن قَوْمِ مُوسَى فَبَغَى عَلَيْهِمْ وَآتَيْنَاهُ مِنَ الْكُنُوزِ مَا إِنَّ مَفَاتِحَهُ لَتَنُوءُ بِالْعُصْبَةِ أُولِي الْقُوَّةِ إِذْ قَالَ لَهُ قَوْمُهُ لَا تَفْرَحْ إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ الْفَرِحِينَ "Gerçek şu ki, Kârûn, Mû'sâ'nın kâvmindendi, ancak onlara karşı azgınlaştı. Biz, ona öyle hazineler vermiştik ki, anahtarları, birlikte (taşımaya) davranan güçlü bir topluluğa ağır geliyordu. Hani kâvmi ona demişti ki: "Şımararak sevinme, çünkü Allah(c.c), şımararak sevince kapılanları sevmez." Elbette bu olây, o günden bu güne ibred alıp ders çıkarmak için bize nâkledilmiştir. Mû'sâ Â'leyhi'sSelâm'ın amcasının oğlu olduğu rivâyed olunan Kârûn, öğrendiği kimyâ/simyâ bilgisiyle kısa zamanda fâkirlikten kurtulup çevresinin en zengini haline gelmiş; amâ hiçbir yoksulun yârdımına koşmamış, hiçbir dertlinin derdine dermân olmamıştır… Kendisine, Allah(c.c)’ın lütfettiği bu servet Ni'med'inin bir mükellefiyeti olduğunu hatırlatan Mû'sâ Â'leyhi'sSelâm; “Rab'bimiz kimi ins'ânları vârlıkla kimini de yoklukla imtihan eder. Senin imtihanın da vârlıkla oluyor. Sakın cimrilik edip de yoksulların hakkını vermezlik etmeyesin, çevrendeki ihtiyaç sahiplerine ilgisiz kalmayasın…” uyarısında bulunur. Kârûn bu ikâzlardan ders alıp yoksullara yârdım edeceği yerde Mû'sâ Âleyhi'sSelâm'a çıkışarak cevap verir: "Ben bu serveti kendi emeğimle kazandım, kimsenin hakkı yoktur bunda"!.. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ 28-78/ قَالَ إِنَّمَا أُوتِيتُهُ عَلَى عِلْمٍ عِندِي أَوَلَمْ يَعْلَمْ أَنَّ اللَّهَ قَدْ أَهْلَكَ مِن قَبْلِهِ مِنَ القُرُونِ مَنْ هُوَ أَشَدُّ مِنْهُ قُوَّةً وَأَكْثَرُ جَمْعاً وَلَا يُسْأَلُ عَن ذُنُوبِهِمُ الْمُجْرِمُونَ Dedi ki: "Bu, bende olan bir bilgi dolayısıyla bana verilmiştir." Bilmez mi, ki gerçekten Allah(c.c), kendisinden önceki nesillerden kuvvet bakımından kendisinden daha güçlü ve insansayısı bakımından daha çok olan kimseleri yıkıma uğratmıştır. Suçlu,günahkârlardan kendi günahları sorulmaz". بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ 28-79/ فَخَرَجَ عَلَى قَوْمِهِ فِي زِينَتِهِ قَالَ الَّذِينَ يُرِيدُونَ الْحَيَاةَ الدُّنيَا يَا لَيْتَ لَنَا مِثْلَ مَا أُوتِيَ قَارُونُ إِنَّهُ لَذُو حَظٍّ عَظِيمٍ "Böylelikle kendi ihtişâmlı-süsü içinde kâvminin karşısına çıktı. Dünyâ hayâtını istemekte olanlar: " Ah keşke, Kârûn'a verilenin bir benzeri bizim de olsaydı. Gerçekten o, büyük bir pây sahibidir" dediler. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ 28-80/ وَقَالَ الَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ وَيْلَكُمْ ثَوَابُ اللَّهِ خَيْرٌ لِّمَنْ آمَنَ وَعَمِلَ صَالِحاً وَلَا يُلَقَّاهَا إِلَّا الصَّابِرُونَ Kendilerine ilim verilenler ise: "Yâzıklar olsun size, Allah(c.c)'ın sevâbı, imân eden ve Sâlih âmellerde bulunan kimse için daha hayırlıdır; buna da sabredenlerden başkası kavuşturulmaz" dediler. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ 29-39/. وَقَارُونَ وَفِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَلَقَدْ جَاءهُم مُّوسَى بِالْبَيِّنَاتِ فَاسْتَكْبَرُوا فِي الْأَرْضِ وَمَا كَانُوا سَابِقِينَ Kârûn'a Firâvûn'a ve Hamân'a da (gönderdik). Andolsun ki, Mû'sâ onlara apaçık delillerle geldi de onlar; o yerde kibirlenip kafa tuttular. Oysa, (azâbın) önüne geçecek değillerdi". بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ 40/24. إِلَى فِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَقَارُونَ فَقَالُوا سَاحِرٌ كَذَّابٌ4. Firâvûn'a, Hamân'a ve Kârûn'a; onlar dediler ki: "Bu bir sihirbaz, bir yalancı'dır dediler". Buna rağmen Mû'sa Â'leyhi'sSelâm Kârûn’unefsiyle baş başa bırakmaz, ikâz ve irşâdlarını sürdürür. Ne var ki, Kârün da bu ikâz ve irşâdlardan artık rahatsızlık duymaya başlar. Mû'sâ Â'leyhi'sSelâm halkın gözünden düşürmek için ahlâki zâaflara sahip bir kadınla anlaşır. Mû'sâ Â'leyhi'sSelâm halkın içinde vâaz ederken kadın; ‘Mû'sâ bana tâcizde bulundu!’, diyerek iftirâ edip halkın gözünden düşürecek, Kârûn da böylece onun ikâzlarından kurtulacaktır… بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ 28/77/وَابْتَغِ فِيمَا آتَاكَ اللَّهُ الدَّارَ الْآخِرَةَ وَلَا تَنسَ نَصِيبَكَ مِنَ الدُّنْيَا وَأَحْسِن كَمَا أَحْسَنَ اللَّهُ إِلَيْكَ وَلَا تَبْغِ الْفَسَادَ فِي الْأَرْضِ إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ الْمُفْسِدِينَ "Allah(c.c)'ın sana verdiği ile ahired yurdunu ara, dünyâdan da kendi pâyını (nâsibini) unutma. Allah(c.c)'ın sana ihs'ânettiği gibi, sen de ihs'ânda bulun ve yeryüzünde bozgunculuk arama. Çünkü Allah(c.c), bozgunculuk yapanları sevmez." Ne var ki kalabalığın içinde ayağa kalkıp da konuşmaya başlayan kadın; Ey ins'ânlar beni dinleyin"! diyerek herkesi kendine baktırır, ama söyleyeceği sözün gerisini getiremez unutur.Bu defa mecbûren gerçeği anlatmaya başlar:. "Kârûn bana Mû'sâ’ya iftirâ etmem için bir kese dolusu altın verdi, gerçi ben kötü bir kadınım; ama Allah(c.c)’ın Peygamberine iftirâ edecek kadar da adi biri değilim, işte bana verdiği kese"diyerek ortaya attığı kesenin ağzı açılır, altınlar da çevreye saçılır… Kârûn’un işi Peygambere iftirâya kadar götürüşü, Allah(cc)'ın gayretine dokunur… Peygamberin de gönlünü kırar. Ellerini açan Mû'sâ Â'leyhi'sSelâm dûâsını şöyle yapar: "Ya Rab, kendisine ikrâm edilen bunca servetin gereğini de yerine getirmeyen, işi nihayed bana iftirâya kadar götüren Kârûn’a lâyık olduğunu ver, kendinden sonra gelenlere ibred olacak akıbeti yaşat"!.. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ 28-81/فَخَسَفْنَا بِهِ وَبِدَارِهِ الْأَرْضَ فَمَا كَانَ لَهُ مِن فِئَةٍ يَنصُرُونَهُ مِن دُونِ اللَّهِ وَمَا كَانَ مِنَ المُنتَصِرِينَ Sonunda onu da, konağını da yerin dibine geçirdik. Böylece Allah'a karşı ona yardım edecek bir topluluğu olmadı. Ve o, kendi kendine yardım edebileceklerden de değildi". Bu sırada Kârûn’un çiftliğinde dehşetli bir deprem olur, ortasından yarılan toprak Kârûn’u mâlıyla, mülküyle, çiftlikteki tüm vârlığıyla yerin dibine aşağı çekmeye başlar… Yerin dibine aşağı kaymaya başlayan Kârûn, avâzı çıktığı kadar bağırır: "Yâ Mû'sâ! beni kurtar, Yâ Mû'sâ beni kurtar! Sana iftirâ etmeyeceğim, yoksulun hakkını vereceğim"!..Ne var ki iş işten geçmiştir. Yaptıkları Gayred-i ilâhiye dokunmuştur, cezâsını bulacak, kendisinden sonra gelecek zenginlere(nesillere) ibret vesikâsı olacaktır… Tüm yaptıklarına rağmen Kârûn'un akibetine, üzülen Mû'sâ Â'leyhi'sSelâm'a Rab'b'i şöyle hitab eder: "Yâ Mû'sâ. onun için üzülme. Eğer Kârûn yerin dibine aşağı batıp giderkenYâ Mû'sâ, diye değil de, Yâ Rab, diye beni yardıma çağırsaydı yine de ona yârdım edip kurtarırdım. Amâ buna rağmen o benden yârdım istemedi, bu cezâyâ müstahak olduğunu bir daha göstermiş oldu"… بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ 28-82/ وَأَصْبَحَ الَّذِينَ تَمَنَّوْا مَكَانَهُ بِالْأَمْسِ يَقُولُونَ وَيْكَأَنَّ اللَّهَ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَن يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ وَيَقْدِرُ لَوْلَا أَن مَّنَّ اللَّهُ عَلَيْنَا لَخَسَفَ بِنَا وَيْكَأَنَّهُ لَا يُفْلِحُ الْكَافِرُونَ Dün, onun yerinde olmayı dileyenler, sabahladıklarında: "Vay, demek ki Allah(c.c), kullarından dilediğinin rızkını genişletip- yaymakta ve kısıp-daraltmaktadır. Eğer Allah(c.c), bize lütfetmiş olmasaydı, bizi de şüphesiz batırırdı. Vay, demek gerçekten inkâr edenler felâh bulamaz" demeye başladılar". O güne kadar Kârûn’un zenginliğine imrenerek bakan yoksullar, yerin dibine, aşağı batışını gözleriyle görünce, İyi ki Kârûn gibi zengin olmadık’ diyerek hallerine şükrederler, ihtiyaçları karşılamayan imkân sahiplerini de ‘Kârûn gibi zengin adam’ diye tarif ederler. Veya Kârûn gibi zengin olsan ne çâre, dünyâ Kârûn'a kalmadı bize mi kalacak"? gibi ifâdeler ile izâh edilmeye çalışılır. Bundan şunu anlıyoruz ki, hasislik ve kibir ins'ân'ı zillete düşürüp, helâkına sebebiyed vermektedir.. Demek ki, maddi imkâna,ilme sahib, olmak Allah(c.c)’ın büyük bir lütfûna mâzhar olmaktır…Cenâb-ı Hak'k aşırıya kaçan ve haddi aşanları sevmez. O vermekten aciz değildir.Ancak, bu lütfûn gereği olan mükellefiyetler yerine getirilmeli. Kârûn gibi musibete müstahak hâle gelinmeden tabii… Öte yandan, mas'ûm bir kişiye iftira atmak veya ardından gıybed (dedikodu) etmekte Allah(c.c) hazredleri cihedinde asla ve katâ hoş karşılanmayan çirkin işlerdir. Ve bunların karşılığı da bir vesile ile yâ bu Âlem de ya da Ahir Âlem de görülmektedir. Çünkü;Yüce Mevlâ ahdine bağlı olan Sıddık'tır. Ey Kârûnlar!'Mâl da yalan mülkte yalan var biraz da sen oyalan'. V'esSelâm |
|
|
|
![]() |
| Tags |
| karun, kuran, mûâas |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | Arama |
| Stil | |
|
|