![]() |
|
|
|||||||
| Tasavvufî Makaleler Beğendiğiniz tasavvufi metinleri paylaşabilirsiniz. |
| ||
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Arama | Stil |
|
|
#1 |
|
|
Tasavvuf, İslâmî hayatı yaşama biçimi, ruh hayatı, rabbânîlik, ihsan ve tezkiye gibi isimlerle anılan bir ilim ve müessesedir. Tasavvuf, adıyla olmasa bile,muhtevâsı ve müesseseleriyle Allah Rasûlü'nün hayatında ve Kur'an'da var olan bir kurumdur. Allah Rasûlü'nün temsil ettiği "Siyâsî, ilmî ve ma'nevî" otoriteden üçüncüsünün müessese ve ilim olarak uzantısını oluşturmaktadır.
Tasavvuf, kalbi saf yapmak, kötülüklerden temizlemek demektir. İnsanın kalbini, Allahü teâlânın muhabbetine bağlamak, Resûlullahın söz, hareket ve ahlâkına uymak, yolundan gitmektir. Kalb ile yapılması ve sakınılması gerekli şeyleri ve kalbin, rûhun, kötülüklerden temizlenmesi yollarını öğreten ilme, tasavvuf ilmi denir. Îmânın yerleşmesini, fıkıh ilmi ile bildirilen ibâdetlerin severek, kolaylıkla yapılmasını ve Allahü teâlânın sevgisine kavuşmayı sağlar. Tasavvuf ilmine, Ahlâk ilmi de denir. Âlimler tasavvufu çeşitli şekillerde ta'rîf etmişlerdir. Ba'zıları şöyledir: Tasavvuf, güzel ahlâktır. (İ. Kettânî) Tasavvuf, kalbi temizlemektir. (Ebû Ali Rodbârî) Tasavvuf, edebe riâyettir. ( Ebû Muhammed Cevîrî) Tasavvuf, i'tirâzı bırakıp, emredilene peki demektir. (Ebû Sehl Sa'lûkî) Tasavvuf, nefsin kötü isteklerini terk etmektir. (Ebû Hüseyn Nûrî) Tasavvuf, faydasız işleri terk etmektir. (Ebû Saîd İbni Arabî) Tasavvuf, vakti değerlendirmek ve vaktin kıymetini bilmektir. (İbni Osman Mekkî) Tasavvuf, Allahü teâlânın ahlâkı ile ahlâklanmaktır. (Cüneyd-i Bağdâdî) Tasavvuf, kimseye ezâ ve cefâ vermemek, herkese lütûf ve ihsânda bulunmak, hastalık ve musîbetleri herkese izhâr etmemek, düşmanlarını affetmek, insanlık mertebesinin en yüksek derecesine kavuşmayı usûl ittihaz etmektir. (Ahmed Şirbâhî) Güzel ve çirkin huylar Kalbin, kötü huylardan temizlenmesi için, Allah için olmayan herşeyin sevgisini kalbden çıkarmak gerekir. Bu yolda ilerlemek Peygamberlerin ahlâkındandır. Kötü sıfatlar, câhillik, öfke, riyâ, kin, hased, kibir, ucup cimrilik, mal ve makam sevgisi, övülmeyi sevmek, ayıplamaktan korkmamak, sû-i zan, övünmek gibi şeylerdir. Güzel huylar, ilim, tefekkür, rızâ, hayâ, tevâzu, merhamet, mürüvvet, cömertlik gibi güzel işlerdir. Hak yolunda ilerlemekten maksat, kötü sıfatlardan kurtulmak ve güzel huylarla süslenmektir. Tasavvuf, Yahudi veya Yunan filozoflarının uydurması değildir. Tasavvuf bilgilerinin hepsi Resulullahtan gelmektedir. Bunların isimleri sonradan konulmuştur. Resûlullahın, Peygamber olduğu bildirilmeden önce, kalble zikrettiği mu'teber eserlerde yazılıdır. Zikir ve nefs muhasebesi, Resûlullah ve Eshâb-ı kirâm zamanında da vardı. Hicrî 2. asır sonlarında, Ehl-i sünnetten, kalblerini gafletten koruyanların ve nefislerini Allaha itâ'ate kavuşturanların bu hâllerine Tasavvuf ve kendilerine Sofî ismi verildi. Kendine ilk defa sofî denilen zât, Ebû Hâşim Sofî'dir. Tasavvuf, İslâm ahlâkı ile ahlâklanmak için lâzım olan bilgileri öğreten bir ilimdir. Tıp ilmi, beden sağlığına âit bilgileri öğrettiği gibi, tasavvuf da kalbin, rûhun, kötü huylardan kurtulmasını öğretir, kalb hastalıklarının alâmetleri olan kötü işlerden uzaklaştırır, Allah rızâsı için güzel iş ve ibâdet yapmayı sağlar. Zaten dinimiz, önce ilim öğrenmeyi, sonra buna uygun iş ve ibâdetin Allah rızâsı için yapılmasını emreder. Kısaca din, ilim, amel ve ihlâstan ibârettir. Huzûra kavuşmak için Dünya ve âhıret iyiliklerine, rahat ve huzûra kavuşmak için birinci olarak doğru bir îmân sâhibi olmak gerekir. Doğru bir îmâna kavuşmak için, Ehl-i sünnet i'tikâdını öğrenmek ve inanmak gerekir. İkincisi, insanların saâdeti için lâzım olan şey, dinin emîr ve yasaklarını öğrenmektir. Dînimizde bildirilen helâlı, harâmı ve diğer husûsları öğrenmek ve buna uygun hareket etmektir. Üçüncüsü, kalbin kötülüklerden temizlenmesi ve nefsin terbiye edilmesidir. Nefs hep kötülük yapmak ister. Onun bu isteklerinden kurtulmak ve Allah sevgisini kalbe yerleştirmek için, tasavvuf âlimlerinin eserlerini okuyup amel etmek lâzımdır. Bir kimse doğru îmâna kavuşur, dinin emîrlerini seve seve yerine getirirse enbiyâya, evliyâya ve melâikeye benzer ve onlara yaklaşır. Aynı cinsten olan şeyler, birbirini çektiği gibi onlar tarafından yanlarına çekilir. Çok büyük bir mıknatısın bir iğneyi çekmesi gibi onu yüksekliklere çekip Cennete kavuşmasına sebep olurlar. Ma'nen yükselmek dünya ve âhıret saâdetine kavuşmak bir uçağın uçmasına benzetilirse, îmân ile ibâdet, bunun gövdesi ve motorları gibidir. Tasavvuf yolunda ilerlemek de, bunun enerji maddesi, ya'nî benzinidir. Tasavvufun iki gâyesi vardır: Birincisi, îmânın yerleşmesi ve şüphe getiren tesirlerle sarsılmaması içindir. Âkıl ile, delil ve ispat ile kuvvetlendirilen îmân böyle sağlam olmaz. Allahü teâlâ buyurdu ki: (Kalblere îmanın yerleşmesi ancak ve yalnız zikir ile olur.) [Ra'd 28] Zikir, her işte, her harekette Allahü teâlâyı hatırlamak, O'nun rızasına uygun iş yapmak demektir. İkinci gâyesi, ibâdetlerde kolaylık, lezzet hâsıl olması için, nefisten doğan sıkıntıların giderilmesidir. İbâdetleri kolaylıkla, seve seve yapmak ve günâh olan işlerden de nefret edip uzaklaşmak, ancak tasavvuf ilmini öğrenip, bu yolda ilerlemek ile mümkündür. İmâm-ı Mâlik hazretleri buyurdu ki: (Fıkhı öğrenmeden tasavvuf ile uğraşan dinden çıkar, zındık olur. Fıkhı öğrenip tasavvuftan haberi olmayan bid'at sahibi, sapık olur. Her ikisini edinen hakikate kavuşur.) [Merec-ül bahreyn] Konu Aytalen tarafından (08-08-2008 Saat 15:33 ) değiştirilmiştir.. |
|
|
|
|
|
#2 |
|
|
Bilgi için çok teşekür ederim...
|
|
|
|
|
|
#3 |
|
|
Tasavvuf, İslam dininin üzerine inşâ edildiği üç temel mefhumdan biri olan "İhsan"ı kendine gaye edinmiştir. O halde "İhsan"ın ne olduğunu anladığımız zaman, tasavvufun özünü ve gayesini de daha iyi anlamış olacağız.
Seyyid Muhammed Gamari Hazretlerine: "Tasavvuf vahy-i semavî midir?" diye tasavvufun kaynağı ve özü hakkında bir soru sorduklarında, şöyle cevap vermiştir: "Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e vahy-i semâvî nazil olduğu vakit, tasavvuf da onunla beraber, esas olarak kurulmuştur. Çünkü tasavvuf, şüphesiz ihsan makamıdır." Cibril Hadisi: İhsan mefhumunu, bizzat hadis-i şeriflerde görmekte ve açık bir şekilde izah edildiğine şahit olmaktayız. Hz. Ömer radıyallahu anh'ın rivayet etmiş olduğu bir hadis-i şerif (Cibril Hadisi) şöyledir: "Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in yanında bulunduğumuz bir sırada, bir de baktık ki elbisesi bembeyaz, saçları simsiyah, üzerinde yolculuk yaptığına dair hiçbir alâmet olmayan ve hiçbirimizin tanımadığı bir kimse geldi. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in yanına (varıp) oturdu. Dizlerini dizlerine dayayıp ve her iki avucunu iki uyluğu üzerine koyup: “Ya Muhammed! İslam nedir, bana söylermisin?” dedi. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem: “AIlah'tan başka hiç bir ilah ve mabud-u billah olmadığına ve Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'in O'nun resulü olduğuna şehadet etmen, namazı ikâme etmen, zekâtı vermen, ramazanda orucu tutman ve yoluna gücün yeterse, beytullah'a hacc etmendir." buyurdu. O (yabancı kimse): “Doğru söylüyorsun.” dedi. Biz onun bu haline, hem Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e soruyor, hem de O'nu tasdik ediyor, diye hayret ettik. Daha sonra: “Bir de iman nedir, bana söylermisin?” dedi. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem: “İman; Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe iman etmendir. Bir de hayır, şer ve kadere iman etmendir.” buyurunca yine: “Doğru söylüyorsun!” dedi. “Ve İhsan nedir, bana söylermisin?” diye tekrar sordu. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem de: “İhsan, Allah'a sanki görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Zira sen onu görmüyorsan o seni görüyor.” buyurdu. O yine: “Doğru söylüyorsun!” dedi. Ve bu yabancı kimse gidince, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bir müddet durdu: "Ey Ömer! Bilir misin o soran kimdi?" dedi. "Allah ve Resulullah bilir." dedim. O zaman buyurdular ki: "O, Cebrail idi. Size dininizi öğretmek için geldi." (Müslim, İman:1) İşte Hz. Ömer radıyallahu anh'ın rivayet etmiş olduğu bu hadis-i şerifte, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bize İslam dininin üç rükun üzerine olduğunu bildirmiştir. 1-İslam: Zâhirî âzâlara taalluk eden amellerdir. (namaz, oruç, hac, zekât gibi...) 2-İman: Allah'a meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahiret gününe, kaza ve kadere iman etmek gibi kişinin itikadına taalluk eden amellerdir. 3-İhsan: Bu da murakabe ve müşahedeye taalluk eden amellerdir. Bu ihsan makamı, manevi huşu ve huzur içerisinde Allah-u Zülcelal'e ibadet ederek kalbin temizlenmesine işaret etmektedir. Bundan dolayı ihsan makamı olmazsa dinin bir kısmını eksik bırakılmış olur. Şöyle ki; bu hadis-i şerifte açıkça, kulun bütün ibadet ve kulluk görevlerini yerine getiren yani hayatının her anında, Allah-u Zülcelal'in kendisini gördüğünün, işittiğinin ve bildiğinin şuurunda olması gerektiği beyan edilmektedir. İşte, kişinin bu ihsan halini bozan sebepler; şeytanın vesvesesi, nefsin arzuları ve dış dünyanın etkileridir. O halde, bu tesirlerden kurtulmamız gerekmektedir ki ihsanı yaşayabilelim. Bu tesirlerden kurtulma yolu ise bunların sebeplerini, insana nasıl tesir ettiklerini ve bunlara karşı ne gibi tedbirler alınması gerektiğini; kısaca bu marazi durumun teşhis ve tedavisini bilmemiz gerekiyor. Şüphesiz ki bu konu bir müslüman için en önemli konudur. Zira kulluğun temel mihengi, her yaptığını, her anını Allah rızası için yapabilmektir. İşte bu da tasavvuf ilmini zorunlu hale getirmektedir. Burada bir meseleye daha açıklık getirmekte fayda var. Denilebilir ki kişinin ihsanı yaşamasına zarar veren tesirleri, ayet hadis ve alimlerin kitaplarından öğrenip teşhis ve tespit edebiliyoruz. Evet bu bir yere kadar doğrudur. Ancak bu marazları tedavi etme usulü ve kurallarını inceleyen ilim ise tasavvuftur. Zira birer tasavvuf mütehassısı olan mürşid-i kamil; hem bu konulardaki zâhirî ilmini, hem tecrübelerini ve hem de bâtınî yolla Allah-u Zülcelal'in verdiği manevî ilmi kullanarak kişiyi tedavi etmektedir. |
|
|
|
|
|
#4 |
|
|
Bilindiği gibi, İslam yolu dört bölümden ibarettir:
1-) Fıkıh. 2-) Kelam. 3-) Ahlak. 4-) Tasavvuf. Fıkıh: Helal ile haramı açıklayan bir ilimdir. Konusu: Namaz, zekat, oruç, hac, alış-veriş, nikah, talak gibi mükelleflerin fiil ve sözleridir. Kelam: Dini inançları ispatlayan, varid olan şüpheleri izale eden ilimdir. Konusu; Allah-u Zülcelal'in zat ile sıfatları ve ahiret ahvalidir. Ahlak: Kötü meziyetlerden korunmak, iyi meziyetler edinmek için çirkin davranışları ve hususiyetleri inceleyen ilimdir. Tasavvuf: Ebedi saadete ulaşmak amacıyla, zahirin ve batının tamir; ahlakın tasfiye ve nefsin tezkiye hallerini içine alan, manevi bir ilimdir. Tasavvufun genel tanımı ise şudur: İslam dininin getirdiği hükümlerin, müslüman kimse tarafından, zahirî ve bâtınî yönleriyle birlikte, ruhsatlardan faydalanmaksızın, azimet ve takva üzere tatbik edilmesidir. Tasavvuf ruhî bir hayat olduğu için hakikatte; bizzat yaşamak ve hissetmek suretiyle anlaşılabilir ve anlatılabilir. Tasavvuf kitaplarında rastladığımız farklı anlatımlar ve izah tarzlarının asıl sebebi de budur. İslam alimleri, kendi rûhî-manevî hayatlarına göre tasavvufu tarif ederken; bazıları bidayet halleriyle, bazıları nihayet halleriyle, kimi zaman alametleriyle, kimi zaman da asıl ve esaslarına göre tarif etmişlerdir. Her ne kadar farklı izah tarzlarıyla karşılaşılsa da ifade edilmek istenen manada birleşmektedirler. Hakikatte tasavvuf; Allah-u Zülcelal'in istediği mü'min sıfatlarına bürünmek ve Allah-u Zülcelal'in azim bir ahlak ile ahlaklandırdığı, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in ahlakı ile ahlaklanmaya çalışmaktır. Tasavvufun müstakil bir ilim olmaya başlaması ise diğer temel İslâmî ilimler olan; fıkıh, tefsir, akaid ve hadiste olduğu gibi asr-ı saadet'ten iki-üç asır sonradır. Aynı şekilde, bu ilimler de esasları itibariyle, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem zamanında mevcut olmakla beraber, henüz ihtiyaç hissedilmediğinden tedvin edilmemiş, düzenli birer ilim dalı olarak ortaya konulmamıştır. Tasavvuf ve diğer islami ilimlerin bir ihtiyaç haline gelmesi, sahabe-i kiram ve tabiîn'den sonraki dönemlerde, dinin aslından uzaklaşılması sebebiyledir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in tebliğ ettiği hakikî din nuru gizlenip, itikatta sapıklıklar, fikirler arasında ihtilaf vaki olmaya başladı. Cehalet insanlara galebe çalınca; eski adet, gelenek ve görenekleri ibadetlerle karışır, bazen de onların yerini alır hale geldi. İnsanlar kendi hak bildiği yolda gitmeye ve dünyaya çokça meyletmeye başladı. Dini hükümler ve kurallar, esasları yönünden ikinci plana itilerek, ayetler ve hadisler siyasi veya şahsî amaçlarla indî yorumlara tabî tutulmaya başlandı. Yalnız bir topluluk, salih ameller işlemek, ıssız yerlerde uzlete çekilerek zikir ve ibadetle uğraşmak yolunu seçti. Sonraları tasavvuf mekanları inşa edilince; arı-duru kulluk mücadelelerini daha sistemli bir şekilde sürdürmeye koyuldular. Salih amellere devam ve tashih-i itikad sonucunda; güzel haller meydana gelmeye, saf zihinler ve cilalı gönüller, marifet-i ilahiyi almaya, yudum yudum tatmaya başladı. Böylece taklidi imandan, tahkiki imana geçtiler. Kaynak: Seyda Muhammed Konyevi K.S Hanefi ve Şafi Mezhebine Göre Asrımız Meselelerine Fetvalar |
|
|
|
|
|
#5 |
|
|
Tasavvuf, nefsi kulluk alanında koşturmak ve kalbi yüce rabbe bağlamaktır. Denilmiştir ki, tasavvuf, halktan ihtiyaçları gizlemek ve sıkıntılara göğüs germektir. Sehl b. Abdullah et-Tüsterî (rah) demiştir ki: "Sûfî, bozuk düşünce ve işlerden temiz, içi güzel fikirle dolu, gözünde altın ile toprağın eşit olduğu kimsedir." Şöyle de denilmiştir: "Tasavvuf, kalbi halk ile beraber olma arzusundan temizlemek, tabiattan gelen kötü ahlâkları terketmek, beşerî sıfatların zararlı etkilerini söndürmek, nefse ait boş dava ve iddialardan uzak durmak, ruhanî sıfatlarla elde edilecek yüksek makamlara yükselmek, hakikat ilimlerine sarılmak ve dinde Hz. Resû-lullah'a (s.a.v) uymaktır." Bir diğer tarif: "Sûfî, devamlı temizlik ve arınma içindedir. O, kalbini nefsin bozuk düşünce ve ahlâklarından temizleme işiyle uğraşarak bütün vakitlerini kötü işlerden temizlenmekle geçirir. Devamlı yüce Rabbine boyun büküp ihtiyacını arzetmesi, kendisine bu işte yardımcı olur; bu hale devam etmenin bereketiyle bozuk ve kötü işlerini farkeder. Her ne zaman nefis harekete geçip herhangi bir kötü sıfatını ortaya çıkarınca, onu derin basireti ile anlar ve ondan rabbine kaçar, sığınır.Demek ki sûfî, kalbini temizleme işine devam ettiği sürece kalbi Hak'ta toplanır;nefsin hareket etmesiyle kalp dağılır; hali karışır. Sûfî, Rabbi ile kalbini ihya eder; kalbiyle de nefsinin işlerini kontrol ve ıslah eder. Bir ayette Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Allah için hakkı ayakta tutan adaletli şahitler olun." el-Mâide 5/8Bu, Allah için nefse karşı adaletli olmaktır; bunu yapan kimse tasavvufun hakikatine ulaşmış olur. |
|
|
|
|
|
#6 | |
|
|
Alıntı:
Bence tasavvuf; Halk içerisinde Hz Hakk (c.c) ile beraber olabilme sanatıdır. Vesselam... |
|
|
|
|
|
|
#7 |
|
|
Kutup kardeşim ben sana özelden bir kaç soru sormuştum rica etsem bu konu üzerinden devam edebilirmiyiz ?
|
|
|
|
![]() |
| Tags |
| nedir, tasavvuf |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | Arama |
| Stil | |
|
|