![]() |
|
|
|||||||
| Tartışma Platformu Havass, Büyü, Astroloji, Maji Gibi Tüm Parapsikolojik, Ezoterik ve Okült Konuları Tartışabileceğiniz Ortak Alandır. |
| ||
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Arama | Stil |
|
|
#1 |
![]() Üyelik tarihi: Jun 2008
Mesajlar: 7.642
Tecrübe Puanı: 10
Rep Puanı : 134
Rep Derecesi :
![]() ![]() Ettigi Tesekkür: 0
Aldigi Tesekkür: 4294967214
|
arkadaşlar bu başlık altında sırasıyla havas kitaplarının yazarlarını ve kitaplardan neler öğrenip öğrenemediğimizi bu formülleri nerden aldıklarını nasıl almış olabileceklerini vs vs tartışalım...
ilk olarak şu yazıyı bir okuyalım Basılı eserler arasında, Türkiye'de en çok rağbet gören kitap ise, Seyyid Süleyman el-Hüseyni efendinin "Kenz-ul Havâs" adıyla en son 1916 (1332)'da Eski Türkçe yayınlanan dört ciltlik eseridir. Defalarca yasaklanmasına rağmen, yeni harflerle ve sadeleştirilmiş bir dille kısaltılılıp tekrar basılarak el altından satılan Kenz-ul Havâs, aynı zamanda bu alanda kitap yazan birçok meraklının da ilham kaynağı olmuştur. Bunların içinde, Mustafa İloğlu'nun 1970'de yayınlamaya başladığı ve sonunda yedi ciltlik bir hacime ulaşan “Gizli İlimler Hazi¤nesi”, ve Mustafa Ertuğrul'un “Dua Hazinesi” külliyatı kayda değer. Ancak, bunların ve benzeri kitapların birer “hazine” (kenz) olmaktan çok, baştan sona saçma sapan hurafelerle bezenmiş, ama aralara Kuran'dan ayetler serpiştirilerek mistik bir hava verilmeye çalışılmış ti¤pik cehalet örnekleri olduğunu da belirtmek gerekiyor. 1985 yılında, Ata Nirun ile bu konuda bir araştırma yaparken, Mustafa İloğlu'nu da Beyoğlu'ndaki evinde ziyaret edip kendisi ile uzun uzadıya görüşmüştük. Merhumun, İslam Okültizmi hakkında zerre kadar bilgisi yoktu. Derme çatma Arapçası ile orijinal bir eseri tetkikten de mahrumdu. Ancak, sağdan soldan öğrendiği yarım yamalak tecrübi bilgilerle bir zenaatçi olabilecek seviyede üfürükçülükle uğraşıyordu ki, bu da geçimini sağlamasına yetiyor¤du. Mamafih, bu zatın derlediği yedi cilt, günümüzde adeta inanılmaz sırlarla dolu bir şaheser gibi piyasaya sürülmektedir. Oysa, içindekilerin bir işe yarayıp yaramadığı bir yana, hemen hemen hepsi yanlış veya eksik kopya edildiğinden, yedi cildin yedisi de zırvalıklar hazinesi olmaktan öte bir kıymet taşımamaktadır. Türkiye'de bu alanda yazılan kitapların birbirinin kopyası olmasının yanısıra, ilk kaynak olarak genellikle Ahmad bin Ali al-Bûnî'nin “Kitab Şams al-Maarif” adlı dört ciltlik Arapça eserinden izler taşıdıkları görülmektedir. Bu konulara meraklı kişilerin yoğun talebi ile, 1979 yılında bir yayınevi, Bûnî'nin eserini tercüme ettirip piyasaya sürdü. Fakat, tercüme eden zatın - daha önce İbn al-Arabi'ye atfolunan bir risaleyi tercümesinde de görüldüğü gibi - Arapça bil¤mesine rağmen bu konulardan hiç nasibini almamış olması yüzünden, akla karayı birbirine karıştırarak eseri çorbaya çevirmesiyle, kimsenin içinden çıkamadığı bu dört ciltlik garabetin fazla müşterisi olamadı. Zaten, mütercim de sonunda iyice sıkılmış olmalı ki, eserin Kitab al-Raml bölümünü çevirmeden teslim etmiş. Son aylarda ise, Ahmad Musa al-Zarkavi'nin “Mafatih al-Gayb” adlı eserinin Kahire baskısından tercümesinin yapılacağını duydum. Bu kitap da alanında oldukça ünlüdür. Gördüğü ilgi ve derleyenin diğerlerinden çok farklı bir ortamdan gelmesi bakımından, İs¤met Zeki Eyuboğhı'nun değişik yayınevlerince farklı isimler altında yayınlanan “Aşk Duala¤rı, Cinler ve Cinciler” adlı ve bir tür etnolojik araştırma niteliği taşıyan eserini de halkın inançlarını yansıtması açısından burada belirtmek gerekecektir. Anadolu halkının cinlerle ilgili inançlarını yönlendirmesindeki rolü bakımından, biri tercü¤me diğeri telif iki eseri de burada dikkate almak gerekir: Yazarı, İmâm-ı Şiblî adında 14. yüz¤yılda yaşamış büyük bir İslam alimi diye tanıtılan “Cinlerin Esrarı” adlı kitap, aslında Arap-İslam mitolojisinden seçilmiş hikayeler arasına sahih veya mevzu olmasına bakılmaksızın rastgele serpiştirilen hadislerle doludur. Tercümenin başına ilk bölüm olarak dışardan eklenen iki formalık açıklama ise sanki okuyucunun aklını iyice karıştırmak için yazılmış gibidir. Diğer ilginç eser ise, Ahnıed Hulusî adındaki bir zatın 1971 yılından beri defalarca yeni¤den basılıp piyasaya sürülen “Din - Bilim Işığında Ruh, İnsan, Cin: Spiritizmin İçyüzü” adlı kara kaplı kitabıdır. Yazar önce cinlerin kim olduğunu - sanki kapı komşusundan bahse¤der gibi - anlattıktan sonra, ısrarlı bir biçimde, mehdilik iddialarının, spiritizma celselerinin, reenkarnasyon inancının ve UFO denilen cisimlerin ardında hep cinlerin bulunduğunu tekrarla¤maktadır. Türkiyede, bu gibi fanatik görüşlerin etkisiyle, parapsikolojik araştırmaların aslında cinlerin oyununa gelmiş zavallı şaşkınların işi olduğuna dair garip bir inanış doğmuştur |
|
|
|
|
|
#2 |
|
|
eline sağlık star .güzel bir tartışma ve paylaşım olacağına inanıyorum .bende günlerin uğursuzluğu ve kenzül havas kitabının yazarı hakkında nette bulduğum bir karşıt görüşlü yazıyı ekleyerek katkıda bulunmak istedim ...ayrıca merak ettiğim bu alimlerin yazdıkları yüzlerce formülü uygulamaya ömürleri nasıl yetmiştir acaba?
Yanlış inanışlarından biri de haftanın bazı günlerinin uğurlu bazı günlerinin de uğursuz sayılmasıdır. Oysa İslâm'da günün güne üstünlüğü yoktur. Günler, gün olması bakımından birbirinin aynıdır. İnsan dilediği günde iş yapar. Dilediği zaman da seyahate çıkar. Akıllı ve inançlı bir müslüman şu gün çalışmaz, şu gün işe başlamaz, hurafelerine kanmamalıdır. Ama ne yazık ki halkımızdan bazıları bu uydurmalara kanmaktadır. Haftanın bazı günlerini uğurlu, bazı günlerim uğursuz ve bazı günlerinde de çalışmayı günah saymak, uzmanlara göre, yahudi ve hıristiyan adetlerinden geçmiştir. Gerçekten de hıristiyanlar Salı gününü uğursuz, Pazar günü de çalışmayı günah sayarlar. Yahudiler ise Cumartesi günü çalışmazlar. Halbuki İslâm dininde, sadece istirahat ve ibadet saatları dışında devamlı olarak çalışmak tavsiye edilmiştir. Buna rağmen çalışmaktan en çok kaçar hale de biz gelmişiz. Bir sürü hurafeye kanarak adeta haftanın günlerini çalışmamak için parsellemişiz. Günlere hurafeler o kadar karışmış ki bazı günlerin hangi saatinde hangi iş yapılmalı veya yapılmamalı o dahi tesbit edilmiştir. İşte böyle hurafe kitaplarından biri olan ve "Seyyid Süleyman El-Hüseynî" tarafından kaleme alınan "KENZ'ÜL-HAVAS" adlı kitaptan naklen M. Şemsettin (Günaltay) şu örneği veriyor. Pazar gününe ait vakitler hakkında: Saat l: Güneş saatidir, bu saatte sevgi ve dostluk kabul olup kral ve hükümdarlar nezdine girebilmek için dualar okumak ve yazmak uygundur.Yeni elbiseler giymek münasiptir. Saat 2: ZÜHRE (Venüs)e mahsus olan kötülenmiş bir saattir. Bu saatte hiçbir şey yapılmamalıdır. Saat 3: UTARİT saatidir. Bu saatte yola çıkmak iyidir. Ayrıca insanların kalp ve gönüllerim celbetmek ve bunlara benzer işleri yapmak için okuma ve yazma saatidir. Saat 4: AY saatidir. Bu vakitte bir şey alıp satmak iyi değildir. Hiçbir şeye yaramaz. Saat 5: ZUHAL (Satürn)e mahsus bir saattir. Tefrika ve fitne çıkarma, arabozma ve düşmanlık yapmak için uygun bir saattir. Saat 6: MÜŞTERİ (Jüpiter)ye nisbet edilen bir saattir. Bu saat kral, hükümdar ve devlet erkanından ihtiyaç talebinde bulunmaya uygundur. Saat 7: MERİH (Mars)a ait bir saat olduğundan uğursuzdur. Bu vakitte hiçbir şey yapılmaz. Saat 8: ŞEMS (Güneş)a ait bir saittir. Bu vakitte her türlü hacetin karşılanması için çalışmak uygundur. Saat 9: ZÜHRE (Venüs)e aitolup insanların kalp ve gönüllerini celbetmek için dua okumaya ve yazmaya uygun bir saattir. Saat 10: UTARİT'e nisbet edilen bir vakittir. İyi ve salih olan her şeye uygundur. Saat 11: AY'a ait güzel bir saat olduğundan o vakitte tılsım ve onunla ilgili şekilleri çizmek ve muska yazmak uygun olur. Saat 12: ZUHAL (Satürn)'ün saati olduğundan bu saat en büyük uğursuzluk getirir. Bu an zarar getirmekten başka bir şeye yaramadığından o saatte herhangi bir işi yapmaktan sakınmalıdır(43). Günlerle ilgili olarak şu hurafeler de halkımızı etkilemiştir: —Salı günü işe başlanırsa bitmez sallanır. —Pazar günü çalışmak uğursuzluktur. —Çarşamba gecesi işe başlanırsa, "Çarşamba karısını" kızdınr ve o eve kötülüğü dokunur. —Perşembe çamaşır yıkanırsa zengin olunur (Kıbrıs). —Salı günü yeni elbise giyilirse yanar. —Çarşamba günü süt içmek, ev satın almak iyi değildir. —Cuma akşamı ve cuma günü ev temizlemek günahtır. —Cumartesi günü çamaşır yıkamak uğursuzluk getirir. —Arefe günü dikiş dikmek günahtır. —Arefe günü dikiş diken kadının ölmüş çocuğu varsa onun derilerini diker vs. Dikkat edilirse hemen haftanın bütün günleri ya belâya, ya da günaha sebep gösterilmiştir. Sanki müslümanın çalışması suç kabul edilmiştir. Bu inanç, hem dini hem de millî kalkınmaya ihanettir. Unutulmamalı ki İslâm Peygamberinin en hoşlanmadığı hallerden biri tembelliktir, İslâm Dini tembelliği değil, çalışmayı tavsiye etmiştir. Çalışmayı ibadet derecesine yükseltmiştir. Hz. Muhammed (S.A.S) "îki günü eşit olan zarardadır" buyurur ve "Sekiz gün ömre dokuzgün çalışmayı tavsiye eder." Bir başka buyruklarında da: "Dünyanızı ıslah ediniz, yarın ölecekmiş gibi de ahiretiniz için hazırlık yapınız"(44) demişlerdir. Böylece âhiret mutluluğunun ancak dünyadaki tutum ve çalışmamızla ilgili olduğuna haber vermişlerdir. Oysa biz, bu uyarılara kulağımızı tıkayalı, gerilemeye başlamışız ve dün hükmettiğimize bugün el açar duruma düşmüşüz. Bunun vebali dinimizde değil kendimizdedir... Dünyanın hızlı değişimi karşısında ona ayak uydurabilmek istiyorsak, artık şu gün çalışılmaz, şu gün işe başlanmaz safsatasını bırakalım. Bugünü dünden, yarını bugünden daha ileriye götürmeyi ülkü haline getirelim. Yüce ALLAH'ın şu buyruğunu da unutmayalım: "ALLAH'ın sana verdiği (Maldan harcayıp) âhiret yurdunu ara, AMA DÜNYADAN NASİBİNİ DE UNUTMA... ALLAH'ın sana ihsan ettiği gibi, sen de (insanlara) iyilik et. Yeryüzünde bozgunculuğu arzulama. Şüphesiz ki ALLAH, bozguncuları sevmez"(Kasas Suresi, Âyet 77). |
|
|
|
|
|
#3 |
|
|
çok doğru katılıyorum ugurda ugursuzlıukta Allah'u tealadandır. yeterki kul haketmemiş olsun
|
|
|
|
|
|
#4 |
|
|
insanlar inanmaya o kadar hazirki anlamini bile bilmedigi iki kelime arapca görse tamam bu isi biliyor deyip türkce olan aciklamasina hemen kaniyor Allah hepimizi korusun demekten baska birsey gelmiyor ellimizden aciklamalariniz icin tesekürler
|
|
|
|
|
|
#5 |
![]()
Mesajlar: n/a
|
Ben en kolay anlaşılır havas kitabının Bülent Kısa'ya ait olduğunu düşünüyorum. Günümüzde havas ve vefk yapımıyla ilgili en kapsamlı ve anlaşılır bilgiler bu kitapta bence yani Havass'ın Derinlikleri isimli kitapta. Ya da ben bu kitabın dilinden daha kolay anlayabildim diyebilirim. Zaten günümüzde havas hakkında detaylı bilgilere sahip çok kişi yoktur veya vardır da göz önünde değildir herhalde. Bu kitapta vefkin ne olduğundan yapımı için gerekli tüm bilgilere kadar herşey anlaşılır bir dille açık bir şekilde anlatılmış. Rahmetlinin izlediği ekol, yaşam biçimi ne olursa olsun havas konusunda derin bilgilere sahip olduğu aşikarmış. Bilgiler için teşekkürler.
|
|
|
|
#6 |
|
|
Arkadaşlar Hep Bu kitaplara Atıp Tutuyoruz ama foruma baktığımız zaman verilen formüller tedavi öntemleri uygulamaların hepsi Bu kitaplardan alma hep bu kitaplardan eklenmiş formüller o zaman bu formüllerdende mi şüphe edelim özellikle star arkadaşıma soruyorumkitapların doğru olduğunu savunmuyorum ama bu tür kitapların çoğunu okudum ve bu forumda verilen formüllerin nerdeyse hepsi bu kitaplardan eklenme diyeceğim biz şimdi hangi formülleri uygulamamız lazım bu forumda kitaplarda olmayıp gerçekliği kesin olan
![]() |
|
|
|
|
|
#7 |
|
|
dedigin dogru furkan.güvenilir saglam havvas kitabi yokmu yani simdi??
|
|
|
|
![]() |
| Tags |
| hakkında, havas, kitaplarının, yazarları |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | Arama |
| Stil | |
|
|