![]() |
|
|
|||||||
| Tartışma Platformu Havass, Büyü, Astroloji, Maji Gibi Tüm Parapsikolojik, Ezoterik ve Okült Konuları Tartışabileceğiniz Ortak Alandır. |
| ||
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Arama | Stil |
|
|
#8 |
|
|
Tabii ki de çok düşük. İdeali 12 ye 8 'dir. Haddinden fazla düşük çıkmış tansiyon değerleriniz. Tuzlu bir şeyler tüketseydiniz normale dönerdi. Tabii oruç tutmuyorsanız.
|
|
|
|
|
|
#9 |
|
|
Açıkcası evden çalıştığım için ve fazlada güneşin altında durmadığımdan olsa gerek ne açlık ne susuzluk çekiyorum rahattı yani 1-2 günü yoğun tempoda geçti yine sıkıntı yaşamadım.
|
|
|
|
|
|
#10 |
![]() Üyelik tarihi: Jul 2010
Mesajlar: 14
Tecrübe Puanı: 0
Rep Puanı : 10
Rep Derecesi :
![]() Ettigi Tesekkür: 198
Aldigi Tesekkür: 7
|
Selamünaleyküm kardeşlerim,
Müsaade ederseniz muhtelif yerlerden konuyla ilgili olduğunu gördüğüm birkaç yazıyı paylaşmak isterim.. Alıntı-1) Sual: Ramazan ayı, yaza ve kışa gelebiliyor. Kışın kısa günlerde oruç tutulması daha kolay, yazın uzun günlerde sıcakta tutmaksa çok zordur. İkisinin sevabı aynı mıdır?Cevap:Hayır, zorluklar içinde yapılan ibadetin sevabı daha çoktur. (Ecir meşakkate göredir) buyuruluyor. İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki: Maniler karşısında, ibadeti yapmak güçlüğü, sıkıntısı, o ibadetlerin, şanını, şerefini göklere çıkarır. Mani olmayarak, kolay yapılan ibadetler, aşağıda kalır. (3/35) Ramazan-ı şerif kışa da gelse, farz ibadet olduğu için sevabı çoktur. İki hadis-i şerif meali şöyledir: (Kışın oruç tutmak, meşakkatsiz elde edilen bir ganimettir.) [Tirmizi] (Kış müminin baharıdır. Gündüzleri kısa olur, oruç tutar. Geceleri de uzun olur, kalkıp ibadet eder.) [Beyhekî] Alıntı-2) (Özürsüz Ramazanda bir gün oruç tutmayan, bunun yerine bütün yıl boyu oruç tutsa, Ramazandaki o bir günkü sevaba kavuşamaz) [Tirmizi] Alıntı-3) Sıcak Ramazan ayı. 1947 yılı bir Ramazan günü idi. Hiç unutmam Ağustos ayındaydık. Öğle namazında Harem-i Şerif'ten geldim. Soyundum; su dökünüp istirahat edeceğim. Annem seslendi: “- Oğlum, komşu bakkaldan pirinç alıver. Akşama pilav yapacağım. Namazdan önce sana söylemeyi unutmuşum. Hadi git de pirinç getir...” Sesimi çıkarmadım, ama çok sıkıldım. İçimden söylendim: ”- Be mübarek valide! Bir saat evvel namaza çıkarken sana sordum; '- Anne, ben namaza gidiyorum. Bir isteğiniz var mı?' dedim. '- Hayır oğlum, salimen git, salimen gel, Allah namazlarını, dualarını kabul eylesin' diyerek, güzelce beni uğurladın. Şimdi soyundum, su dökünüp, biraz dinleneceğim. Bakkaldan pirinç istiyorsun. Dışarıda sıcak elli derece, müdhiş bir sam rüzgârı esiyor...” Neyse, giyindim, bakkala yollandım. Oturduğumuz Bâbulmecîdî mahallesinde. Abdülhadi Amca bakkalımızdı. Yaşlı, muhterem bir zat idi. Abdulhadi Amca'nın zikri Abdulhadi Amca'ya vardım. Baktım, kapısının üzerine bir zincir asmış, o zincire tutunmuş, ayakta duruyor. Hem dükkanda bulunduğunu gösteriyor, hem de gelen müşterileri karşılıyor. Yaklaşınca, bir taraftan da şu tesbihe devam ettiğini duydum: ‘Subhânallahi ve'l-hamdulillâhi ve lâilâhe illâllâhu vallâhu ekber...’ Kendisine selam verdim. Selâmımı aldıktan sonra ilk sözü şu oldu: “- İster misin, Allah sana da cennette bir bahçe diksin?” “- Hayırdır inşallah, Abdulhadi Amca!” “- Oğlum, Efendimiz sallâllâhu aleyhi ve sellem: 'Cenab-ı Hak: Bir defa subhânallahi ve'l-hamdulillâhi ve lâilâhe illâllâhu vallâhu ekber diyen kuluma, ben cennette bir ağaç dikerim. Cennete geldiğinde, cemalimle müşerref olacağı, mükâfatını alacağı, rahmetimi göreceği gün, bir de bahçesi olacaktır, buyurmuştur.’ diye müjdelemiştir. Gerçi sen bilirsin bunu ya, ben hatırlatmak için söylüyorum. Hele şu Ramazan gününde yapılan tesbihlerin, oğlum, daha çok tesiri oluyor. Gerçi sen hâfızsın, tabii Kur'an-ı Kerim okursun, virdin de vardır. Ama onları bitirince, bu tesbihe devam et; bu tesbih çok faydalıdır. Bir de Efendimiz sallallahü aleyhi ve selleme salâvatı unutma. Tesellin bu olsun, zikrin de bu olsun, fikrin de bu olsun...” ...Ed-dîn Kaviy... Oturup dinlenmemi teklif etti. Oturdum. “- Efendim, valide pirinç istedi.” dedim. Pirinci verdi. O sırada gayriihtiyarî ağzımdan şu söz çıktı: “- Bugün biraz sıcak değil mi?” dedim. “- Na'am, velâkin ed-dînu kaviyyun yâ veledi... Evet, fakat ey oğlum, din daha kuvvetli...” Abdulhadi Amca'nın dükkânında duvarda bir tulum asılı. Tulumun içinde su var. Sam rüzgârı esti mi, tulum da, su da soğurdu. Karşısına koymuş, şıp şıp su damlıyor. Akşama içecek. O sözünü hiç unutmam: “ - Evet, sıcaktır, fakat din ondan daha kuvvetlidir.” Sıcak diye oruç mu yiyeceğiz, haşa! Ölürüz de yemeyiz. Ölüm vuslatın kapısı, Cenab-ı Hakk'a kavuşmanın ilk kapısıdır. Mü'minin safası ölümden sonra başlar. Bu "ed-dîn kaviy" kelimesini valideye söyledim. Son gününe kadar sık sık; ”- Oğlum ed-dîn kaviy, Abdulhadi Amcan ne dedi? Ed-dîn kaviy oğlum, din daha kuvvetli...” Dükkânında hep öyle zincire tutunup ayakta dururdu. Zincirin bir de kulpu vardı. Parmaklarını ona geçirir, dururdu. Müşterilerini karşılardı. Herhalde yorulmamak için zincire tutunurdu. Ama neden ayakta dururdu, bilmem. Belki müşterilerine karşı bir hürmet alâmetiydi. Öyle karşılar, ”- Ehlen ve sehlen, buyurun.” derdi. Güler yüzlü, hayır sözlü bir zat idi. Kadayıfçı Salih Efendi Merhume annemin bakkal Abdulhadi Amca'ya beni göndermesi gibi, ikinci bir hikmetli hadise de, Kadayıfçı Nabluslu Şıh Salih Efendi ile aramızda geçmiştir. Yine sıcak bir Ramazan ayı idi. Valide, öğleyle ikindi arası bir vakitte, kadayıf almamı istedi; "- Oğlum Ramazan geldi gidiyor, bir kadayıf getirmedin. Kadayıf alsan da bir pişirsek" dedi. Dışarı çıktım. Kadayıfçılara gittim. "- Satıldı, bitti" dediler. "- Artık bu saatten sonra da yapılmaz. Herkes oruçlu, ikindi geliyor. Bu sıcakta ocağın başında durulmaz, kadayıf dökülmez" dediler. "- Kimde bulunur" diye sordum. "- Bu saatten sonra, tel kadayıfı ancak Nabluslu Şıh Salih'te bulursun." diye cevap verdiler. Bu zat Ürdün'ün Nablus şehrinden Medine-i Münevvere'ye hicret etmiş, büyük bir âlim, faziletli bir insandı. Resmî vazifelere talip olmamıştı. Esasen o günlerde çok az olan maaşla, kalabalık ailesini geçindirmesi de mümkün değildi. Şıh Salih Efendi, kirayla oturduğu evin avlusuna bir ocak yapmış, kömürle yaktığı ocağın üzerindeki sacda kadayıf döküyordu. Öyle diyorlar.. Gittim. Baktım, Hoca kadayıf döküyor. Hava dışarıda 50-55 derece. Avlu da ondan aşağı değil. Bir de ocağın ateşinden fışkıran sıcaklık var. Hoca seksen yaşında, güzel bir insan... Göğsüne bir havlu koymuş, boynundan yüzünden, güzel yüzünden, nur gibi sakalından damlayan terler havluya akıyor. Selam verdim. Selamımı aldı. Sordum: "- Hocam, kadayıf var mı?" "- Döküyorum oğlum, otur da... Ne kadar istersin?" "- Bir okka" dedim. "- Pekâlâ" dedi. Oturdum, bekliyorum. O sırada bir sam esti; sanki alevden bir dalga gelmiş gibi vücudumu, yüzümü yaktı. "- Hocam, bugün biraz sıcak galiba, değil mi?" Salih Efendi, munis, müşfik gözleriyle, kısa bir an bana baktı. "- Yekûlûn..." dedi, "- Öyle diyorlar..." Ve işine devam etti. Hoca hem kadayıf döküyor; hem de kadayıfla beraber, dili: Allah, Allah, Allah diyor... Annem, kabri cennet olsun, beni bakkal Abdulhadi'ye gönderdiği gibi Şıh Salih'e de göndermiş; sanki: "- Oğlum, gör bak Allah'ın ne kulları var. Sen bir öğle namazına gittin diye, bir iş gördüm sanıyorsun, nazlanıyorsun, ‘hava sıcak’ diyorsun. Bak, Allah'ın ne kulları var: Biri zincire tutunmuş, oruçlu, ayakta durur, müşterilerini karşılar, güleryüz gösterir. Diğeri, sekiz çocuğu ile seksen yaşında, ilmine ve yaşına rağmen, ailesinin nafakası için, kimseye muhtaç olmamak için, Ramazan ayında, elli derece sıcakta, sam rüzgârının altında, oruçlu haliyle ateşin karşısında kadayıf döker... Git de gör ibret al..." demek istemişti. (Ali Ulvi Kurucu Hatıralar-3) Alıntı-4) En sıkıntılı anımızda okuyabileceğimiz dualar Soru: Özellikle günümüzde insanları sıkan sosyal olaylar çoğalmış, ekonomik sıkıntılar artmıştır. Bunlardan etkilenen ailelerde de zorlanmalar söz konusu hale gelmiştir. Bu gibi insan iradesini aşan gerilimlere karşı, ne türlü bir düşünce ve davranış içinde olmalı, nasıl bir dua ile mukabele etmeliyiz? Cevap: Bu soruya, zorluklara karşı yapılan dua ve gösterilen sabır örneklerinden misaller arz ederek cevap vermeye çalışayım isterseniz. Önce Efendimiz (sas) Hazretleri’nin insanı aşan sıkıntılara karşı koyma duasını birlikte okuyalım: -Yâ Rab, Senden dünya musibetlerini kolayca karşılayacak iman kuvveti diliyorum. Sıkıntı ve zorluklara mukabele edecek iman kuvveti ihsan eyle!.. Demek ki, bir imtihan gereği olarak mâruz kaldığımız ve kalacağımız dünya musibet ve sıkıntılarının gerilim ve baskısından kurtulmak, iman kuvvetiyle mümkün olur. Nitekim imanı kuvvetli insanlarda sıkıntının tazyiki azalıyor, sabır ve tahammülün mükâfatı düşünüldükçe de, dayanma gücü artıyor. Bundan dolayı Efendimiz’in (sas) musibetlere karşı koyma duası, önce iman kuvveti kazanma yolunda oluyor. Bu gerçeği, büyük müctehid Ahmed bin Hanbel’in (241) hapishane musibetine maruz kaldığı günlerdeki cevabından da anlamaktayız. Şöyle ki: Abbasi halifesi Memun, Hazreti İmam’ı, (halkı Kur’an meselesinde) kendi anlayışına uygun fetva vermediğinden dolayı hapse atmıştı. Rutubetli zindan mahzeninde (28) ay boyunca bir hayli zayıflamış olan büyük müctehidi gören bir seveni: - Eyvah, diyor böylesine zayıf bedenle nasıl karşı koyacaksın bu hapis musibetine? Büyük müctehidin cevabına bakın: - Musibetlere beden kuvvetiyle değil iman kuvvetiyle karşı konur. İnsanın bedeni zayıf olabilir, yeter ki imanı kuvvetli olsun. Kuvvetli imana sahip olan insanın yenmeyeceği zorluk ve sıkıntı yoktur. Bunu böyle bilin!. İşte insana dayanma gücü kazandıran iman kuvveti anlayışı… İradeyi aşan zorluklara, sıkıntı ve darlıklara hep imanın verdiği sabır kuvvetiyle karşı konur. Sabrın içindeki büyük mükâfata olan iman, gerilimin baskısından kurtarmakla kalmaz, tam aksine, mutluluk bile hissettirmeye başlar sahibine. Buna misal olarak da Gazali Hazretleri, şu dayanma örneğini vermektedir. Büyük sahabi azatlı köle Salim, Yemame savaşında aldığı kılıç darbeleriyle kızgın kumların üzerine serilmişti. Sıcaktan kavrulmuş bedenini gören bir arkadaşı, hemen kırbasını uzattı: - Şurada azıcık suyum kaldı, içiver de biraz serinle!. Yaralı Salim hayır diyordu: - Ben oruçluyum, uzattığın suyu içemem!. Israr ettiler: - Sen bu halde iken oruca dayanamazsın; şu suyu içiver de ateşini azalt!. Bu defa şöyle cevap verdi: - Siz suyu şu kalkanımın içine dökün, iftar vaktine kadar yaşarsam içerim, yaşamazsam Rabb’imin huzuruna oruçsuz gitmektense, oruçlu gitmeyi tercih ederim. Salim, son nefesini verecek derecede ağır yaralı. Ama bu yaralar bedendedir, kalpte, gönülde değildir. Kalpte ve gönülde öyle bir iman var ki, bu imanı aldığı kılıç yaralarının acı ve ıstırabına kolayca dayanma gücü veriyor, uzatılan suyu içme gereği bile duymadan oruçlu olarak gitmeyi tercih ettirebiliyor!. Öyle ise biz de, bizi aşan zorluklarımızı yenme duamızı şöyle yapalım:
Alıntı-5) (Oruçlunun susması tesbih, uykusu ibadettir.) [Deylemi] Sıcak bir yaz gününde ertesi gün oruç tutmayı niyetlemiş fakat yattığım yerde erkenden uyuyakalmıştım. Sahurada kalkamadığımdan,ne akşam ne sabah yeterli miktarda su içememiştim.Sabah uyandığımda susuzluk bastırmış,akşamüstü dayanılmaz bir hal almıştı.Allah'tan o gün işim yoktu ve evdeydim,dolayısıyla imkanım olduğundan çareyi uyumakta buldum ve iftara kadar olan zamanın bir kısmını uyuyarak geçirdim. Şahsen yaz günlerinde oruç tutarken,açlıktan ziyade susuzluk beni daha fazla etkilediği için,orucumu açtıktan sonra ve sahurda yeterli miktarda su içmeye ayrıca fazla yağlı ve tuzlu yememeye dikkat ederim ve imkanım varsa ve ihtiyaç duyuyorsam zaman geçirmek için bir müddet uyurum,yine mümkün mertebe sıcak ve güneşten uzak durmaya çalışırım.Açlık içinse glisemik indeksi yüksek denilen(beyaz un,şeker vs),insanın kan şekerini hızla yükseltip sonrada düşmesine,dolayısıyla insanın çabuk acıkmasına sebep olan gıdaları az tüketmeye çalışırım.Bunları yediğim zaman etkisini azaltmak için diğer gıdalarla beraber yerim. Ayrıca genel olarak bildiğim kadarıyla meyva yediğimizde,meyva şekeri kana yavaş geçer. Kandaki şeker seviyelerinde hızlı dalgalanmalara sebep olmaz ve insan çabuk acıkmaz.Dolayısıyla glisemik indeksi yüksek denen bazı meyvalar hariç,meyva yemek insanı tok tutuyor(en azından beni) .. |
|
|
|
![]() |
| Tags |
| oruç, sıcak |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | Arama |
| Stil | |
|
|