![]() |
|
|
#1 |
|
|
Zikir, bir şeyi unutmamak, hatırda tutmak, yüce Allah'ı ululamak, her türlü noksan sıfatlardan takdİs etmek; tevhid, tesbih ve tahmid etmek, kendisine mahsus bütün hamd sıfatları ile övmek demektir.
Allah'ı zikretmek, yüce yaratıcımızın bizlere bir emridir. Bu konuda Kur'an-ı Kerim'de gelen âyet-i kerimelerde şöyle buyurulur:''Rabb'ının ismini zikret! Yalnız O'na yönel'' (73/8), ''Sabah ve akşam Rabb'ının ismini zikr et!'' (76/25), ''Rabb'ını, içinden, yalvararak, korkarak, fakat, yüksek olmayan bir sesle sabah ve akşam zikr et! Gâfillerden olma'' (7/205), ''…Haberiniz olsun ki: kalpler, ancak Allah'ı zikirle yatışır, sakinleşir'' (13/28) ''Ey Îmân edenler! Allah'ı çok zikr ediniz.'' (33/41), ''Namazı kılıp bitirdiğiniz zaman, ayakta iken, otururken ve yanlarınız üzerinde iken, Allah'ı zikr ediniz..'' (4/103), ''Siz beni zikr ediniz ki, ben de sizi zikr edeyim..'' (2/152) ''…Allah'ı zikr etmek, elbette en büyük ibadettir…'' (29/45) 1-Ebû Hiüreyre ve Ebû Said-ül Hudrî (radıyallahü anhüma) dan. Dediler ki Rasulullah (sallallahü aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur:''Bir topluluk Allah'ü Teâlâ'yı anar anmaz melekler etraflarında tavaf edip dönerler. Rahmet onları kaplar. Üzerlerine sekînet iner. Allah (celle celalühu) onları, kendi yanında olanlara haber verir.'' (1) 2-Ebû Said-ül Hudrî (radıyallahü anh) dan edi ki:Rasalullah (sallallahü aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur:''Rabb Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor: ''Kimi Kur'an tilaveti ve benim zikrim benden istemesinden onu meşgul etmişse, isteyenlere verilen şeylerin en faziletlisini ona ihsan ederim'' (2)3-Ebû Said-ül Hudrî (radıyallahü anh) dan Nebi (sallallahü aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur:''Rab Teâlâ ve Tekaddes hazretleri kıyamet gününde şöyle buyurur: ' mahşer ehli kerem ehlinin kim olduğunu bilecekler.' Denildi ki:'Kerem ehli kimdir? Ya Resulellah!' Buyurdular ki:Kerem ehli mescitlerde oturup zikredenlerdir.'' (3) 4-Muâviye (radıyallahü anh) dan:Nebi (sallallahü aleyhi vesellem) ashabından bazılarının halkasına çıkageldi. Buyurdular ki:''Sizi burada oturtan nedir?'' dediler ki:'Biz oturduk, Allah'ı zikredip, Ona hamd ediyoruz.' Buyurdular ki:Cebrâil bana geldi ve bana Allah'ın sizinle meleklerine öğündüğünü haber verdi.'' (4) 5-Enes (radıyallahü anh) dan. Dedi ki: Rasulullah (sallallahü aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:''Bir cemaat toplanıp Allah'ı zikretmezler ki, semadan bir çağırıcı (şöyle) çağırır:Günahlarınız afv olunmuş olarak kalkın. Muhakkak kötülükleriniz iyiliklere değiştirilmiştir.'' (5) 6-Sabit (radıyallahü anh) dan, Selmân Allah'ı zikreden bir topluluk içerisinde bulunuyordu. Nebi (sallallahü aleyhi vesellem) (onlara) uğradı. Topluluk seslerini kestiler. Onlara:''Ne söylüyordunuz? (diye) sordu'' Allah'ı zikrediyoruz dedik. Buyurdular ki:Ben gördüm ki, rahmet iniyor. Arzu ettim ki, o rahmette sizinle ortak olayım. Sonra şöyle devam ettiler:Allah'a hamd-ü senalar olsun ki, ümmetim içinde kendileriyle beraber nefsimi sabırlı tutup (haps olunmaklığımla) emir olunduğum kimseleri halketti.'' (6) İbn-ü Kayyim El-Cevziyye zikrin faydaları hakkında dedi ki: Zikirde yüzden fazla fayda vardır : Birincisi:0, şeytanı tart ve kahr-ü-zelil ederek başını kırar. Ikincisi:Aziz ve Celil olan Rahmânı razı eder. Uçüncüsü:Kalbden gam ve kederi giderir. Dördüncüsü:Kalbe ferah, sevinç ve genişlik celb eder. Beşincisi:Yüzü ve kalbi nurlandırır. Altıncısı:Kalbi ve bedeni kuvvetlendirir. Yedincisi:Rızkı celb eder. Sekizincisi:Zâkire heybet, tatlılık, güzellik, cemal ve nimet elbiselerini giydirir. Dokuzuncusu:Zikir islâmın ruhu, dinin çarkının merkezi, kurtuluş ve saadetin vesilesi olan muhabbeti kazandırır. Allah (celle celalühu) her bir şey için bir sebep yaratmıştır. Muhabbetin sebebini ise, zikrin devamı kılınıştır. Kim Allah'ın muhabbetini elde etmek isterse, 0'nun zikrine müdavim olup, ağzından eksik emesin. Zikir, muhabbetin kapısı, onun en büyük alâmeti ve en doğru yoludur. Onuncusu:Zikir zâkire, onu ihsan kapısından girdirinceye kadar murakabeyi kazandırır. 0 vakit o, sanki Allah'ı görüyormuş gibi ona ibadet eder. Oturan kimsenin evine ulaşması mümkün olmadığı gibi, zikirden gâfil olan kimselerin de, ihsan makâmına yol bulmaları mümkün olmaz. Onbirincisi :Zikir, sahibine inâbeyi kazandırır. İnâbe ise; Aziz ve Celil olan Allah'a dönmektir. Kim, Allah'ın zikriyle ona çokça dönerse, bu hal ona, bütün halinde kalbiyle Allah'a dönüşünü kazandırır. O vakit Aziz ve Celil olan Allah onun (bütün korkulan şeylere karşı) sığınağı, tatlı ve güzel sözlerle gönlünü hoş eden (dostu-velisi) kalbinin kıblesi, belâ ve musibetlerde kaçılacak yeri olarak bâki kalır. On ikincisi:Zikir, zâkire Cenabı Hakk'ın yakınlığını kazandırır. (İnsan) Aziz ve Celil olan Allah'ın zikri kadar O'na yakın, gafleti kadar Ondan uzak olur. On üçüncüsü:Zikir sahibine mârifet kapılarından büyük bir kapı açar. Ne vakit zikri çokça yaparsa marifeti (de) o nisbette fazlalaşır. On dördüncüsü:Zikir sahibine, Cenabı Hakk'ın kalbine şiddetli hakimiyetinden ve Allah'la beraber huzurundan dolayı, Aziz ve Celil olan Rabb'ının heybet ve Celâlini kazandırır. Gâfilin hali ise bunun aksinedir. Çünkü onun kalbinde heybetin örtüsü çok incedir. On beşincisi:Cenabı Hak Teâlâ'nın buyurduğu gibi Allah'ın kendisini anmasını kazandırır: ''Beni zikrediniz. Ben de sizi zikredeyim.'' (2/152) Şayet zikir hakkında hiçbir fazilet ve şeref bulunmasaydı, yalnız bu (âyet), fazilet ve şeref olarak ona kâfi gelirdi. Nebi (sallallahü aleyhi vesellem) efendimiz, Rabbı Tebareke ve Teâlâ'dan rivayet ettiği hadis-i kutsîde buyurdular ki:''Kim beni kendi nefsinde zikrederse, ben de onu kendi zatımda zikrederim. Kim beni bir topluluk içinde anarsa, ben de onu, o topluluktan daha hayırlı bir cemaat içerisinde anarım.'' (7) On altıncısı:Zikir, sahibine kalbin canlılığını kazandırır. Şeyh-ül İslâm İbn-ü Teymiyye'den (k.s) işittim. Şöyle diyordu:''Balık için su ne ise, kalp için (de) zikir odur. Balık sudan uzaklaştığı zaman hali nasıl olur? '' On yedincisi:Zikir, kalbin paslarından temizlenip cilalanmasını kazandırır. Her bir şey için bir (çeşit) pas vardır. Kalbin pası, gaflet ve hevâdır. Cilası ise; zikir, tövbe ve istiğfardır. On sekizincisi:Zikir, hataları düşürüp giderir. Çünkü o, hasenâtın en büyüklerindendir. Hasenât ise, seyyiâtı yok eder. 0n dokuzuncusu:Kul ile Rabbı Tebâreke Ve Teâlâ arasındaki vahşeti giderir. Zira, gafil kimse ile Aziz ve Celil olan Allah arasında zikirden başka bir şey ile son bulmayan bir vahşet vardır. Yırmincisi: Kul, zikriyle genişlik ve rahatlık halinde Allah'ü Teâlâ'yı tanır ve bilirse, Allah (celle celalühu) da onu, şiddet ve sıkıntı halinde görüp gözetir. Bu konuda gelen rivayetin manası:Allah'ü Teâlâ'yı zikreden itaatkar bir kul, ona bir şiddet isabet ettiği veya Allah'tan bir ihtiyâcını istediği zaman, melaike-i kiram:''Ya Rabbi! Bu bilinen bir kulundan bilinen bir sestir,'' derler. Allah'tan yüz çevirmiş gâfil ise, Allah'a duâ edip ondan istediği zaman, Mlâike-i kiram:''Ya Rabbi!: Bilinmeyen bir kulundan bellisiz bir sestir, '' derler. Yirmi birincisi:Zikir, sahibini Muâz (radıyallahü anh) ın merfûen rivayet edip dediği gibi, Allah'ın azâbından kurtarır:''Adem oğlu, Allah'ın azâbından kendisini, Allah'ın zikrinden daha fazla kurtaran bir amel işlememiştir.'' (8) Yirmi ikincisi:Zikir, Nebi (sallallahü aleyhi vesellem) in haber verdigi gibi (9) sekînetin nüzûlünün, rahmetin ihatasının, meleklerin ziyaret edip, zâkirin etrafında tavaf etmelerinin sebebidir. Yirmi üçürıcüsü:Zikir, lisanın gıybet, koğuculuk, yalan, fuhşiyyat ve batıl sözlerden kendiliğinden meşgul olmasının sebebidir. Kul için konuşmak, lazım olan bir şeydir. Şayet Allah'ü Teâlâ ve onun emirlerinin zikriyle konuşmazsa, şu bahsi geçen haramlar veya bazısıyla konuşacaktır. Bundan kurtuluş ve selamet, ancak Allahü Teâlâ'nın zikriyle mümkün olur. Müşahede ve tecrübe buna iki şahittir. Kim Allah'ın zikrine lisanını alıştırırsa, lısanını, boş söz ve batıldan korumuş olur. Kimin de lisanı, Allah'ü Teâlâ'nın zikrinden kurursa, bütün batıl, lağv ve fuhşiyyatla ıslak olur. Yirmi dördüncüsü:Zikir meclisleri, Melaikelerin oturup durdukları yerlerdir. Lağv ve gaflet meclisleri ise şeytanların meclisleridir. Kul, bu iki meclisten en hoşuna gideni ve kendisine en layık olanı seçmekte serbesttir. Çünkü o, dünyada ve Ahirette ehli ile beraberdir. Yirmi beşincisi:Zâkir ve onunla beraber oturanlar, onun zikriyle mes'ut ve bahtiyardırlar. O, nerede olursa olsun mübarektir. Gafil ve boş söz sahibi ise, lağv ve gafleti ile şâkî olur. Onun lağvı ve gafleti sebebiyle, onunla oturanlarda şaki olur. Yirmi altıncısı:Kulu kıyamet gününde hasretten emin kılar. Çünkü kulun Rabbı Teâlâ'sını zikretmediği bütün meclisler kıyamet gününde onun üzerine bir hasret ve noksanlık olur. (10) Yirmi yedincisi:Zikir, zâkirin halvette, tenhalarda ağlamasıyla beraber; kulun en büyük sıcak gününde, arşın gölgesinde, Allah'ü Teâlâ'nın (kendisini) gölgelendirmesine sebeptir. (11) Yirmi sekizincisi:Zikirle meşguliyet, Allah'tan ihtiyacını isteyenlere verilen şeylerin en üstününü, zâkirlere, Allah'ın ihsan etmesine sebeptir. Ömer bin Hattab (radıyallahü anh) dan:Rasulullah (sallallahü aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:''Allah Sübhanehu ve Teâlâ buyurdular ki:''Kur'an okumak ve benim zikrim, her kimi benden (ihtiyacını) istemesinden onu meşgul ederse; ben ona, isteyenlere verilenin en faziletlisini ihsan ederim. (12) Yirmi dokuzuncusu:Zikir, ibadetlerin en kolayıdır. En büyüğü ve en faziletlilerindendir. Çünkü dilin hareketi, uzuvların hareketinin en hafifi ve en kolayıdır. Şayet insanın azâlarından bir uzuv gece ve gündüz lisanın hareketi kadar hareket edecek olsa, insana son derece meşakkatli gelir. Doğrusu böyle bir hareketi yapmak mümkün olmaz. Otuzuncusu:Zikir Cennet ağacıdır. Tirmizî camii'nde Abdullah İbn-i Mes'ud hadisinde rivayet etti ki: Abdullah İbn-i Mes'ut dedi: Rasulullah (sallallahü aleyhi vesellem) buyurdu ki:İsrâ gecesi İbrahim Halil aleyhisselâm ile karşılaştım. Dedi ki: Ya Muhammed; Ümmetine selam ederim. Onlara haber ver ki; Cennet, toprağı hoş, suyu tatlı (bir yer) dir. Ve yine o Cennet kıraçtır. Onun ağaçlandırılması ve yeşillenmesi ise;'' Süphânallahi, velhamdülillâhi, velâ ilâhe illallahü vallahü ekber'' dir. (13) Otuzbirincisi:Zikir üzerine sıralanan (Allah'ü Teâlâ'nın) lutuf ve ihsanı, ondan başka diğer ameller üzerine sıralanmamıştır. Buharî ve Müslim’de : Ebû Hüreyre (radıyallahü anh) dan: Rasulullah (sallallahü aleyhi vesellem) buyurdular ki:''Kim bir günde yüz defa; ''Lâ ilâhe illallahü vahdehû la şerîke lehû, lehül mülkü velehül hamdü ve hüve alâ külli şeyin kadîr '' derse ona, on köle âzad etmenin karşılığı sevab vardır. Ve ona yüz sevap yazılır. Yüz günah da ondan silinir. O günü için akşama kadar ona şeytandan bir muhâfaza olur. Onun yaptığından daha üstününü, ancak o kimseden daha fazla amel eden kimseden başka bir kimse de yapamaz.'' (14) Kim de bir günde yüz defa; ''Sübhanallahi ve bi hamdihi'' derse onun hataları-velev ki deniz köpüğü gibi çok olsa bile- düşürülür. Otuz ikincisi:Rab Teâlâ'nın zikrine devam, kulun hayatında ve varıp duracağı (kıyamet) yerinde belâ ve zilletine sebep olan Allah'ı unutmaktan emin olmayı gerektirir. Çünkü Rab Sübhanehu Ve Teâlâ'nın unutulması, kendi nefsini ve o nefsin fayda ve menfaatlerinin unutulmasını gerektirir. Allah'ü Teâlâ şöyle buyuruyor:'' 0 kimseler gibi olmayın ki, onlar Allah'ı unuttular. Allah da onlara kendilerini unutturdu. (Artık kendi menfeatlerini düşünemezler) İşte bunlar fâsıkların ta kendileridir.'' (59/19) Otuz üçüncüsü:Zikir kulu, yatağında, çarşıda, sıhhat ve hastalık halinde, nimet ve lezzet halinde (bile) yoluna devam ettirir. Hiçbir şey bütün vakitlere ve hallere onun gibi şâmil olamaz. 0 derece ki, kul yatağında uyur (zikir) onu yoluna devam ettirir. Gafletle uyanık kimselerin önüne geçer. Bu kimse sabahladığında kafileyi geçmiştir. Halbuki o yatağında srtı üstü yatmaktadır. Şu uyanık gafil ise kâfilenin gerisinde sabahlar. Bu Allah'ın fazlıdır ki dilediğine ihsan eder. Bu ve buna benzer şeyler için sahih (doğru) ve fâsit (yanlış) mahaller vardır. Kim, döşeğinde yanı üzere uyuyan kimse, gecesini namazla geçiren kimseyi geride bırakır, öne geçer diye hükmederse, bu hüküm bâtıldır. Ancak o (hükmün) yeri (şurasıdır ki) yatağında yatan bu kimse, kalbini Aziz ve Celil olan Rabb'ine bağlar, kalbinin muhabbetini arşa yapıştırır. Kalbi melaike-i kiram ile arşın etrafında tavaf ederek uyur. Dünya ve içindekilerden uzak olur, gece kıyamından; ağrı, soğuk veya kendini taleb eden bir düşmanın görmesi korkusu gibi geri bırakıcı mânilerden bir mâni veya onlardan başka diğer özürler (gibi) onu geri bırakıp (gece) kıyamına mani olmuşsa o yatağında sırtı üstü yatmakta, kalbinde ne olduğunu da Allah bilmektedir. Diğeri kalkmış namaz kılıp tilavet etmekte, kalbinde riya, ucub, makam isteme, insanların yanında övülmeyi arzu etme (gibi hastalıklar) bulunmaktadır. Allah (celle celalühu) ise onun kalbinde olanları hakkiyle bilmektedir. Yahut kalbi bir vadide cismi (diğer) bir vadidedir. Şüphe yok ki; şu uyuyan, bu uyanık ibadet eden kimseyi çok merhaleler geçmiş olarak sabahlar. Otuz dördüncüsü:Zikir, kâide (ve prensip) lerin başı, bütün sofiyye cemaatının yolu, velayetin ilânnamesi ve (fermanı) dır. Zikirden kime bir (kapı) açılmış ise; gerçekten ona Aziz ve Celil olan Allah'ın huzuruna çıkmaya bir giriş kapısı açılmış demektir. (Bundan sonra o kimse içini ve dışını) temizlesin. Rabb'inin huzuruna girsin. 0'nun yanında bütün arzu ettiklerini bulsun. Eğer Rabbini bulursa her şeyi bulmuş, şayet O'nu kaybederse her şeyi kaybetmiş olur. Otuz beşincisi:Muhakkak ki zikir, marifet ve haller meyvelerini veren bir ağaçtır ki, Allah yolunun yolcuları o meyveler (i devşirmek) için kollarını sıvamışlardır. Onun meyvelerine ulaşmaya zikir ağacından başka bir yol yoktur. Bu ağaç ne zaman büyür, kökleri sağlamlaşırsa, meyveleri de o nisbette büyük olur. Zikir; uyanıklıktan tevhide kadar bütün makamların meyvelerini verir. 0, bütün makamların aslı ve bu makamlar üstüne bina edilen şeylerin de temelidir. Nasıl ki, duvarlar temel üzerine ve çatının kendi duvarı üzerine oturtulduğu gibi. Hal böyle olunca kul, uyanık olmazsa onun yolculuğunda menzilleri geçmek mümkün olmaz. Uyanıklık ise, daha önce de geçtiği gibi ancak zikir ile olur. Gaflet, kalbin uykusu veya ölümüdür. Otuzaltıncısı:Zâkir mezkuruna yakın, mezkuru da onunla beraberdir. Bu beraberlik özel bir beraberliktir ki (Cenab-ı Hakk'ın) ihata-i âmme denilen bütün mahlukatını kuşatması ve ilmiyle, kullarıyla beraber olmasından başka bir beraberliktir. 0, Allah'ü Teâlâ'nın şu âyetlerinde görüldügü gibi kurbiyyet, velayet, muhabbet, nusret, tevfik berâberliğidir: ''Gerçekten Allah takva sahipleri ve ihsanda bulunan kimselerle beraberdir.'' (16/128) ''Muhakkak Allah sabredenlerle beraberdir'',(8/66) ''Muhakkak ki Allah ihsanda bulunanlarla beraberdir'', (29/69) ''Mahzun olma. Muhakkak ki Allah bizimle beraberdir. '' (9/40) Zikreden kimse için, Hadis-i Kutsi'de olduğu gibi, bu beraberlikten bol bir nasib vardır. ''Ben kulumla beni zikrettiği ve dudakları benimle hareket ettiği müddetçe berâberim.'' (15) Diğer bir eserde de: ''Benim zikrimin ehli, meclislerimin ehlidirler. Şükrümün ehli (ise) ziyade ettiğimin ehlidirler. İtaatımın ehli, kerametimin ehlidirler. Ma'siyyetimin ehli (ise) onlara, rahmetimden ümitlerini kestirmem. Şayet bana tövbe ederlerse ben onların habîbiyim. Çünkü ben, tövbe edenlerle, temizlenenleri severim. Eğer tövbe etmezlerse ben onların tabîbiyim. Onları ayıplardan temizlemem için musibetlere mübtela ederim. '' (16) Zâkir için hasıl olan (şu) beraberlik hiçbir şeye benzemeyen bir beraberliktir. 0, müttakî ve ihsan sahibine hasıl olan beraberlikten daha özel bir berberliktir. Onu, ne bir ibare idrak edebilir ve ne de bir sıfat ona ulaşabilir. 0, Ancak zevk ile bilinebilir. Otuz yedincisi:Allahü Teâlâ'ya karşı, yarattığı müttakî kulların en kerîmi, hiç şüphesiz dili, onun zikriyle islak olmaktan hâli olmayandır. Çünkü o, 0'nun emrinde ve nehyinde ondan korkup sakınmıştır, zikrini şıârı yapmıştır. Takva ona, Cennet'e girmeyi ve ateşten kurtulmayı kazandırmıştır. Şu, sevap ve ücrettir. Zikir ise ona Aziz ve Celil olan Allah'ın kurbunu ve yanında yakınlığını kazadırır. Bu ise, (sevap ve ücret değil) makamdır. Menzilettir. Otuz sekizincisi:Kalbde bir katılık ve sertlik vardır ki, onu ancak Alah'ü Teâlâ'ının zikri eritir. Kula gereken, kalbinin katılığını Allah'ü Teâlâ'nın zikriyle tedavi etmesidir. Hammâd ibn-i Zeyd anlattı ki:'' Bir adam Haseni Basrî'ye dedi:''Ya Ebâ Said! Kalbimin katılığını sana şikayet ediyorum. Hasen-i Basri:''Zikirle erit '', cevabını verdi. Çünkü kalb, ne zaman şiddetli gaflette kalırsa, o nisbette de katılığı kuvvetlenir. Ne vakit Allah'ü Teâlâ'yı zikrederse, ateşte kurşunun eridiği gibi bu gaflet de eriyip gider. Allah'ın zikri gibi kalbin katılığını ne eritebilir? Otuz dokuzuncusu:Zikir, kalbin, şifası ve devasıdır. Gaflet ise kalbin marazıdır. Kalbler hastalıklıdır Onların devası ve şifası, Allah'ü Teâlâ'nın zikridir. Mekhul dedi ki:''Allah‘ın zikri şifa, insaların zikri ise hastalıktır,'' (17) denildi ki: Şiir Hastalandığımızda zikrinizle tedavi oluruz. Bazı vakitler zikri terkederiz, o vakit tekrar hastalanır başımız üzeri yuvarlanırız. Kırkıncısı:Zikir, Allah'ın kuluna yardım edip, görüp gözetmesinin temeli ve başıdır. Gaflet ise, Cenab-ı Hakk'ın peş peşe musibet ve bela verip gadap etmesinin aslı ve esasıdır. Kul Rabbını zikretmeye devam ede ede nihayette Rabbı onu sever ve onu görüp gözetir. Ve yine kul, Rabb'ından gâfil ola ola, nihayette Allah ona gadab edip bir vuruşta birkaç musibeti ve belâyı birden ona musallat eder. Evzâî dedi ki:''Hassân bin Atiyye dedi:''Kul Rabbine (karşı) zikri kerih görmek veya onu zikredeni çirkin görmekten daha şiddetli bir şeyle düşmanlık yapmamıştır. Bu düşmanlık ve Allah'tan uzaklaşmanın sebebi gaflettir. Gaflet kul ile beraber devam ede ede Allah'ın zikrinden ve onu zikreden kimseden nefret ettirir. O vakit de Allah kendisini zikredeni dost kabul ettiği gibi onu düşman kabul eder. Kırk birincisi:Eb-üd-Derdâ'dan anlatılan rivayete göre, zikre devam eden gülerek cennete girer:Eb-üd-Derdâ'dan. Dedi ki:''Dilleri Allah'ın zikrinden ıslak olmaktan hâlî olmayanlar; onlardan her biri, Cennete gülerek girer'' Kırk ikincisi:Zikir, kul ile cehennem arasında bir seddir. Amellerinden herhangi birisi Cehenneme yol olduğunda zikir, o yola bir sed olur. Bu zikir zikr-i dâimi ve kâmil bir zikir olursa, sed de (o nisbette) muhkem ve menfez açılmaz bir engel olur. Şayet böyle değilse durumuna göre onu Cehennemden muhafaza eder. Kırk üçüncüsü:Bütün ameller, ancak Allah'ın zikrini dosdoğru yapmak için meşru kılınmıştır. Bundan maksat, Allah'ın zikrini elde etmektir. Allah'ü Teâlâ: '' Beni hatırlamak ve anmak için dosdoğru namaz kıl '' (20/14) buyurmuştur. Kim zikrin faydalarını bilmekte genişlik isterse, zikir hakkında yazılmış olan İmam-ı Nevevî'nin (rahimehullah) 'El-Ezkâr'ına, İbnü Atâullah Es-Sikenderî'nin 'Miftah-ül Felâh'ına ve Celalüddin Es-Süyûtî' ni 'A'mal ül yevmi vel-Leyleti' kitabına ve diğer uzun zikir kitapları gibi kitaplara müracaat etmesi gerekir. Sofiyye büyükleri bütün hallerinde Allah'ü Teâlâ'nın zikrine devam etiler. Hatta çok faydalarına dokunup yakînen (o faydaları müşahede eden) ehl-i vukuflardan onu nakledip haber verdiler. Başkalarına, Rab'lerinin zikrini çok yapmalarını:''Sizden birisi nefsi için sevdiğini (din) kardeşi için de sevinceye kadar imanı kamil olmaz '' (18) bâbından nasihat ettiler. Tabiinin imamı Hasen-i Basrî diyor ki:''Allah'a, kullarının en sevgilisi, onların en çok zikredenleriyle, kalben ondan en çok sakınanlarıdır'' Zünnun-u Mısrî dedi ki'' Dünya ancak Allah'ın zikriyle tatlı; Âhiret ancak 0'nun afvıyla lezzetli, Cennet ancak 0'nun rü'yetiyle güzeldir.” Ebû Said El-Harraz (rahimehullah) der ki:''Allah'ü Teâlâ, velilerinin ruhlarına zikriyle lezzetlenmeyi ve yakınlığına ulaşmayı (daha dünyada iken) peşin ihsan eyledi. Ve bedenleriyle nâil oldukları nimetlerin onlara en uygun olanlarından acele verdi. Her olan şeyde nasib ve hisselerini bol yaptı. Böylece vücutları ehl-i Cennetin yaşayışı gibi yaşayıp ruhları Rabbanilerin hayatı gibi hayat sürdü. (19) __________________________________________________ ______ 1-Müslim; zikir kitabında, Tirmizî; duâ kitabında rivâyet edip hasen sahihdir demiştir. 2-Tirmizî rivayet edip hasen hadistir dedi. Dâremî ve Beyhakî de onu rivâyet etti. 3-İmam Ahmed, Ebû Yâ'lâ, Beyhakî ve İbn-ü Hibbân sahihinde onu rivâyet etti. 4-Müslim zikir kitabında uzun bir hadiste, Tirmizî duâ kitabında onu rivâyet etti. 5-Ahmed ve diğerleri onu rivayet etti. 6-İmam Ahmed ve Hâkim rivâyet etti. Hakim onu sahihledi. 7-Buhârî Sahih'inde tevhit kitabında onu Ebû Hüreyre (r.a) dan rivâyet etti. 8-Tirmizî duâ kitabında onu rivâyet etti. 9-Müslim; zikir kitabında, Tirmizî; duâ kitabında rivâyet edip hasen sahihdir demiştir. 10-Ebû Dâvud Sünen'inde, İmam Ahmed, İbn-ü Ebi'd dünya, Nesâî ve İbn-ü Hibbân Sahihinde onu rivâyet etti. Lafız Ebû Dâvud'a âittir. 11-Buhârî Sahih'inde Cemaatle namaz babları kitabında, Müslim Zekât kitabında onu rivayet etti. 12-Tirmizî ''Fazâil-il Kur'an'' kitabında onu rivâyet edip hasen hadistir demiştir. Dâremî ve Beyhakî'de onu rivâyet ettiler. 13-Tirmizî, hadis hasendir, kitab-üd deavat'da olduğu gibi. İbnü Mes'ud hadisinde gariptir, dedi 14-Buhârî Sahihinde deavât kitabında, Müslim zikir kitabında onu rivâyet etti 15-İmam Ahmed, İbn-ü Mâce, Hâkim ve İbn-ü Hibbân rivayet edip sahihledi. Feyz-ül Kadîr C:1, S:309 da olduğu gibi. 16-İmam Ahmed Müsned'inde onu rivâyet etti. 17-Beyhakî Mekhulden mürsel olarak rivâyet etti. Keşf-ül Hafâ Aclûnî; C:1, S:419 18-Buhârî ve Müslim îmân kitabında onu Enes (r.a) dan, Nesâî îmân kitabında, Tirmizî kıyametin sıfatı kitabında onu rivayet ettiler. 19-Hılyet-ül Evliyâ; Ebû Naîm, C:1, S:247 alıntı:mihver |
|
|
|
|
|
#2 |
|
|
Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmaktadır: "Kalpler ancak zikrullah ile mutmain olur." (Ra’d; 28)
1) Zikir şeytanı kovar. 2) Allah-u Zülcelal zikreden kulundan razı olur. 3) Zikir kalbe huzur, sürur ve genişlik verir. 4) Zikir kalpten gam, kaygı, gussa ve kederleri giderir. 5) Kalbi ve yüzü nurlandırır. 6) Kalbi ve bedeni kuvvetlendirir. 7) Rızkı celbeder. Cenab-ı Hak esbabına halk ile kolaylıkla merzuk olur. 8) Zikir sahibine mahabbet, halavet, güzellik ve parlaklık verir. 9) Ruh-u İslâm olan zakire Allah-u Tealâ sevgisini ihsan eder. O muhabbet ki saadet ve necattır. Her şeyin bir sebebi vardır. ‘Muhabbet-i İlâhiye’ ye sebep de zikrullahın dil ve kalp ile devamıdır. 10) Zikir, murakabeyi, tefekkürü, düşünmeyi getirir tâ ki ihsan kapısından içeri sokar. İhsan ise en yüksek makamdır. 11) Zikrullah sebebiyle kalbinde büyük bir marifet-i ilâhiye kapısı açılır. Ve zikrini artırdıkça marifetullah da o nisbette artar. 12) Zikir, zakirin kalbinde Allah-u Zülcelal'in heybet, azâmet, celal ve tazimini artırır. 13) Zikir Allah'a tevbeyi iras eder. Bu ise Allah-u Zülcelal'e rücûdur. Kalbe tesir eder, sığınağı, ilticagahı ve kalbin kıblesi olur. 14) Zakir, zikri kadar Allah-u Zülcelal'e kurbiyet hasıl eder. 15) Zikir Allah-u Teala'nın kendisini (zikredeni) zikrine sebep olur. Zikrullah'da başka bir fayda olmasa da: "Allah-u Zülcelal'in kulunu zikretmesi nimeti ve şerefi o kul için kâfidir." 16) Zikir kalbin hayatiyetini artırır. Zikir kalp için çok lazımdır ve kalp ona muhtaçtır. Balığın suya muhtaç olduğu gibi. 17) Zikrullah kalbe cila verir, paslarını giderir. Kalbin pası gaflet ve hevasına uymaktır. Cilâsıda tevbe, istiğfar ve zikrullahtır. 18) Zikrullah hata ve günahları siler. Çünkü ayet-i kerimede: "Şüphesiz ki güzel ameller kötülükleri giderir." (Hud;; 114) buyrulmuştur. 19) Zikir kul ile Allah arasındaki korku ve haşyeti giderir ve Allah-u Zülcelal ile ünsiyet (yakınlık) sağlar. 20) Kul Allah'ı genişlik ve rahatlık zamanında zikreder de sonra ona bir darlık veya sıkıntı gelip Allah'a yalvarmaya başladığı zaman melekler ona yardmcı olurlar. 21) Zikir, kulu ilahî azaptan kurtaracak yegâne bir ibadettir. 22) Zikir, sekîne, vakar ve rahmeti ilâhinin kendisini kuşatmasına, meleklerin de kendisini ziyaret ve tavaf etmelerine sebep olur. 23) Zikir dilin, gıybet, nemime, yalan, fuhuş ve faydasız sözlerden korunmasına sebep olur. 24) Zikir meclisleri meleklerin de bulunduğu meclislerdir. Gaflet içinde boş ve faydasız sözlere sahne olan meclisler ise şeytanların meclisleridir. Kişi hangisini seçerse ahirette onlarla beraber haşrolur. 25) Zâkir zikriyle said olur ve onlarla oturanlar da said olurlar. Gaflet ve günah meclislerinde oturursa şâki olur. 26) Zakirler kıyamet gününde hasret ve nedametten emin olurlar. 27) Zâkir, zikrederken (bilhassa tenhada) ağlasa kıyamet gününde arşın gölgesinde olur. 28) Zikirle meşgul olana istemeden, isteyenlere verilenden daha âlası ve efdali verilir. 29) Zikir, ibadetlerin en kolayı ve efdalidir. 30) Cennetin ağaçları, yapılan zikir ve tesbihlerle vücuda gelir. 31) Zikreden kullara verilen atiyye (ikram) ve ihsanları başka amellerle elde etmek mümkün değildir. 32) Zikrullah insanı muhakkak Allah'a doğru seyr ettirir. İster sokakta ister yatakta, her zaman, her yerde, dilde ve gönülde Allah ve Allah'ın rızası olmalıdır. 33) Şu muhakkaktır ki, zikrullah her tarikatta ve tasavvuf ehlinin indinde bütün usul ve kaidelerin ve edeplerin başıdır. Velâyet alâmetidir. Her kime ki zikrullah kapısı açılır, hiç şüphe yoktur ki; ona Allah-u Teâlâ’nın huzuruna dahil olunacak bütün kapılar açılır. Öyleyse sen de temizlen de Rabbinin huzuruna gir. Her istediğini orada bulursun. Rabbini bulan her şeyi bulur, Rabbini unutan her şeyden mahrum kalır. 34) Zikrullah muhakak bir ağaca benzer ki; ondan irfan ve haller yetişir. 35) Zikreden, zikrettiğine yakındır. Zakir Allah-u Zülcelal'i zikrettiği müddetçe O'nunla beraberdir. 36) Allah-u Zülcelal'in müttaki kullarından en çok ikrama layık olanlar, dilleri Allah-u Zülcelal'in zikri ile meşgul olanlardır. 37) Muhakkakki beşeriyetin gereği kalplerde kasvet, zulmet ve merhametsizlik gibi hastalıklar olur. Bu hastalıkların tedavisi ise ancak Zikrullah ile mümkündür. 38) Zikrullahta kalplere şifa vardır. Kalbin yegane ilacıdır. Gaflet ise kalbin hastalığıdır. Hasta kalplerin devası ve şifası zikrullahtır. Çünkü kalp, nur mahallidir; daima nur ister. 39) Muhakkak zikrullah, Allah-u Zülcelal'e olan dostluğun başı ve esasıdır, gaflet ise, Hakkın buğzunun sebebi ve esasıdır. 40) Muhakkak Allah-u Zülcelal kendini zikreden kulunu sevinç ve surura kavuşturmuş olduğu halde cennetine koyar. 41) Zikrullah, muhakkak kul ile cehennem arasında bir settir. Kul yapmış olduğu bazı kusurlardan dolayı cehennem yoluna konulsa bile, yapmış olduğu zikirler, hemen o yolları ka-patır ve o zâkir kulun cehenneme girmesine mani olurlar. 42) Şeriatın emrettiği ne kadar ibadet varsa hepsi zikrullah’ın ikame ve icrası için emr olunmuştur. Namazın kılınması da Zikrullahın ikamesi icindir. Bazı haberlerde varid olmuştur ki, Cenab-ı Hak: "Evliyalarım, ehibbalarım (sevgililerim), dostlarım benim zikrimle nimetlenirler. Yâni benim, zikrimden manevi gıdalarını alırlar ve benimle ünsiyet ederler. Çünkü ben, sizler için, dünya ve ahirette en güzel mürebbiniz, mâbudunuz ve maksudunuzum." buyurmuştur. |
|
|
|
|
|
#3 |
|
|
kalpler ancak Allahın zikriyle sükun bulur.
|
|
|
|
|
|
#4 |
|
|
1-Zikir karanlıklardan aydınlığa çıkarır.
“Ey iman edenler!Allah’ı (dilinizle ve kalbinizle türlü tesbihler yaparak) çok zikredin.”(Ahzab Süresi:41) “O’nu sabah ve akşam tesbih edin, yüçeltin.” (Ahzab Süresi:42) “Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için sizin üzerinize melekleri ile rahmet eden o’dur. O, Mü’minlere çok merhametlidir.”(Ahzab Süresi:43) 2-Allah’u taalayı zikredeni o, yüksek makamda bulunan topluluklara zikreder. “O halde siz, bana itaat ve ibadet ederek beni zikredin ki, ben de sizi mağfiretimle anayım. Nimetlerime şükredin de nankörlük yaparak küfre varmayın (beni ve nimetlerimi inkar etmeyin).” (Bakara Süresi:152) Ben kulumun, bana olan zannının nezdindeyim. Kulum beni zikrettiğinde ben onunlayım.Eğer o beni yalnız başına zikrederse ben de onu kendim onarım. Eğer beni bir topluluk içinde zikredese ben onu daha hayırlı bir toplulukta onarım. (Buhâri, Müslim, Tirmizi, Ebu Hureyreden o da resûlüllah(s.a.v)’den 3-Zikir, zikreden erkek ve kadınlar için Allah’tan bağışlanma vesilesidir. “Gerçekten Allah’ın emrine boyun eğen bütün erkek ve kadınlar, (gereği üzere Allah’ı ve Peygamberini tasdik eden) mü’min erkekler ve mü’min kadınlar, ibadete devam eden erkekler ve kadınlar,(işlerinde ve sözlerinde) sadık erkekler ve sadık kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, mütevazi erkekler ve mütevazi kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve ırzlarını koruyan kadınlar, Allah’ı çok zikreden erkekler ve Allah’ı çok zikreden kadınlar, Allah bunlara bir mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.” (Ahzab Süresi:35) 4-Zikir amellerin en hayırlısı ve en temizidir. “Sahibiniz olan Allah’ın nezdinde, amellerinizin en hayırlı ve en temizini, derecelerinizi en yükseklere çıkaracak olanını, altın ve gümüş sadaka vermekten daha hayırlı olanını, düşmanlarınızla karşılaşıp siz onların boynunu onlar da sizin boynunuzu vuracak şekilde savaşmanızdan da daha hayırlısını haber vereyimmi? Dedilerki evet haber ver ey Allah’ın Resûlü! Resûlüllah (s.a.v):Allah’ı zikretmektir. Buyurdu.” (Tırmizi, ibn-i Mace, Hâkim, Zehebî) 5-Zikir hayatın şerefi, yaşamın kıymetidir. “Allah’ı zikredenlerle zikretmeyenin misâli, yaşayanla ölünün misalidir.” Bu hadisi Buhari, Ebu Musel-Eş’ari’den rivayet etmiştir. İmam müslüm ise: “içinde Allah zikredilen ev ile içinde Allah Zikredilmiyen evin misâli, diri ile ölü misâlidir.” Şeklinde nakletmiştir. Konu srseriii tarafından (06-12-2010 Saat 13:40 ) değiştirilmiştir.. |
|
|
|
|
|
#5 |
|
|
ZİKİR, bize göre, dünyada bir insanın yapabileceği, en yararlı çalışma türüdür.
ZİKİR, "Allâh'ı anma" diye her ne kadar tercüme edilirse de, böyle bir tercüme son derece yetersizdir. 1. ZİKİR, beyinde tekrar edilen kelimenin manâsı istikâmetinde, beyin kapasitesini arttırır. 2. ZİKİR, beyinden üretilen dalga enerjinin RUH'a, yani halogramik dalga bedene yüklenmesini ve böylece ölümötesi yaşamda güçlü bir RUH'a sahip olunmasını sağlar. (ZİKİR konusunda beynin faaliyetlerini ve sistemini "İNSAN ve SIRLARI" kitabında bütün detayları ile okuyabilirsiniz. Ahmed HULUSİ.) 3. ZİKİR, tekrar edilen manâlar istikâmetinde beyinde anlayış, idrak ve o manâların hazmedilmesi gibi özellikleri geliştirir. 4. ZİKİR, Allâh'a yakîn sağlar. 5. ZİKİR, ilâhî manâlar ile tahakkuku temin eder. İşte, birkaçını saydığımız bu özellikler dolayısıyla Kur'ân-ı Kerîm de ZİKİR son derece övülen bir çalışma olarak belirtilmiş; ve bu konuda ZİKRE önem vermeyenler şiddetle uyarılmışlardır: "RAHMAN'IN ZİKRİNDEN YÜZ ÇEVİRENE ŞEYTAN MUSALLAT OLUR VE ARKADAŞI OLUR. SONRA GERÇEKLERİ SAPTIRIR VE ONU HİDAYETTEN UZAKLAŞTIRIR. ONLARSA BU DURUMDA HÂLÂ HİDAYETTE OLDUKLARINI SANIRLAR." (43-36/37) & "ŞEYTAN ONLARI İDARESİNE ALMIŞ, ALLAH'I ZİKRETMEYİ UNUTTURMUŞTUR. ONLAR ŞEYTANIN GRUBUDUR. ŞEYTANA TABİ OLANLAR HÜSRANA UĞRAYACAKLARDIR." (58-19) & "ALLAH'I ÇOK ÇOK ZİKREDİN" (33-41) & "HER KİM, BENİM ZİKRİMDEN YÜZ ÇEVİRİRSE ONA DAR BİR GEÇİM VARDIR VE ONU A'MA OLARAK HAŞREDERİZ" (20-124) & "BENİ ZİKRETTİĞİNİZDE SİZİ ZİKRETMEKTEYİM" (2-152) & "EĞER KULLARIM SANA BENİ SORARLARSA, BEN YAKINIM. BANA DUA EDENİN DUASINA İCABET EDERİM" (2-186) & "ALLAH ZİKRİ, EKBERDİR" (29-45) & ZİKİR'in insana ne kadar büyük yararları olduğuna bakın Hazret-i Rasûl aleyhi's-selâm nasıl işaret ediyor: "Allâh katında çalışmaların en sevimlisi hangisidir?... sorusuna cevab: - Dilin, Allâh'ı zikretmeye devam ettiği halde ölmendir"!. & "Size çalışmalarınızın en hayırlısını, Allâh indinde en temiz olanını, derecelerinizi en fazla yükseltenini ve sizin için altın ve gümüş infak etmekten, düşmanlarınızla savaş meydanında karşılaşıp boyun vurmanızdan ve onların sizin boyunlarınızı Allah yolunda vurmalarından daha hayırlı bir çalışmadan haber vereyim mi?.. İşte o Allah'ı ZİKRETMEKTİR." & "Allah'ın azâbından, Allâh'ı ZİKİR etmekten daha fazla hiç bir şey kurtaramaz." & "Allah katında kıyâmet gününde kulların hangisinin derecesi daha faziletlidir; sorusuna şu cevabı verdi: - Allah'ı çok ZİKİR EDENLER." Soruldu ki, "Yâ Allah yolunda cihâd eden gazinin ki?"... Buyuruldu: - Kâfirler ve müşrikler içerisinde kılıcı ile kırılıncaya kadar ve kana bulanıncaya kadar savaşsa da, şüphesiz ki, Allâh'ı çok zikredenlerin derecesi, ondan daha faziletli olur." & "Kul, şeytandan ANCAK, Allâh'ı ZİKRETMEKLE korunur!.." & "Sahip olduklarınızın en faziletlisi, Allâh'ı zikreden dil, şükreden kalp, imanında yardımcı olan eştir." & "Allâh'ı ZİKREDEN ile etmeyenin benzeri, diri ile ölü gibidir!.." & "Allâh'ı o kadar çok zikredin ki, insanlar size, deli mi bu, desin!.." & "Münafıklar size, gösteriş için yapıyorsunuz, diyecekleri kadar çok Allâh'ı zikrediniz." & "Müferridûn geçti!.. Buyruğuna soruldu, kimdir müferridûn, diye. "Allâh'ı çokça zikretmeye düşkün olanlardır. Zikir, onların ağırlıklarını hafifletir. Böylece kıyâmet günü de hafif olarak gelirler" & "ŞEYTAN, ağzını âdemoğlunun kalbine koymuştur. O Allah'ı zikrettikçe şeytan çekilir. Gaflete düşüp zikri bırakınca kalbini yutar!." Bu hâdis-i şerîf teşbih yani benzetme yollu bir anlatımdır... Kişi Allah'ı zikrettikçe, Cinler ondan uzak dururlar ve ona vesvese vererek düşüncelerini bulandıramazlar; ama zikir terkedilince, cinler onun beynini istedikleri gibi etkileyerek hüküm altına alır, manâsınadır. & "Allah'ın bir kula verdiği en faziletli şey, ona ZİKRİNİ ilham etmesidir." & "Hiç bir sadaka Allah'ı zikretmekten daha faziletli değildir." & "Cennetlikler hiç bir şeye üzülmezler ancak, dünyada iken ZİKİRsiz geçen anları hariç!.." & "Kim Allah'ı çok zikretmezse imandan uzaklaşır." & "İnsan, üzerinden geçip de, içinde Allâh'ı zikretmediği her an dolayısıyla kıyâmette büyük pişmanlık duyar." & "Herhangi bir topluluk, bir mecliste toplanır, Allah'ı zikretmeden dağılırlarsa, bu meclis kıyâmet gününde kendileri için bir pişmanlık olur!.." & "Kim Allâh'ı çok ZİKİR ederse, münâfıklıktan uzak olur!.." & İşte bunlar gibi daha pek çok Rasûlullah aleyhi's-selâm hadîs-i şerîfi bize ZİKİR konusunda büyük uyarıda bulunmaktadır. |
|
|
|
|
|
#6 |
|
|
Zikir’de Belirli Yöntem ve Sayilarin önemi...
Zikir, bir insanın yaşamında yapabileceği en faydalı çalışma şeklidir. Zikir, anlam olarak “anma, hatırlama” dır. Her an yeni bir şanda olan Allah’ı An’da anmak ve yaşamak da diyebiliriz. Tamamıyla teknik bir çalışma olan zikir, ... inançla dahi direkt bağlantısı olmayan bir hususiyet taşır. Bu hayati çalışma, yöntem itibariyle değişik birkaç kategoriye ayrılmaktadır. Birinci yöntem, Allah’ın belirli isimlerini belirli sayılarda tekrar etme yöntemidir. Beyinde tekrar edilen esmalar ruha yüklenmektedir. Böylelikle, hem ruhumuz güçlenir ken hem de beyin kapasitemiz gelişir. Tekrar edilen manalar yönüyle anlayışımız gelişerek idrak düzeyimiz yükselir ve böylelikle o manalar hazmedilir. Nihayeti ise İlahi manalar ile tahakkuk etme halidir. İkinci yöntem, kapsamlı ve derinlikli düşünce ile özellikle Allah kavramı üzerine odaklanarak bu isimle neye işaret edildiği üzerinde tefekkür mekanizmasını kullanmaktır. Tefekkür ve Tezekkür böylece birbirini tamamlayan iki yöntem olarak belirmiş olur. Beyin, belirli bir düşünce sisteminde yoğunlaşarak teknik zikirle açılan ek kapasitesini ilimle değerlendirir ve ruha iletir. Bahsettiğimiz bu tefekkür şekli kitabidir. Hakikâte dair olan bu kitabi bilgilerin evren kitabında afaki olarak müşahede edilmesi ise zikrin boyutunu daha da genişletir. Kurânın açılımı olan Evrensel sistem ve düzen okunur ve algılanır. Dolayısıyla evren kitabında algılanmakta olan her şey aslında birer kelime ve lafızdır. Zikir çalışması her türlü konumda uygulanabilir. Otururken, hareket ederken ya da yatarken yapabiliriz. Önemli olan Esmaları bilinçli olarak yudumlayabilmektir. Anlamları düşünülerek yapılan zikir daha etkili olabilmektedir. Bir taşıtta seyahat halindeyken dahi zikir yapılabilir.(Her ne kadar bazı ulema cevaz vermese de!) Zikirle birlikte uygulayacağımız tesbih çalışmaları ise zikrettiğimiz manalar üzerinde seyrimizi daha da kolaylaştıracaktır. Tesbih, anlamlar (Esma) üzerinde gezinme işlevidir ve ilimle seyirdir bir bakıma (Hz.Yunus’un tesbih edişi gibi). Her şey, kendisini meydana getiren İlahi ismin manası etrafında yüzmektedir. Zikrettiğimiz isimlerin sıralamasında bazen değişiklik yapmamız da sürekli aynı sıralamayı uygulamamızın oluşturacağı ülfeti giderecektir. Önemli olan sabah namazına müteakip zikre başlamamız ve yatmadan önce bitirmemizdir. Formüllerin tümünü bir gün e sığdırmak özellikle mesaisi yoğun olanlar için zor olabilecektir. Bu nedenle belirli isimleri ön plana çıkararak belirli bir süre o isimlerde yoğunlaşmak en azından kapasite genişlemesi noktasında kolaylık sağlayacaktır. Esma zikri yaparken tespih yöntemi kullanıldığı da hepimizin malumudur. Zikir’de sesin ağızda açığa çıkması en son aşamadır. Önemli olan beyindeki tekrar işlevidir. Dolayısıyla yöntem olarak bulunduğumuz konum ve şartlara zikri sessiz (hafi) ya da sesli (cehri) yapabiliriz. Her iki yöntem de geçerlidir ve tesirlidir. Zikir yaparken aynı zamanda ilgili eserleri de okuyabiliriz. Böylece zikir ve tefekkür çalışmaları birleşerek boyutları genişleyecektir. Teknik bir çalışma olan Esma Zikrini özellikle Risalei Nur isimli tefsirlerde yoğunlaşan kardeşlerimize tavsiye ediyoruz. Zira Bediüzzaman, Risalelerinde, Esma zikriyle alakalı önemli işaret ve uyarılarda bulunmuştur. Örneğin, kendisini ziyaret ettiklerini söylediği Ya Rahim kedisi ve Kuddus Kuşu hikayesi vardır. Burada Hazret, kendisini ziyaret eden bir kedinin Ya Rahim, Kuşun ise Kuddus isminin zikrini yaptığını belirterek bizlere Esma zikrini işaret etmiştir. Zira Esma zikri çalışması, beyin kapasitemizi artırıcı ve ruhumuzu güçlendirci bir hususiyete haizdir. Cevşen, her ne kadar Esmaları ihtiva etse de aslen dua mahiyetindedir. Bu nedenle Esma zikrinin getirisini elde etmek ancak belirli isimlerin belirli bir teknikle tekrar edilmesiyle mümkün olmaktadır. Zikir yaptığımız esmalar esasen manevi Ricalin malumu olan isimlerdir. Kurânı Kerimi orijinal şekliyle okumak da en büyük zikir yöntemlerinden biridir. Zira Kurân, duanın ve zikrin kaynağını teşkil eder. İlgili ayetlerin anlamlarının tefekkür edilmesi de bu çalışmayı renklendirecektir. Kurân aynı zamanda göklerde ve yerde gizli olan Esmaların manevi hazinelerinin de keşfedicisidir. Kurânı okumak, sistemin ruhunu (Ruhul Kuds) algılamakla mümkündür. Çünkü bu Ruh, sistemdeki ana manaları ihtiva etmektedir ve tüm varlık sisteminden sorumludur. Ruh, Allah’ın Esması ve Kudretiyle oluşmuştur. Bu Ruh’a ait olan manalar bizde boyutsal olarak tenezzül ederek açığa çıkar ve algılanır düzeye gelir. Zira tenezzül dediğimiz inzal sistemi, Esma Aleminin manalarının açığa çıkarılışıyla birlikte anlamların algılanır ve anlaşılır düzeye indirgenmesi işlevidir. Böylece kendi kapasite genişliğimiz nispetinde lafızdan manaya geçiş yapar ve Kutsi Ruhdaki ana manalarla özdeşleşir ve bütünleşiriz. Lafızlar, manaların suret giymiş halleridir. Suret anlaşılmadan Siret (öz) anlaşılmaz. Kurân, An’ı yaşatan kitap demektir bir anlamıyla. An, noktadaki (Esma Âleminde) sürekli değişik görüntü oluşturan süreci ifade eder. İşte biz, orijinal Arapça ayetleri okurken (bir tür göz mantrası) noktadaki bu sürekliliği müşahede ederiz. Allah bizlere zikri kolaylaştırsın ve sevimli kılsın. Daimi Zikrine erdirsin. Allah eyvallah HU!! Nazım Akpınar |
|
|
|
|
|
#7 |
|
|
Amin...Amin..Amin...
|
|
|
|
![]() |
| Tags |
| faydaları, zikrin |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | Arama |
| Stil | |
|
|