![]() |
|
|
|||||||
| Tartışma Platformu Havass, Büyü, Astroloji, Maji Gibi Tüm Parapsikolojik, Ezoterik ve Okült Konuları Tartışabileceğiniz Ortak Alandır. |

| ||
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Arama | Stil |
|
|
#1 |
![]() Üyelik tarihi: Oct 2009
Mesajlar: 781
Tecrübe Puanı: 0
Rep Puanı : 39
Rep Derecesi :
![]() Ettigi Tesekkür: 707
Aldigi Tesekkür: 590
|
Mevlana pek çok medyomsal melekeyi kendinde toplamış, hepsini çok açık ve ayırt edilir şekilde göstermiş komple bir medyomdur. [Only Registered Users Can See Links. Click Here To Register...] Uzaylılar dünyadaki görevlilerle işbirliği için, gözlem amacıyla olaylara fizik müdehalede bulunmak için, dünyalı insanlara kullandıkları araçlar ve kendilerinin varlığını göstermek ve şuurlara etki etmek için ve diğer birçok nedenlerle yeryüzüne gelirler. Uzaylılar ve geliş amaçları hakkında bilgiler, bilimsel ve sağlıklı şekilde M.E.T.A Derneği bünyesinde çıkan kitaplarda vardır. Mevlana yeryüzüne bedenlenmiş vazifeli bir uzaylıdır.Orjinal bedenli uzaylılarla temasıda, Telekinezi başlığı altında sözü edilen Kemalettin Bin al Adim Şahit olmuştur. Söz konusu gözlemci, olayın getirdiği çoktan uzun süre kurtulamamış, bu çok sonucu geri dönemeyip çölde kaybolmuştur. İki gün boyunca kendisini arayan adamları, yine Mevlana'nın yol göstericiliği ile Halep Beylerbeyi Kemalettin'i bulabilmiştir. Olay, şöyle olur; Medresenin ve şehrin kapısını telekinetik gücüyle açan Mevlana'yı takipe devam eden Kemalettin, Halilül Rahman adlı mescidin yakınında, beyaz bir kubbenin altında, Mevlana'yı yeşiller giymiş insanlarla birlikte görür. Kubbenin içindeki varlıklar görünebildiğine göre, kubbe şeffaf bir beyazlıkta olmalıdır. Ahmet Eflaki'nin kitabında, kubbenin içindeki varlıklar için '' Bütün ömründe onlar gibi nurlu insanlar görmemişti'' diye bir tanım vardır. Bu varlıklar Mevlana'yı tanıdıklarından, selamla karşılarken Kemalettin'de kendinden geçer... Tipik bir yakın temas gerçekleşir. Konya'da ki medresede, bir akşam Mevlana, sahanlıkta dolaşmaktadır.. Ders çalışan bir Mürid dışında herkes uykudadır. Murid aniden yeşil bir nura binmiş Mevlana'nın tepedeki pencereye doğru yükseldiğini görür. Öğretmenlerden Kırşehirli Mecdeddin'i uyandırarak ona da durumu gösterir. Olayın heyecanıyla çok etkilenen Mecdeddin'e daha sonra Mevlana nasihat eder ve bu hadisenin sır olarak saklanmasını öğütler. [Only Registered Users Can See Links. Click Here To Register...] Uzaylılar tarafıdan bir bilgi üssü olarak kullanılan Agarta'nın varlığı ( Bknz; Ruh ve Madde Yayınları ), bilinmektedir. Dünyadaki görevli varlıkların çeşitli yaşamlarında bu ülkeyle münasebeti gerçektir. Bir kış günü, Mevlana'yla Tebrizli Şems bir odada oturmaktadır. Mevlana'nın eşi Kira hatunda merak bu ya, onları gözetlemektedir. Birden evin duvarı açılır. Altı tane heybetli şahıs odaya girer. Gelenler, Mevlana'ya bir deste gül getirmiştir. Önüne koyar, sonra çekilip bir köşeye otururlar. Öğlen olunca, hep birlikte namaz kılarlar ve gelen altı kişi kalkıp geldikleri duvardan giderler. Mevlana odadan çıktığında saklaması için güller eşine verir. Oda bu gülleri götürüp aktarlara gösterir. Cinsini sorar ve aktarlar bu cins gül görmediklerini söylerler. İçlerinden birisi, sık sık Hindistan'a giden ve buradan değişik mallar getiren Şerefeddin-i Hindi adında bir tacir çok şaşırır. Bu gül Hindistan gülüdür. Özellikle Serendip havalisinde yetişir. Bu iklimde ne işi var? diyerek hayret eder. Eve döndüğünde Mevlana tembih eder. '' O gül demetini sakla, namahrem bir kimseye gösterme. Çünkü Hindistan'nın kutupları olan İrem bağının bahçivanları ve Kerem Harem'inin örtüleri onu can dimağını ve gözünü kuvvetlendirsin diye armağan getirmişler. Aman iyi muhafaza etde fena bir göz değmesin.'' O gülleri hayatı boyunca saklayan Kira Hatun, yapraklarını göz ağrılarını kullanrak şifacılık yapmıştır. [Only Registered Users Can See Links. Click Here To Register...] Fizik medyomlar, el veya başka birşeyle temas etmeksizin eşyaları hareket ettirebilirler. Bunun için, kendilerinden çıkan görünmez haldeki ektoplazmalarını ve zıt çekim gücünü kullanırlar. Bu olay esnasında bedensiz rehber varlıklar devreye girerek psişik etkenliği arttırırlar ve gerekli ortamı sağlayıp denetlerler. Telekinezi gücü hemen her insanda az veya çok mevcuttur.Sabırlı bir çalışmayla arttırılabilir. Mevlana'da güçlü bir fizik medyom olarak bu tezahürleri göstermiştir. Kuşkusuz çevresindekiler tarafından mucize veya keramet diye nitelendirilmiştir. Mevlana babasının ölümünden iki yıl sonra,öğrenimini daha yükseltmek için, yanına babasının müridlerinden bir kaçını alarak Şam'a hareket eder. Halep'deki Halaviye Medresesi'ne ulaştıklarında, bir süre oraya yerleştiler.Halep beylerbeyi Kemalettin bin al Adim, bu medresede öğretmenlik yapmaktadır. Beylerbeyi, Mevlana'ya özel bir ilgi ve öğreniminde ayrı bir itina gösterir. Bu hal, diğer öğrencilerin kıskançlık duymalarına sebep olur. Medrese kapıcısı da, Mevlana'nın her akşam odasından çıkıp kaybolduğunu, nereye gittiğinin bilinmediğini söylemektedir. Öğrenciler bu sözleri Beylerbeyi'ne yetiştirmekten kaçınmazlar. Nihayet Kemalettin bin al Adim bir gece kapıcı odasına saklanarak Mevlana'yı gözetlemeye karar verir. Gece yarısı Mevlana odasından çıkar. Medresenin kapısı önüne gelince, kapı kendiliğinden açılır. Dışarı çıkan Mevlana'yı takip eden Kemalettin, şehir kapısı önünde de aynı olayı hayretler içinde bir kez daha görür... Apor başlığı altında, Mevlana'nın bir mum aporu anlatılmaktadır. Bu vaka telekinezi hadisesinide içerir. Bir sema ayinine davet edilen Mevlana, küçücük bir mumla gelir. Herkesin mumu biter, o küçücük mum sabaha dek yanar. Bu, bir apordur. Mevlana der ki; '' Bütün mumların canı bizim hakir mumcuğumuzdur. Eğer inanmıyorsanız....'' ve ''hu'' der, bütün mumlar söner. Semadakilerin şaşkınlığı durulur gibi olunca, ''ah'' der bütün mumlar yanar... Konya kalesinden çıkan Mevlana, eteklerinde Baçu'nun çadırının kurulu olduğu bir tepeye çıkarak namaz kılmaya başlar. Moğollar halkın korku içinde olmasına karşın yüzü örtülü ve duman renki sarıklı bir şahsın sakince namaz kıldığını görünce, ok yağmuruna tutmak isterler. Fakat, hepsinin üzerine bir hal gelir ve yay dahi çekemezler. Bunun üzerine ata binip hucum etmek isterler, atlar yerlerinden bir adam bile kımıldamaz. Bu haber Baçu'ya ulaştığında çadırından çıkar. Ok ve yay ister. Mevlana'ya ok atmaya başlar. Attığı üç okda geri dönerek askerin ortasına düşer. Bunun üzerine atına atlar ama onunda başına gelen aynıdır. Atı hiç ilerlemez. Hırsından çılgına dönen Baçu, attan inip yürümeyi dener. Başaramaz, onunda ayakları tutmamaktadır. Bunun üzerine Moğol komutanı, şehrin üzerinden kuşatmayı kaldırır. Moğollar geçip gider. [Only Registered Users Can See Links. Click Here To Register...] Levitasyon eşyaların veya medyomların görünürde hiçbir fizik neden yokken havaya yükselmesidir. Bu hal, mistik ve ermişlerde de tezahür eder. Levitasyonun muhtelif sebepleri arasında, ektoplazmik bir maddenin kaldıraç gibi hareket etmesi, varlıkların zıt çekim kuvveti diyebileceğimiz bir alanla çevrilmesi veya bu antikravitik gücün varlığın kendi içinde oluşması, sayılabilir. Levitasyon istekle olabildiği gibi, istek dışıda ortaya çıkabilmektedir. Varlığın bizatihi kendinde olan bu gücün bedensiz, varlıklarca da desteklenip beslenmesi yerçekimini altetmektedir. Mevlana'nın Şam yolculuğu esnasında kafile, Sis ili yakınlarında ki bir mağarada konaklar. Bu mağarada kırk münzevi Rahip vardır. Bu rahipler, çeşitli bilimlerle uğraşmakta ve olağanüstü tezahürler göstermektedir. Rahipler Mevlana'yı gördüklerinde, bir çocuğu işaret ederler. Akabinde çocuk Levite olur, ve çakılmış gibi havada kalır.O esnada Mevlana bir derin düşünüş haline girmiş bulunmaktadır. Çocuk aşağıya inememesinin nedeni olarak Mevlana'yı göstermekte, kendisine yalvarmaktadır. Rahipler çaresizdir. Ne yaparsa yapsınlar, levitasyonu durdurup aşağı indirememektedirler. Çareyi her birlikte Mevlana'ya ricada bulurlar. Mevlana'da çocuğa tevhid kelimesini söylemesini, ancak böylelikle aşağı inebileceğini söyler ve çocuk tevhid kelimesini söyledikten sonra yere basmayı başarır. Görülüyor ki Mevlana, rahiplerin keramer gösterisine bir cevap olarak bu tezahürü göstermiştir. Kendisiyle gelmek isteyen Rahipleride '' burada kalın Tanrı'ya ibadet ile meşgul olun, bizide hayır dua ile anın'' diyerek geri çevirmiş ve yola devam etmiştir. Şam'a vardıklarında bir kaç medrese birden öğrenim görmüş, aynı zamanda da öğretmenlik yapmıştır. Yine birgün Şam'daki Mükaddemiye Medresesi'nin damında,ders tekrarlamaktadır...Damın kenarına geldiğinde adımını atmaya devam eder ve levite olmuş durumda yürür, yürür ve sonra yine böyle geri döner. Bu mütemadiyen tekrarlanır durur. Medresenin bütün öğrencileride olayı gözler. Böylelikle Medresenin ne kadar öğrencisi varsa, Mevlana'nın müridi olur... Mevlana'nın bir müridi, İskenderi'ye civarında deniz yolculuğundadır. Gemi'de çeşitli ulus ve dinlerden tüccarlar vardır. Aniden bir fırtına çıkar. Gemi batmak üzeredir. Tacirlerin hepsi, çaresizlik içinde dualar etmekte, azizlerine yakarmaktadırlar. Müritte samimiyetle '' Ey Mevlana Ey Mevlana'' diye bağırıp yardım ister. Mevlana birden denizin üstünde peydah olur. Gemiyi elini uzatmak suretiyle çekip, kapılmış olduğu bir girdaptan kurtarır. Müridin yolculuğu bitip geri döndüğünde Mevlana '' Maruz görünüz. Biraz geç kaldık. Çektiğiniz zahmetlerden nasılsınız? Bu dünya zahmetlerle doludur. Tanrı'ya hamd olsun ki, dostların akıbeti iyi oldu'' der. Görülüyor ki Mevlana Müridinin çağrısını telepatik olarak almış, metaryalizasyon ve demateryalizasyon ( Bknz; Meta deMateryalizasyon ) sürecini kullanıp imdadına yetişmiş, levite olarak suyun üzerinde durmuş, yürümüş ve gemiyide levite ederek yolcuları kurtarmıştır. Mevlana bir gün Çelebi Hüsamettin'nin bağına gitmektedir. Peşinden gelmekte olan M. İhtiyareddin İmam, Mevlana'yı yerden bir miktar yukarıda, havada yürüdüğünü görür. Dehşete düşüp baygınlık geçirir. Ayağa kalktığında, Mevlana'nın bu defada yere basarak yürümeye devam ettiğini görür. [Only Registered Users Can See Links. Click Here To Register...] Fizik medyomların tezahürü arasında, bir yerde birşeyin aniden peydah olması, yani apor olaylarıda vardır. Din kitaplarında peygember ve diğer kutsal kişilerin bir çok apor olaylarına rastlarız.Bu medyomların sebep oldukları bu gibi hadiseler, onların bazen iradelerinin, bazen de rehber varlıkların işidir. Mevlana çokca Apor göstermiş bir medyomdur; Kemaleddin-i Kabi bir miktar da bal şerbeti hazırlatmayı düşürken, Mevalan gelir. '' Kemalettin'' daha fazla misafir gelirse, şerbetin suyunu artırırsın''. der. Bundan sonra çok garip şeyler olur. Karatay Medresesi'nin büyük bir havuzunda hazırlanan şerbete su kattıkça tadı azalacağına artar. Ne kadar su koyarlarsa, o kadar tatlı şerbet olur. Sema esnasında da su katıp katıp ikram ederler. Ne şerbet tükenir ne tadı eksilir. Yine bir semaya çağrılı olan Mevlana, kendi için küücük bir mum getirir. Yarımşar batmanlık kocaman mumlar getirmiş diğer davetliler, bu durumu hayretle karşılar. Şaşırmış bir halde birbirlerine bakıp dudak bükerler. Mevlana bu durumu sezip '' Bütün bu mumların canı bizim hakir mumculuğumuzdur.'' diyerek, telekinezi başlığı altında anlatılan tezahürleri gösterip bütün mumları aynı anda söndürüp yakar. Sabah, Mevlana'nın küçük mumu dışındaki mumlar çoktan bitmiş eriyip tükenmiştir... Mevlana bir gün hamamın önünden geçmektedir. Hamamın külhancısı peşine takılıp '' Çok fakir ce çoluk çocuk sahibiyim. Mevlana'nın bana birşey vermesini istiyorum'' diye yalvarmaya başlar. '' Ağızını aç'' der, Mevlana ve avucuyla külhancının ağzını kapatır. Elini çektiğinde, külhancının ağzından kucağına altın paralar dökülür. Tam yirmi altın dinar...Paralar yeni potadan çıkmış gibi sımsıcaktır. Ama yinede adamcağız çok memnundur. Nesnelerin sıcak oluşu, günümüzde de bazı apor olaylarında görülmektedir. Bir sema esnasında Kemal-i Kavval, kısmetine o gün ne düşüneceğini düşünmektedir. Mevlana eğilir, yerden bir avuç toprak alır ve Kemal-i Kavval'ın tefine atar. Ancak tefe düşenler altın paralardır. '' Al'' der, gözün doysun''.! Mevlana Emir Bahaeddin'i ziyarete gider. Vakit biraz geçtir, yemekte yenmiştir. Emir Bahaeddin Mevlana'yı buyur ettikten sonra, bir yemek hazırlatmayı düşünür. Tam bu esnada Mevlana '' Birşeycik getir'' diyerek yemek istediğini belirtir. Ev sahibi hizmetçisine ne yemek olduğunu sorar ve yemeğin kalmadığı, kapıları yıkamak için tencereye su konduğu cevabını alır. Mevlana bulaşık için hazırlanmakta olan su dolu tencereyi ister. Sonra bi sahan ve kase alır, o tenreceden kızarmış etli pilav çıkartarak bölüştürür..'' Bu Tanrı tarafından gelmiş bir gayb yemeğidir. Yemek lazımdır.''der, onlar yemeğe başlarken, kendide ibadete çekilir. Bir sini helve gönderilmiştir. Bu helvaları bütün müridler bolca yedikleri halde tükenmemiş, hatta bir Materyalizasyon olaylarıyla Arafat'daki hacılara bile Nasip olmuştur. Buda bir apordur. Medrese inşaaatı esnasında bir problem çıkar Damı örtecek kalaslardan biri, yarım arşın kısa gelmektedir. Şehirde de o an için bu boy bir ağaç bulunmamaktadır.Ustalar şaşkınlıkla ne yapacaklarını düşürken Mevlana semadan çıkıp '' Üstadlar ne düşünüyorlar'' diyerek yanlarına gelir. Durumu anlatıp, ağacın kısa geldiğini izah ederler. Mevlana, '' Hayır, hayır, böyle güzel bir ağaç kısa olamaz. Herlade siz onu yanlış ölçmüşssünüz'' der. Bunun üzerine yine ölçerler ağacı. Ağaç ilk ölçtükleri kadardır. Mevlana yaklaşır, elini ağacın üzerinde gezdirir. '' Böyle düzgün bir ağaç nasıl kısa olur? Bu dülgerlerimizin ölçüde yaptıkları bir hatadandır'' der. Şimdi bir daha ölçün! Ustalar aynı ölçü ile bir kez daha ölçerler. Bu kez ağaç, üstelik diğer ağaçlardan yarım ölçü daha uzundur. [Only Registered Users Can See Links. Click Here To Register...] Varlığın bedeninden bazı parçacıkları demateryalize edip, onları istediği her hangi bir yerde yeniden materyalize etmesine dedüblüman veya çift bedenlenme denir. Bazı kaynaklarda Biolokasyon ( Bknz; Meta; Bilokasyon ) adıyla geçer. Osmanlıcası Tayy-i Mekan'dır. Bütün diğerleri gibi bu hadisede bilimsel olarak incelenmektedir. Dedüblüman hem kendiliğinden hemde irade ile meydana gelebilir. İradeli olarak oluşturulan şekilde, şahsi çalışmalarla veya manyetizör yardımıyla yapılır ve hayli uzun, yorucu ve sebatlı çalışma gerektirir. Mevlana'nın zaman zaman birça yerde birden görünmesi, bu süreci kullanmasıyla olmuştur. Esasen dedüblüman, tabii bir hadisedir. Şeyh Selahattin'nin bir müridi, tüccardır. İstanbula'a gideceği bir zaman Mevlana'yı ziyaret edip bir arzusu olup olmadığını sorar. Mevlana'da O'na '' İstanbul civarında bayındır bir kasaba vardır. Orada bir papaz oturur. Bu papaz kendi manastırına çekilmiş, dünyadan el etek çekmiş biridir. Bizden O'na selam söyleyip hatırını sorarsın.'' diyerek uğurlar. İstanbula'a vardığında kasabayı ve manastırı bulan mürit, içeri girdiğinde aydınlık yüzlü papazla karşılaşır. Mevlana'nın selamını söyler. Papaz bunun üzerine Kur'andan '' Tanrı'nun selamı senin ve Tanrı'nın seçkin kullarının üzerine olsun'' ayetini söyleyerek secde eder. O esnada tacir başka bir köşeye bakınca Mevlana'nın orada bir derin düşünüş halinde oturmakta olduğunu görür. Çok şaşırıp yere yıkılıverir. Papaz, taciri yatıştırır, gönlünü alır. Zamanın tekfurunada bir hatır mektubu yazar, gönderir. Bu mektup sayesinde tacir tekfurdan bir çok kolaylıklar görür, kendisine ikramlarda bulunurlar ve sağ salim geri dönüşe ön ayak olurlar. Dönüş yolunda yine aynı kasabaya uğrayan mürid, yine papazı ziyaret eder, kendisinde de selam ve saygılarını Mevlana'ya iletmek üzere yola devam eder. Konya'ya vardığında Mevlana'ya başından geçen olayı anlatırken Mevlana '' Şuraya bak'' der, '' acayip şeyler göreceksin''. Mevlana'nın işaret ettiği yöne bakınca tacir, orada Mevlana'nın dublesinin, manastırda gördüğü haliyle oturmakta olduğunu görür... Bir defasında da Mevlana, tam kırık ayrı yere semaya davet edilir. Aynı geceye rastlayan ve sabah dek sürecek bu ayinlerin hepsi içinde gelirim der. O akşam Şehy Selahaddin'le birlikte sabaha kadar ibadetle meşgul olur. Sabah olduğunda davetli olduğu kırk evden de birer tek ayakkabısını getirirler. Kiminde sağ, kiminde sol tekini, anlaşılan, delil olarak bırakmıştır. Davet sahiplerinin her biri akşam Mevlana'nın kendi evinde olduğunu söylemekte, o evlerde semada bulunanlar da yaptıklarını ve neler söylediğini anlatmaktadırlar. Bu hesaba göre bie gece boyunca aynı anda tam kırk bir bedenlenme gerçekleşmiştir. [Only Registered Users Can See Links. Click Here To Register...] Fizik medyomdan çıkan ektoplazmanın duyulara çarpar bir hale gelmesi materyalizasyon, bunun tersi demateryalizasyondur. Bazen fizik medyomun bedeni, bazende bir eşya demateryalize edilerek bir başka yerde materyalize edilir. Eşyayı bir başka yere Mat. Demat. süreciyle nakletmenin teknik adı, Teleportasyon ( Bknz; Meta Teleportasyon )dur. olmuş, bir çok kerelerde materyalize olmuş ve eşyayı da mekan içinde nakletmiştir. Mevlana altı yaşında, babası Sultan Veled'in yanındayken, bir çok şahit önünde demateryalize olur. Damda Kur'an okurken, çocukların birbirlerini damdan dama atlamaya teşvik ettiğini görür. Buna dudak büken Mevlana, '' Ey kardeşler'' bu türlü hareketi kedi, köpek ve diğer canlılar yapar. Yüceltilmiş insanın böyle şeylerle uğraşması yazık olmaz mı? Eğer ruhani kudretiniz ve candan isteğiniz varsa, geliniz göklere uçalım ve meleküt aleminin menzillerini dolaşalım'' der ve yavaş yavaş demateryalize olmaya başlayan Mevlana, rengi uçmuş bir şekilde geri döner... Bir akşam, Mevlana, eşinin bütün aramalarına rağmen bulunamaz. Kira Hatun evi, medreseyi arar. Kapıları kapalı bulur ama Mevlana'yı bulamaz. Aramaktan vazgeçen Kira Hatun, nihayet uykuya dalar. Gecenin ortasında uyandığında, Mevlana'yı odada namaz kılarken görür. Namaz bitene kadar birşey söylemez, bekler.Nihayet nerede olduğunu sorar. Mevlananın ayakları toz içindedir ve ayakkabıları kum dolmuştur. Mevlana, '' Kabe'de daima bizim sevgimizden bahseden bir derviş vardı. Bir müddet onunla görüşmeye gittim. Buda hicaz kumudur. Onu sakla, kimseye söyleme'' der. Kira Hatun bir kezde olsa Mevlana'nın arkasında namaz kılmayı istemekte, bunu gönlünden geçirmektedir. Bir sabah Mevlana derin bir esirlik içindedir. O gün akşama kadar Medresenin damında dolaşmakta, hiç birşeyle ilgilenmemektedir. Nihayet damın kenarına gelir, ayağını havaya kaldırarak gözden kaybolur. Bu olaya şahit olan eşi, şakınlık içinde sabah kadar öylece kalır. Sonunda ansızın damin üstünde geri gelen Mevlana, eşini namaza çağırır. Ayakkabıları bu defa yine Hicaz kumuyla doludur... Bir diğer Materyalizasyon olayına da Şeyh Sadrettin tanık olmuştur. Kendisi Mevlana hakkında olumsuz bir tutuma sahiptir. Bir gece Şeyh Sadrettin rüyasında kendisinin Mevlana'nın ayaklarını ovduğunu görür. Uyanıp yine uyuduğunda aynı rüyayı görür. Bu hal birkez daha tekrarlandığında bu kez belki biraz daha ürken Sadrettin, hizmetçiyi çağırarak ışığı yakmasını söyler. Sonrada kütüphaneden bir kitabı getirmesini emreder. Hizmetçi kitabı getirmek için aşağı inerken, Mevlana'yı merdivenin ortasında oturmakta olduğunu görür, derhal dönüp haber verir. Bu defa Şeyh'de gelir. Ayağa kalkan Mevlana '' Canın sıkılmasın, bazen sen bizim ayağımızı, bazende biz senin ayağını ovarız. Bizim aramızda birlik vardır. Yabancılık yoktur'' der ve demateryalize olur. Ertesi gün Şeyh,yanına kadıyıda olarak gider, Mevlana'dan özür diler. Olay tatlıya bağlanır.'' [Only Registered Users Can See Links. Click Here To Register...] Görücü medyom diye adlandırdığımız kimseler, bedensiz varlıklar tarafından oluşturulan formları görebilen şahıslardır. Bu kişiler, diğerleri tarafından görülmeyen varlıkları ve hadiseleri ruhsal duyular vasıtasıyla görebilmektedirler. Görünmek isteyen bedensiz varlık. medyomla ruhsal bir irtibat kurar. Bu irtibat sayesinde, medyomun göz sinirlerinde daha çok sinir enerjisi toplanır. Göz yapısının tireşim frekansı artar, bedensiz varlıkta formunun titreşimini aynı düzeye getirdiğinde, bir rezonans diyebileceğimiz görme olgusu gerçekleşir. Baız medyomlar bu işlemi kendi başlarına yapar. Rehber varlıklarında yardımlarıyla gözünü adeta akord eder, görür. Mevlana aynı zamanda bir görücü medyomdur. Henüz beş yaşındayken bile, gördükleri yüzünden yerinden fırlayarak şiddetli heyecanlar geçirir. Babasının müritleri O'nu ortalarına alarak güçlükle zaptederler. Gözüne bedensiz varlıklar görünmekte ve bu tür halleri pek sık tekrarlanmaktadır. Babası Baha Veled'de, '' Bu sana görünenler ,gayb alemindendirler. Kendilerini sana gösteriyorlar. Maksatları seni Tanrı'nın lutuf ve inayetine mashar etmektir. Onlar, o alemden sana görünen, görünmeyen armağanlar getirmişlerdir.'' diyerek yatıştırıp gönlünü almaktadır... Mevlana bir gün Medrede'de yine bir sema ayinindedir. O gün, sık sık İlahi okuyucuların bulundukları sedire gitmekte, boşluğa bakarak selamlar vermekte, eğilmekte ve '' sizin nazik bir aleminiz vardır, bu kafidir'' demektedir. Müridleri şaşkınlık içindedir. Acaba Mevlana kime hitaben böyle konuşmaktadır. Sema sonunda Çelebi Hüsamettin bu durumu kendisinden sorar. Mevlana derki '' Hakim senayinin ruhaniyeti temessül ve tecessüt edip ( sekillenip ve bedenlenip ) Osman'la Şihabeddin'nin yanına oturmuş, def çalıp lutuflarda bulunuyordu. Bende bizden hoşnut olsun diye sık sık onun tecessüs eden ruhundan özürler diliyordum. Hakikatte bilmek lazıdır ki Tanrı erleri, Gayb aleminden her kimi hatırlar ve isterlerse hemen O'nun önünde bir şekle girip gözükürler. Nasıl ki ruhi Kudus Meryem'de, Peygamber Hazretlerinde ve ruhsal suretlerde olgun velilerin önünde temessül etti. Dervişler buna taravhun ( ruhanileşme ), temessül ve tecessüt derler.'' [Only Registered Users Can See Links. Click Here To Register...] Duru görü, beş duyunun dışında, eşya ve olayları idrak etme ve görmedir. ( Bknz; Meta Durugörü ) Medyomluk türlerininde en sık tezahür edeni ve kapsamı en geniş olanıdır denebilir. Zihni medyomluk kapsamı içinde olan durugörü, basit duru görü, mekan içinde duru görü diye üç bölümde incelenir. Basirt durugörüde medyom çok dar bir saha; zaman ve mekan içindedir. Mekan içinde duru görü, medyom uzakta birşeyler veya kapalı, saklı olanlar hakkında bilgi verebilmesidir. Zaman içinde durugörü de ise medyom geçmiş ve gelecek hakkında bilgi verebilir. Mevlana'nın gösterdiği durugörü tezahürleri çok çeşitlidir. Selçuklu Sultan'ı Rükmetttin, şehre gelen bir ihtiyar şerefine sema düzenler. Bu adamın adı bir kaynakta Buzagu, bir diğerinde de Şeyh Baba-yı Merendi diye geçmektedir. Çevresindekiler, her gece cinler ziyarete geliyor diyerek Sultana bu şahsı meteder. Buzagu, bu ziyaret esnasında Sultana oğul diye hitap eder. Bu hal Mevlana'nın kulağına gittiği zaman gücenir ve '' Kolaydır, bizde başka bir oğul seçeriz'' diye sitem eder. Bunun üzerine Rükmettin, kendini affettirmek için büyük bir ziyafet ve sema düzenler. Ziyafette tabaklar hep altındır. Ziyafet esnasında Mevlana Sema'ya kalkar. Yemeğe içmeye ve altın benzeri şeylere eğilimi olmadığını ifade eden bir Gazel söyler. Sonra Çelebi Hüsmamettin'e dönerek, '' görüyormusun'' diye sorar. O'da '' görüyorum'' der, hemen sonra Mevlana çıkıp gider. Mevlana gittikten sonra Çelebi Hüsamettin'e '' ne gördünüz?'' diye sorarlar. Çelebi Hüsamettin '' Sultan'ı gösteriyordu''. Baktığım zaman Sultanın tahtta başsız oturduğunu gördüm'' der. Çok geçmeden, Tatarlara karşı planlar yaıp görüşmek için emirler Rükmettin'i Aksaraya'a davet ederler. Sultan, gitmeden önce Mevlana'ya gelir. Mevlana, gitmemesini söylersede Rükmettin dinlemez gider. Böylece de telepati başlığı altında anlatılan suikaste uğrar... Sultanın eşi Gumac Hatun evinde misafirleri ile oturmaktadır. İçeri ansızın Mevlana girer. Hemen evden çıkmalarını söyler. Hepsi, yalın ayak dışarı koşarlar. Çıktıklarında, sofanın kemeri çöker... Şam yolunda bir kervandadırlar. Deveci başı biryerde konaklamaya karar verir. Mevlana buna razı olmaz. Devecide gitmiyorum diye ısrar edince Mevlana kulak tozuna indirdiği bir yumrukla adamı yere yıkar. Sonrada omuzuna alıp yürür. Oradan epeyce uzaklaştıklarında, deveciyi yere indirir. '' Ey aptal, haydi diyelim ki bize karşı merhametin ve şefkatin yok, develerinede acımıyorsun? Çünkü o konak kurak bir yerdi. Bu gece o konak yeri, Moğol askerinin konak yeri olacak ve havaliyi altüst edecekler.'' der. Nitekim aynen dediği çıkar. [Only Registered Users Can See Links. Click Here To Register...] Bir şifacı genelde üçtür etkiyi kullanır. Manyetik ve telkinsel etkilerin yanında, ruhsal varlıklardan gelen etkiyi hasta uzuv ve bedene yayarak iyileştirmeyi gerçekleştirir. Teknik adı Gerizör olan Şifacı, manyetik etkiyi nefes, manyetik pas ve sıvazlamalarla veya su gibi bir maddeye yükleyerek aktarır. Kullanılan telkin teknikleri veya bedensiz varlıklardan gelen tesirler, hastanın psişik güçlerini harekete geçirir. Hastayı iyileştirir. Kansız ameliyatta denilen Ruhsal Cerrahi'de şifacılık kapsamına girer ve bu olguda materyalizasyon ve demetaryalizasyon süreçleri ile hasta bölüm düzeltilir ve yabacı oluşumlar örneğin tümörler vücuttan alınır. Gerizörlük inan, bilgi, üstün bir ahlaki seviye, insanlara duyulan derin bir sevgi ve ilgi vede özgeçi gerektirir. Mevlana'da bunlar vardır. Mevlana'nın hizmetinde güzel sesli kambur bir ilahi okuyucu vardır. O kadar kamburdur ki iki büklüm durmaktadır. Bir sema ayini sonrası Mevlana, adamcağızın kamburunu sıvazlayarak şifa diler. Okuyucu o denli düzelir ki kendisini eşi bile ilkin tanıyamaz hatta eve almaz. Bir defasında Mevlana sıtmalı bir adamı, sıtmaya hitaben yardırdığı yazıyı suya atıp bu sudan içirterek iyi eder. Yine bir sıtma vakasında da üç diş sarımsağın üzerine hasta bunları yiyemeyince üç bademin üzerine yazı yazar. Burada Mevlana hem telkin yöntemini, hemde madde üzerinde şifa tesiri yükleme yöntemini kullanır. [Only Registered Users Can See Links. Click Here To Register...] Telepati düşüncenin başka bir şahsa intikali olgusudur. ( Bknz; Meta Telapati ) İki zihin veya ruh arasında bir iletişim, imaj, fikir veya sembol tarzında kurulabilir. Telepati, iki bedenli, iki bedensiz arasında veya bedenli ve bedensiz arasında kurulabilen evrensel bir görüşme aracıdır. Telepatide alıcı ve verici olmak üzere en az iki kişi vardır. Çalışmalarla geliştirilebilecek bir hadisedir. Bu konuda çeşitli öğretim araştırma kurumlarında günümüzde çalışmalar yapılmaktadır. Bu iletişim, zaman ve mekanla kısıtlı değildir. Ruhsal irtibatlarda derin bir telepatik birleşmedirler. Telepatik iletişim melesi sivrilmiş varlıklara, telepat adını vermekteyiz. Mevlana'da, bir çok peygamber, mistik ve medyomlar gibi gayet hassas bir telepattır ve çevresindekilerin hayretler içinde kalıp keramet diye nitelendirdiği telepatik olgular ortaya koymuştur. Selçuklu Sultanı Rukmettin'i emirler ısrarla çağırır. Tatarlara karşı konması için toplantı yapılacaktır. Promonisyon konusunda anlatıldığı gibi Sultan Mevlana'nın uyarılarına karşın, gider ve bir komploya boynu vurulur. Tam bu esnada, Mevlana sema halindedir. Rukmettin'nin feryatlarını telepatik olarak alır ve hatta bu algının şiddetinden rahatsız olur. Semanın sonunda ise çevresindekileri cenaze namazına davet eder. Sonrada kendisine bu durumun ne olduğunu soran oğluna '' Evet, Bahaddın! Bi çare Rukmettin'i boğuyorlardı. Oda bogulurken bizim adımızı söyleyip bağırıyordu der. Her kim Mevlana hakkında bir söz söyleyip niyet beslerse, bu derhal kendisi tarafından algılanır ve yeri geldiğinde söylenir ve bu hassasiyetten haberli olmayan kişilerce büyük şaşkınlıkla karşılanır. Bür gün Şemseddin'i Mardini halkın arasına karışarak bir sema ayini izlemektedir. İçinden secde ayetini okuduğunda Mevlana hemen secde eder. Olayın devamını Şemseddini Mardini şöyle anlatır; '' Ben kendi kendime bu heralde bir tesadüf olsa gerektir, dedim. Bundan sonra başka bir sure okudum. Bu surede hangi secde ayetini okudumsa Mevlana'nın hemen kalkıp secde ettiğini gördüm'' |
|
|
|
|
|
#2 |
![]() Üyelik tarihi: Jul 2010
Mesajlar: 291
Tecrübe Puanı: 4
Rep Puanı : 11
Rep Derecesi :
![]() Ettigi Tesekkür: 268
Aldigi Tesekkür: 138
|
Paylaşım için teşekkürler 6his,Emegine saglık..
|
|
|
|
|
|
#3 |
|
|
![]() Bunu yazan manyak kim çok merak ettim...Aktab'A Agartalı diyen...Durun bakalım daha neler görücez |
|
|
|
|
|
#4 |
![]() Üyelik tarihi: Oct 2009
Mesajlar: 781
Tecrübe Puanı: 0
Rep Puanı : 39
Rep Derecesi :
![]() Ettigi Tesekkür: 707
Aldigi Tesekkür: 590
|
|
|
|
|
|
|
#5 |
|
|
Ya bunlar celselerde kumbaraya!!!! Fazla kitlenmişler...Zatan kumbarada bunları temizlemekten bıkmış artık
Allah selamet versin...Eveeeeet, KumbaRa dün gece 2. ziyaretini yaptı ve böylece 2. celsemizi de yapmış olduk. Sesi bu sefer uzaylı gibi değildi, "neden böyle diye" sordum, "geçen defa heyecandan ağzını hiç açmadın ki, hep burnundan konuşmak zorunda kaldım" dedi. (Yazar: Reha Ersavcı) Dediği gibi bu sefer yardımcı melekleri ...pardon prensleri ile geldi... O ve prensleri tam 11 kişi idiler ve benimde takıma dahil olduğumu ve bundan böyle 12 kişi olacağımızı söylediler... "İyi de benim bedenime 11 kişi birden mi girecek" diye itiraz ettim, "Yok canım olur mu öyle, onlar karar alma gerektiren konularda danışmanlık ve temizlik gerektiği zamanlar için yardımcı kuvvet olarak buradalar, ben sana bilgi aktarırken onlar çevreye göz kulak olacaklar" dedi... Şöyle bir an eskilere döndüm , yıl 1996 bir arkadaşım, böyle bir kanallık durumu ile karşılaşmış ve telaş içinde Sadettin Teksoy 'a başvurmuştu, o da tam teçhizatlı kameramanını ve ışıkçısını alıp arkadaşımı Rusya 'dan yeni gelmiş Tatyana 'ya götürmüş, orada yalan makinesine bağlatmış ve sonuçta arkadaş temiz çıkmıştı, yani yalan söylemiyordu ama sadece bu yetmezdi... Sonra yine hep beraber bir hipnoz ustasına gitmişler, orada da geçmiş yaşamına dönerek, arkadaşımın bedensiz varlığı ile konuşmuşlardı ama bedensiz varlık, hipnozcuyu tehdit etmiş ve "Bırak bu ekminezi ayaklarını, karmanı kirletirim, uğraşır durursun, tekamülün yarıda kalır, nah (!) yükselirsin" demiş... Hipnozcu 'da kızmış "obsesyon bu obsesyon..." diye damgayı vurmuş bedensize ve hipnoz kariyeri de o gün son bulmuş, sonradan duyduğuma göre... Arkadaşa da bir daha gelen giden olmamıştı... Kimbiliiiir sonradan kim kanal oldu ??... o yükselmiş varlığa, bilinmez !! Her neyse bu seferde geçmişe daldık muhteremi unuttuk. "KumbaRa bugün bana negibi bilgiler vereceksiniz ?" KumbaRa şöyle bir düşündü "bu hafta bütün paranızı Borsa 'dan çekin, dolar veya Euro alın" "Neden" diye sordum tabiki... O da "bu hafta Kıbrıs da seçim ve AB üyelik sürecinde gelişmeler gündemi meşgul edecek" dedi. Prenslerde KumbaRA ile aynı fikirde imişler. (Tek tek fikirlerini aldı KumbaRA, bu kadar kalabalık celse de zormuş hani !!) KumbaRa "gitmeden önce sana birşeyler daha söyleyeceğim, bunları kaydet ve herkes bilsin" dedi. Hemen baba 'dan kalma makaralı teybi çalıştırıp kayda girdim. Dedi ki ; "Bugünden itibaren bütün söylediklerimi kayda alınsın, her kelimemin telif hakları dünya üzerinde sana aittir. İlerde bunları kitap haline getireceğiz, hatta yine ilerde okullar açacağız ve bu okullarda dersler verip, inisiyasyonlar yapacağız, destekleyici fan klüpler kuracağız, üzerinde KumbaRA yazılı kumbaralar ve diğer hediyelik eşyalar yaptıracağız ve satacağız. Bütün bunlara hazırlıklı ol ve KumbaRA 'yı bir marka olarak tescil ettir." "Tamam da bütün bunları yalnızca Türkçe mi yayınlayacağız ?" diye sordum, "Hayır, tüm celseler İngilizce 'ye de çevrilecek, bu konularda uzman Saffet 'dir... Onu bul ve İngilizceye çeviri işlerini o yapsın ve tüm dünyaya bunları dağıtsın" dedi ve Prensleriyle geldiği gibi gitti... Çooook işimiz var çok....... Yorum yok....Bedri ve tayfasının düştüğü durum... Konu °¤»MeczuP«¤° tarafından (07-28-2010 Saat 17:11 ) değiştirilmiştir.. Sebep: Otomatik Mesaj Birleştirme |
|
|
|
|
|
#6 |
![]() Üyelik tarihi: Jun 2008
Mesajlar: 7.647
Tecrübe Puanı: 10
Rep Puanı : 134
Rep Derecesi :
![]() ![]() Ettigi Tesekkür: 0
Aldigi Tesekkür: 4294967218
|
oyoyoy olaya bak yav ya bu üstad denilenlerin hepsi kıytırık bi cinle görüştümü üstad oluyo parapsikolojik araştırma öncüsü vs falan oluyolar demek biri sakiden alır biri kumbaradan ne komik durum bu yav
biz burda kskoca binlerce hüddamı olan hüddam avcılarına üstad demiyoruz bunların bilgileri bizi aydınlatamaz demekki ![]() |
|
|
|
|
|
#7 |
|
|
Bunlara üstad deniyorsa sana üstad-ı azam demek lazım
![]() |
|
|
|
![]() |
| Tags |
| medyumluk, mevlana, tezahürleri |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | Arama |
| Stil | |
|
|